KEŞKE CÜMLECİKLERİ – WISH/IF ONLY CLAUSES

KEŞKE CÜMLECİKLERİ – WISH/IF ONLY CLAUSES

Türkçede keşke diye ifade ettiğimiz cümleleri ingilizcede temel olarak wish veya if only cümleleri ile yaparız.

Bu yapı İngilizce’ de temel olarak üç ayrı zaman için üç ayrı şekilde kullanılır.

Şu an : Şu an için istediğimiz keşkelerimiz.

If only/I wish’ ten sonra geçmiş zaman yapısı (fiil2-didn’t) kullanılır.

I wish u studied you lessons. – Keşke derslerine çalışsan.

I wish it weren’t cold today. – Keşke bugün soğuk olmasa.

I wish the teacher didn’t ask questions. – Keşke öğretmen sorular sormasa.

If only I knew how to dance. – Keşke nasıl dans etmeyi bilsem.

Geçmiş: Geçmişe yönelik keşkelerimiz.

If only /wish’ ten sonra geçmiş zaman yapısı ( had-fiil3) kullanılır.

I wish I hadn’t argued with my mom yesterday. – Keşke dün annemle tartışmasaydım.

I wish you had not told all those lies. – Keşke tüm o yalanları söylemeseydin.

I wish he hadn’t been so drunk in the party. – Keşke partide bu kadar sarhoş olmasaydı.

If only you had learned english when you were at high school. – Keşke lisedeyken ingilizce öğrenseydin.

Bu örneklere baktığımızda keşke ile ifade ettiğimiz cümlenin gerçekleşme olasılığı olduğunu unutmayın.

Gelecek: Geleceğe yönelik keşkelerimiz.

If only/wish ‘ ten sonra would kullanılır. Bu yapı aynı zamanda memnuniyetsizlik bildirirken de kullanılır.

I wish u would hurry up! – Keşke acele etsen!

I wish you would also come tomorrow.- Keşke yarın sen de gelsen.

I wish they wouldn’t reject. – Keşke itiraz etmeseler.

If only he would admit. – Keşke kabul etse.

Yetenek: Yetenek ile ilgili keşkelerimiz.

If only/wish ‘ ten sonra could kullanılır.

I wish I could play tennis. - Keşke tenis oynayabilsem.

I wish he could understand me. – Keşke beni anlayabilse.

I wish I could speak english. – Keşke ingilizce konuşabilsem.

Devamını Oku

Vurgu Cümleleri - Cleft Sentences

CLEFT SENTENCES

Konuşurken ses tonumuzu yükselterek cümlenin istediğimiz bölümünü vurgulayabiliriz. Yazılı dilde ise bu vurguyu cümlenin öğelerinin yerlerini değiştirerek yaparız. Türkçe yazılı dilde genellikle vurgulanmak istenen kelime fiilden önce getirilir. İngilizce’ de de buna benzer bir durum vardır. Bu şekilde yapılan cümleler “ cleft sentences “ olarak adlandırılır.

Cleft kelimesi cleave fiilinin gecmis kullanımıdır. Cleave: kesmek, bölmek, yarmak anlamlarına gelir. Cleft cümlelerini öncelikle vurgu için veya farklı yapılar ile çeşitlilik sağlamak için kullanırız.

“Kardeşim dolaptaki tatlıyı yemiş.” cümlesinde kardeşimin yediğini vurgulamak istersem, sözlü dilde onu biraz daha yüksek sesle söylerim veya daha yavaş söylerim. Yazılı dilde ise kardeşimin yediğini vurgulamak için fiilden önce getiririm. “Dolaptaki tatlıyı kardeşim yemiş.”

İngilizce’ ye baktığımızda aynı şekilde:

“ My brother ate the sweet in the refrigetator.” Cümlesini söylerken “my brother” kelimesini daha yüksek sesle veya daha yavaş söyleyerek vurgulayabiliriz.

Bu vurguyu yazılı dilde cleft cümleler ile yaparız. Cleft cümlede vurgulamak istediğimiz kelimeyi tanımlayıcı olarak cümlenin başına getiririz. Tanımlayıcı cümleler bildiğiniz üzere “to be” formlarıdır. Ve bu tanımlayıcı cümleden sonra “who,when,what,which,whom, where” gibi açıklama yapmamıza yarayan kelimeleri kullanırız. Örneğin:

Cümlemiz geçmiş zamanda olduğu için was/were ikilisinden uygun olanı seçeriz.

“It was my brother who ate the sweet in the refrigerator.” Dediğimizde tatlıyı kardeşimin yediğini vurgulamış oluruz.

“Is, am, are” kullanmamız gereken durumlar şuandaki olaylar için geçerlidir.

“Serpil sends Ahmet a letter on Sundays.” Cümlesinde “a letter” kelimesini vurgulamak için başa getiririz.

“It is a letter which Serpil sends Ahmet on Sundays.”

Bu şekilde cümlenin istediğimiz öğesini vurgulayabiliriz. Ahmet’ i vurgulamak için:

“It is Ahmet to whom Serpil sends a letter on Sundays”.

Serpil’ i vurgulamak için:

“It is Serpil who sends a letter to Ahmet on Sundays.”

Günü vurgulamak için:

“It is on Sundays when Serpil sends Ahmet a letter.” Deriz.

Aşağıdaki cümlelerdeki yanlarında parantez içinde yazılı olan kelimeleri vurgulayamayı deneyiniz…

· Alev solved the hard problem. ( the problem )

· They need our help to overcome this. ( our help)

· I want him to listen to the radio carefully. ( the radio)

· They would like to create a new project. ( a new project)

· You should ask Metin to complete the job. ( Metin )

It was the hard problem that Alev solved.

It is our help that they need to overcome this.

It is the radio which I want him to listen to carefully.

It is a new project that they would like to create.

It is Metin to whom you should ask to complete the job.

Istediğimiz kelimeleri yukarıdaki kalıplarla vurgulayabileceğimiz gibi daha değişik yapılar kullanarak da vurgu cümleleri olusturabiliz.

Bunlardan ilki “what” ve “to be” kullanılarak yapılan vurgu cümleleridir.

  • What Alev solved was the hard problem. (Alevin çözdüğü problem en zor problemdi)
  • What they need is our help to overcome this.(Bunun üstesinden gelmek için ihtiyaçları olan şey bizim yardımımız.)
  • What they would like to create is a new project. (Yaratmak isteyecekleri şey yeni bir proje.)

Kişileri ya da nesneleri vurguladığımızı daha specific hale getirmek istersek de cümleyi “the person that/who” ve “the thing that” gibi kalıplar kullanarak da yazabiliriz.

  • The person to whom you should ask to complete the project is Metin.(Projeyi bitirmesini isteyeceğin kişi Metin.)
  • The thing that I want him to listen to was the radio. (Ondan dinlemesini istediğim şey radyoydu.)
  • The thing that is important than anything else is your health. (herşeyden daha önemli olan şey senin sağlığın.)

Eger belirli tek birşeye yoğunlaşmak, dikkat çekmek istiyorsanız bazen “what” yerine “all” kullanmak çok etkili olur.

  • I want a new job for myself
  • All I want for myself is a new job. (Kendim için istediğim tek şey yeni bir iş.)
  • A new job is all I want for myself. (Yeni bir iş kendim için istediğim tek şey.
  • I touched it and it broke suddenly
  • All I did was (to) it and it broke suddenly. (Tek yaptığım şey ona dokunmaktı ve o birden kırıldı.)

Vurgu cümlelerinde sebep, yer ya da zaman vurgulanmak isteniyorsa “the reason why, the place where, the day when ve what-clauses” gibi kalıplar kullanılabilir.

  • I've come to discuss your decision about us.
  • The reason why I've come is to discuss your decision about us..

(Buraya gelmemin sebebi bizimle ilgili kararını tartışmak.)

  • She hides her children far from the city.
  • The place where she hides her children is too far from the city.

( Çocuklarını sakladığı yer şehirden çok uzak.)

Hale works harder than anybody else in the company.

  • The person who works harder than anybody else in the company is Hale.
  • Hale is the person in the company who works harder than anybody else.

(Şirkette en çok çalışan kişi Hale.)

  • The Second World War ended on 7 May 1945 in Europe.
  • The day (when) the Second World War ended in Europe was 7 May 1945.

(Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’nın bittiği gün 7 Mayıs 1945’tir)

  • 7 May 1945 was the day (when) the Second World War ended in Europe.

(7 Mayıs 1945 Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’nın bittiği gündür)

.They now need money rather than advices.

  • What they now need is money rather than adices.

(Şu anda ihtiyaçları olan şey tavsiyeden çok para.)

  • I enjoyed the brillant story of all in the film.
  • What I enjoyed most in the film was the brilliant story
  • The brilliant story was what I enjoyed most in the film.
Devamını Oku

Şart Cümlecikleri ( Conditionals )

KOŞUL CÜMLECİKLERİ ( IF CLAUSES )

Eğer (Şart) cümleleri olarak da adlandırabileceğimiz bu cümleleri, Türkçede eğer kelimesiyle veya –se,-sa ekleriyle ifade ederiz.

(Eğer) anlatırsan dinlerim. :Bu örnekte gördüğünüz gibi eğer kelimesini kullanabileceğimiz gibi, sadece fiile –sa eki ekleyerek de şart cümleciğini oluşturabiliriz.

Bu yapı İngilizce’ de temel olarak 4 ayrı şekilde kullanılır.

TYPE 0: Genel geçer gerçeklerde veya her zaman olan durumlarda iki tarafta da geniş zaman kullanılır. İngilizcede Type 0 olarak adlandırılır.

If you heat the ice, it melts. – Buzu ısıtırsan erir. (gerçek)

If you go home late, you parents get angry. Eve geç gidersen ailen sinirlenir. (her zaman)


TYPE I: Gerçekleşme ihtimali bulunan koşul cümleciklerinde; koşulumuzu geniş zamanla, bu koşula bağlı olarak oluşacak olayı da will veya yardımcı fiillerle ifade ederiz. İngilizcede Type I olarak adlandırılır.

If I see her, I will speak to her. – Onu görürsem onunla konuşacağım.

If you study, you will pass. – Eğer çalışırsan geçersin.

Call me immediately if you see my wallet.

Bu örneklere baktığımızda koşul olarak söylediğimiz cümlenin gerçekleşme olasılığı olduğunu unutmayın.

TYPE II: Gerçekleşme ihtimali bulunmayan koşul cümleciklerinde; koşulumuzu geçmiş zamanla (özne+ V2/didn’t+V1), bu koşula bağlı olarak oluşacak olayı da would veya belli yardımcı fiillerle ( could, should, might) ifade ederiz. İngilizcede Type II olarak adlandırılır. Tense'i geçmiş zaman olsa da şuanki düşüncelerimizi anlatır.

If the war ended this month, we would visit our relatives in Lebanon. – Savaş bu ay bitse, Lübnan’ daki akrabalarımızı ziyaret ederdik. (gelecek)

If I were you, I would study more. – Senin yerinde olsam daha çok çalışırdım. (genel)

Bu örneklere baktığımızda koşul olarak söylediğimiz cümlenin gerçekleşme olasılığının çok düşük olduğunu ve hatta olmadığını unutmayın.

TYPE III: Artık olay eskide kaldığı için gerçekleşme ihtimali kesinlikle olmayan koşul cümlelerinde; koşulumuzu had+V3 ile, bu koşula bağlı olarak oluşacak olayı da would,could,might have+ V3 ile ifade ederiz. İngilizcede Type III olarak adlandırılır. Geçmişte olmuş artık değiştiremeyeceğimiz olaylar.

If we had rushed, we would have got there in time. – Eğer acele etseydik, oraya zamanında varırdık.

If I had finished my work early, we could have gone for a walk. – İşimi erken bitirseydim, yürüyüşe gidebilirdik.

Bu örneklere baktığımızda koşul olarak söylediğimiz cümlenin geçmişte kaldığını ve artık mümkün olmadığını unutmayın.
Devamını Oku

Zaman Edatları - Prepositions of Time

ZAMANLARDA KULLANILAN EDATLAR

Zaman söcüklerinde kullanılan edatların başlıcaları in, on ve at edatlarıdır.

IN

* Yıl, ay ve mevsimlerde (year & month & season) kullanılır.

We met in September, in 1995. And the weather was very cold in that fall. – 1995’ te Eylül ayında buluştuk. Hava o sonbaharda çok soğuktu.

* Günün bazı vakitleri için kullanılır: morning(sabah), afternoon(öğleden sonra), evening(akşam)

I will be in the school in the morning, in the afternoon I will have lunch with my friends and in the evening I will call you.- Sabah okulda olacağım, öğleden sonra arkadaşlarımla yemek yiyeceğim ve akşam seni ararım.

* Uzun süreler için: the last century (geçen yüzyıl) , the Ice Age (buzul çağı), fifteenth century (onbeşinci yüzyıl), the past (geçmiş),the future(gelecek)

The sea level has risen about 10-20 cm in the last century. – Geçen yüzyıl deniz seviyesi yaklaşık 10-20 cm yükseldi.

*Belli bir zaman içerisinde: in two days (iki gün içerisinde), in two weeks’ time(iki haftalık zaman içerisinde)

I will call them in two days. – İki gün içerisinde onları arayacağım.

*In time:zamanında, yeterince erken

We should hurry to be in time for the show. – Zamanında gösteride olmak için acele etmemiz gerekir.

AT

* Saatlerde:

Is the meeting at 1 or 2 o’clock? – Toplantı saat 1’de mi ‘de mi?

* Tatillerde: (Easter/Christmas, the weekend)

Why don’t we meet at the weekend?- Neden hafta sonu buluşmuyoruz?

* Ay sonu ve başında:

She started working in that firm at the beginning of this month but resigned at the end of this month. – O firmada bu ay başında çalışmaya başladı ama ay sonunda istifa etti.

* Yemek zamanlarında: lunch (öğle yemeği), breakfast (kahvaltı), dinner time (akşam yemeği)

Are you going there at lunch or at breakfast? – Oraya kahvaltıda mı öğlen yemeğinde mi gidiyorsun?

* Günün bazı vakitleri için kullanılır: noon(öğle vakti), night (gece), midnight (gece yarısı),dawn (şafak vakti)

You mustn’t call your friend at midnight. – Arkadaşını gece yarısı aramamalısın.

ON

* Günlerde:

Let’s meet on Saturday! – Cumartesi günü buluşalım!

* Günün bir bölümünde:

I saw her on Tuesday morning. – Salı sabah onu gördüm.

* Gününde yer aldığı tarihlerde:

My birthday is on December 21st. – Doğumgünüm 21 Aralık’ta.

She will be in Australia on 13 August 2010. – 13 Ağustos 2010’ da Avustralya’ da olacak.

The exam was on 6 September. – Sınav 6 Mart’ taydı.

* Tek bir günden bahsederken: birthday (doğumgünü), cold day (soğuk gün), that day (o gün)

We can go to Bursa on my birthday. – Doğumgünümde Bursa’ ya gidebiliriz.
Devamını Oku

Hareket Edatları - Prepositions of Movement

HAREKETLERDE KULLANILAN EDATLAR

Hareket edatları bir hareket hakkında konuşurken kullandığımız edatlardır.

IN & INTO: içerisine

The dog fell into the lake. - Köpek gölün içine düştü.

OUT OF: -den, -dan

He took the money out of his bag. – Çantasından parayı çıkardı.

“Out of sight, out of mind.” – Gözden ırak, gönülden ırak.

ON & ONTO: üzerine

Put your umbrealla onto the shoe cupboard. – Şemsiyeni ayakkabılığın üzerine koy.

OFF: dışarısına

The students are going off the campus. – Öğrenciler yerleşkenin dışarısına çıkıyorlar.

TOWARDS: -e doğru

Let’s walked towards Beşiktaş. – Beşiktaş’ a doğru yürüyelim.

OVER: üzerine, üzerinden

You should jump over that fence. – O çitin üzerinden atlaman gerekiyor.

The pilot flew over the huge mountains. – Pilot kocaman dağların üstünde uçtu.

UNDER: aşağısına, altından

Our boat will sail under the bridge. – Kayığımız köprünün altından geçecek.

TO: -e,-a

They are going to Jordan. – Ürdün’ e gidiyorlar.

UP TO: bir insana doğru –e,-a

The teacher came up to me to ask a question. – Öğretmen soru sormak için bana doğru geldi.

! Up to a point: bir dereceye kadar anlamı da vardır.

FROM: -den,-dan

Are you coming from the school? – Okuldan mı geliyorsun?

FROM........TO: bir yerden öbür yere

She will drive from Bursa to İzmir. – Bursa’dan İzmir’ e arabayla gidecek.

THROUGH: içinden, arasından

We can walk through the forest. – Ormanın içinden yürüyebiliriz.

ACROSS: karşı tarafa, karşısına

You should walk across the street to the bank. – Banka için caddenin karşısına yürümelisin.

ALONG: boyunca

She ran along the street. – Cadde boyunca koştu.

AROUND & ROUND: etrafında, çevresinde

I want to travel around the world. – Dünyanın çevresinde seyahat etmek istiyorum.

BETWEEN: arasına, arasında

He sat between his mom and dad. - Babası ve annesinin arasına oturdu.

UP: yukarıya, yukarısına

The mountaineers are climbimg up the hill. – Dağcılar tepenin yukarısına tırmanıyorlar.

DOWN: aşağıya, aşağısına

Walk down the street. – Caddenin aşağısına yürü.

AWAY FROM: - den uzakta, uzağa

Can you go away from your hometown? – Memleketinden uzağa gidebilir misin?

PAST:önünden, yanından geçmek

When I was running past the shops, I saw Deniz. – Dükkanların önünden koşarak geçerken, Deniz’ i gördüm.

! geçmek anlamına gelen pass kelimesi ile karıştırmayın.

NOTES:

  • Taşıtlara binmek

Büyük taşıtlar için: get on the bus/train/the plane

Küçük taşıtlar için: get in a car/taxi

  • Taşıtlardan inmek

Büyük taşıtlar için: get off the bus/train/the plane

Küçük taşıtlar için: get out of a car/taxi

Bununla birlikte tüm taşıtlarda: binmek için get into, inmek için get out of kullanılabilmektedir.

Get into/out of the bus/the train/the plane/the car/the taxi

  • Eve gelmek veya gitmek için edat kullanılmaz:

I am going home. – Eve gidiyorum.

Come home at 8 please.- Lütfen saat 8’ de eve gel.

Eğer evin kime ait olduğunu söylüyorsak edat kullanırız:

We may go to Pınar’s home today. – Bugün Pınar’ ın evine gidebiliriz.
Devamını Oku

Yer Edatları - Prepositions of Place

Yer Edatları - Prepositions of Place

in / inside : içinde

He is in his room. (Odasında./ Odasının içinde.)

My shoes are in the box.. (Ayakkabılarım kutunun içinde.)

He left the key in the drawer. ( Anahtarı çekmecede bıraktı.)

on : (bir yüzeyin) üzerinde

There are 5 books on the table. (Masanın üzerinde 5 bardak var.)

Your picture is on the wall. (Senin resmin duvarda.)

I left 60 euro on the table. (Masanın üzerine 60 euro bıraktım.)

near : yakınında

My house is near the bank.. (Evim bankanın yakınında)

He stayed near the door. (Kapının yakınında durdu.)

The park is near the hospital. (Park hastahanenin yakınında)

next to : yanında

She sits next to me in the class. (Sınıfta yanımda oturuyor.)

They put the box next to the bus. (Kutuyu otobüsün yanına koydular)

His bed is next to the window. (Onun yatağı pencerenin yanında.)

under : altında

She hides her key under the flowerpot. (Anahtarını saksının altına saklar.)

The cat is sleeping under the cahair. (Kedi sandalyenin altında uyuyor.)

Had you put your book under mine? (Kitabını benimkinin altında mı unuttun?)

in front of : önünde

The taxi will stop in front of the house. (Taksi evin önünde duracak.)

Helin is going to sing in front of the class. (Helin sınıfınönünde şarkı söyleyecek.)

We met in front of the post office. (Postahanenin önünde karşılaştık.)

behind : arkasında

They tried to hide themselves behind the tree. (Ağacın arkasına saklanmaya çalıştılar)

Your watch is behind the books. (Saatin kitapların arkasında.)

I guess there’s somebody behind the door. (Sanırım kapının arkasında biri var)

between ..... and ....... : iki şeyin arasında

My pencil is between my books and hers. (Kalemim kitabımla onun kitabı arasında.)

The child is walking between his mom and his dad. (Çocuk annesiyle babasının arasında yürüyor.)

Her office is between the school and the gift shop. (Evi okulla hediye dükkanının arasında.)

at : -de, -da

(at home / school / university / work / the bus-stop / hotel / a party / a concert / the theater / the cinema)

She was at home yesterday. (Dün evdeydi.)

I work at the cinema. (Sinemada çalışıyorum.)

They married at the hotel. (Otelde evlendiler.)

opposite : karşısında

The pharmacy is opposite the street. (Eczane caddenin karşısında.)

The old man stood opposite the young woman. (Yaşlı adam genç kadının karşısında durdu)

You shouldn’t sit opposite the window. (Pencerenin karşısına oturmamalısın.)

into : içine

I walked into the room. (Odaya (odanın içine) yürüdüm.)

He jumped into the water. (Suya atladı.)

She moves into the stage. (Sahneye ilerler.)
Devamını Oku

YARDIMCI FİİLLER (MODALS)

YARDIMCI FİİLLER (MODALS)

Ingilizce’ de gelmen gerekir, çayı tercih ederim, dinlemelisin, anlatabilirim gibi ifadeleri yardımcı fiiller yardımı ile oluştururuz. Bu bölümde yardımcı fiillerin nerelerde kullanılacağını göreceğiz.

CAN

1. Yetenek (Ability):

I can swim.- Yüzebilirim.

2. Birşeyin nasıl yapılacağını bildiğimiz durumlarda (Knowing how sth. is done):

I can make a cake.

3. İhtimal (Possibility):

I can come to see u tomorrow. – Yarın seni görmeye gelebilirim.

4. Ricalarda (Request):

Can u open the door, please? – Kapıyı açabilir misin?

5. İzin isterken veya izin verirken (Asking for / and giving permission)

Can I study in this room? – Bu odada çalışabilir miyim?

When u finish ur homework, you can watch TV?- Ödevini bitirdiğinde TV izleyebilirsin.

6. Tahminlerde-olumlu/olumsuz (Prediction-question-negative):

Who can that be at the door? He can’t be my dad.- Kapıdaki kim olabilir? Babam olamaz.

COULD

1. Geçmişteki yetenekler (Past ability):

At what age could you speak?- Kaç yaşında konuşabildin?

2. Geleceğe yönelik ihtimallerde (Future Possibility):

The doctor could see you at 3.- Doktor seni saat 3’ te görebilir.

3. Ricalarda (Request) :

Could I borrow your dictionary? – Sözlüğünü ödünç alabilir miyim?

BE ABLE TO

1. Tüm zamanlarla birlikte yetenek olarak (With all tenses- ability)

She’ll be able to keep her appointment tomorrow. :Randevusunu yarın için elde tutabilecek.

2. Fırsatlarda (Opportunity):

I’ ve a week’s holiday next month.I’ll be able to go on a holiday. – Bir dahaki ay bir haftalık tatilim var. Tatile gidebileceğim.

3. Fiziksel başarılarda (Physical achievement) (what s.o. really managed to do)

Mary was able to answer all questions on exam paper. – Mary sınav kağıdındaki tüm soruları cevaplayabildi.

WILL

1. Kararlılık ( Determination):

I’ ll pass that exam.- Şu snıavı vereceğim.

2. Gelecek hakkında fikir ve tahminlerde (Prediction and opinion for the future)

It will rain.- Yağmur yağacak.

3. Söz verirken (Promise):

I’ll do whatever u say. – Sen her ne dersen yapacağım.

4. Kaçınılmaz durumlarda (Unavoidable situations):

Accidents will happen. – Kazalar olacak.

5. Red ederken (Rejection):

I’ll not talk to you. – Seninle konuşmayacağım.

6. İsteklilik - niyet (Willingness – intention):

I’ll help you to do the works.- İşlerini yapmada sana yardım edeceğim.

7. Davetlerde – tekliflerde (Invitation – offer):

Will u have some tea? Biraz çay alır mısınız?

WOULD

1. Kibar ricalarda (Polite Request):

Would you open the door, please? – Lütfen kapıyı açar mısınız?

2. İnanılamaz durumlarla ilgili sorularda (Questions indicating unbelievable situations)

Who would make such a big mistake? – Kim bu kadar büyük bir hata yapabilir?

3. Keşke (wish, if only) ve Neler (what) kalıplarından sonra istek belirtmek için (to show desire for the presents after wish, if only, what):

I wish I would study harder. – Keşke daha çok çalışsam.

If only you would help me. – Keşke bana yardım etsen.

What would not I give for good teeth.- Sağlıklı dişler için neler vermezdim.

MAY

1. İzin isterken/verirken (Ask for/ give permission-request):

May I come in? – İçeri gelebilir miyim?

You may leave when you finish?- Bitirince ayrılabilirsin.

2. Olasılık- makul tahminlerde (Probability-reasonable guess):

Don’t touch it! It may be hot.- Ona dokunma! Sıcak olabilir.

3. Zıtlık göstermeye hazırlanırken (Getting ready to show contradiction):

She may not be very pretty but she is very good at his job.- Çok şirin olmayabilir ama işinde çok iyi.

4. Dileklerde (Desire, wish):

May she rest in peace! – Huzur içinde yatsın!

MIGHT

1. Olasılık-may’ den daha zayıf (Probability (weaker than may):

I don’t know where he is, he might be at work.- Nerede olduğunu bilmiyorum. İşte olabilir.

2. Kibar bir şekilde İzin isterken (Ask for permission/ request):

Might I use your phone?- Telefonunuzu kullanabilir miyim?

MUST

1. Güçlü gerekliliklerde (Strong necessity):

The lecture must begin right now. – Ders şimdi başlamalı.

2. Tahmin – mevcut durum hakkında yaptığımız çıkarımlarda (Prediction-deduction about a present situation):

He looks terrible.He must be ill.- Berbat görünüyor. Hasta olmalı.

3. Yasaklarda (Prohibition):

You mustn’t speak during the exam. – Sınav sırasında konuşmamalısınız.

SHOULD

1. Görevlerde, gerekliliklerde-must’ dan daha zayıf bir ifade, tavsiyelerde (Duty, necessity-weaker than must), advice:

He should get up early. – Erken kalkması gerekir.

2. Tahminlerde (Prediction): Türkçe’ de de gerekir kelimesini tahminlerde kullanıyoruz.

Helen took dancing lessons for years. She should be a good dancer. – Helen yıllarca dans dersleri aldı. İyi bir dansçı olması gerekir.

OUGHT TO

1. Görevlerde (Duty):

We ought to study.- Ders çalışmamız lazım.

2. Tavsiyelerde (Advice):

You ought to eat less. – Daha az yemen lazım.

3. Beklentilerde (Expectation):

My friend works hard. He ought to be successful. – Arkadaşım çok çalışır. Başarılı olması lazım.

HAD BETTER

1. Tavsiyelerde (Advice)

You had better explain this. – Bunu açıklasan iyi olur.

2. Uyarılarda (Warn):

You had better not visit him.He has been so angry recently. – Onu ziyaret etmesen iyi olur. Son zamanlarda çok sinirli.

BE SUPPOSED TO

1. Görevlerde (Duty) =should:

She’s supposed to clean all the rooms. – Tüm odaları temizlemesi gerekir.

2. Genel olarak inançlarda (General belief):

Milk is supposed to be good for health. – Süt sağlık için yararlı olmalı.

3. Planlı hareketlerde (Planned action):

The plane is supposed to leave at 5. – Uçağın 5’ te kalkması gerekir.

4. Yasaklarda (Prohibition):

You are not supposed to leave the class before afternoon. – Öğleden önce sınıftan ayrılmaman gerekir.

WOULD RATHER

1. Tercihlerde (Preference):

Would u like tea or coffee?I’d rather have coffee than tea. – Çay mı kahve mi istersiniz? Çaydansa kahve almayı tercih ederim.

2. Ben-biz harici öznelerde geçmiş yapıyla (past but the meaning is present):

I’d rather you didn’t ask difficult questions. – Zor sorular sormamanı tercih ederim.

USED TO

1. Geçmiş alışkanlıklarda (Past habit):

I used to get up early.- Erken kalkardım.

2. Alışkanlıklarda (Be used to-Ving):

I am used to working too much. – Çok çalışmaya alışığım.

Devamını Oku

would rather - yeğlemek, tercih etmek, daha iyi olur, keşke

WOULD RATHER

Tercih bildiren yapılardan ( would prefer to, would sooner, would just as soon as) birisidir. Would rather öznenin yanında ayrı olarak kullanılabileceği gibi ‘d şeklinde özneye de bağlanabilir. Bu durumda özneye –ıd olarak bağlanarak ara vermeksizin okunur. Birşeyi başka bir şeye tercih ettiğimiz zaman than kelimesini kullanırız.

Kendimiz için tercih yaptığımız zaman:

I would rather have tea. – Çay içmeyi yeğlerim. /Çay içsem daha iyi.

Let’s go by bus rather than wait for a taxi! – Taksi beklemektense otobüsle gidelim.

I would rather not comment on this subject. – Bu konu üzerinde yorum yapmamayı yeğlerim.

We would stay at home rather than go out. – Dışarı çıkmaktansa evde kalmayı yeğleriz.

Which movie would you rather watch, this or that on? – Hangi filmi izlemeyi tercih edersin, bunu mu onu mu?

A: Do you want to have dinner now? - Şimdi akşam yemeği yemek ister misin?

B: I would rather not. – Yememeyi tercih ederim.

I would rather die than go there. – Oraya gitmektense ölmeyi yeğlerim. ( ölürüm daha iyi.)

Başkası için tercihte bulunduğumuz zaman: Bu kullanımında, would rather’ dan sonra tercihte bulunduğumuz kişiyi getiririz ve fiillerimiz geçmiş zamanda kullanırız.

I would rather my sister helped with my homework. – Kardeşimin ödevime yardım etmesini tercih ederim.

I would rather my friends didn’t critisize me. – Arkadaşlarımın beni eleştirmemesini tercih ederim.

My parents would rather me studied on engineering. – Ailem mühendislik üzerine çalışmamı tercih eder.

What would you rather me do to help you? – Sana yardım etmek için ne yapmamı tercih edersin.

Would they rather you go with them? – Senin gitmeni tercih ederler mi?

I’d rather nobody knew this. – Kimsenin bunu bilmemesini tercih ederim. ( Keşke kimse bunu bilmese.)

Şimdiki Zamandaki Kullanımı: Şu an için yapıyor olmayı tercih ettiğimiz şeyler için would rather be+ fiil-ing yapısını kullanırız.

I would rather be teaching you in my class now. – Şu anda size sınıfımda öğretiyor olmayı tercih ederim. /ederdim.

She’d rather be sleeping than working now. – Şimdi çalışıyor olmaktansa uyumayı yeğler.

Geçmiş Zamandaki Kullanımı: Geçmiş için tercih ettiğimiz şeyler içinse would rather have+ fiil 3 kullanırız.

I would rather you have told me the truth. – Bana gerçeği söylemiş olmanı yeğlerdim.

Would you rather heard the reality before? – Gerçeği önceden duymayı tercih eder miydin?

Başkaları için yapılan tercihlerde would rather had+ fiil3 kullanılır.

I would rather you hadn’t insisted this much. – Bu kadar çok ısrar etmemiş olmanı tercih ederdim.

We would rather they hadn’t complained about the delay. – Gecikme hakkında şikayet etmemiş olmalarını tercih ederdik.
Devamını Oku

yardımcı fiillerin geçmişi - past modals

yardımcı fiillerin geçmişi - past modals

can't have

certainty - kesinlik

I can't have lost my keys! (I'm sure I didn't) – Anahtalarımı kaybetmiş olamam!

You can’t have done such a stupid thing. – Bu kadar apalca bir şey yapmış olamazsın.

could have

possibility, but did not happen - olabilirdi ama olmadı

I could have passed my driving test if I'd really tried. – Eğer gerçekten uğraşsaydım sürücü sınavını geçebilirdim.

He could have been famous now but he didin’t want to. Şimdi ünlü olabilirdi ama istemedi.

uncertainty - belirsizlik

I guess it could have been Süreyya on the phone. – Bence telefondaki Süreyya olabilirdi.

I didn’t see exactly but it could have been an accident. – Tam göremedim ama bir kaza olmuş olabilir.

couldn't have

possibility/ability – olasılık/ yetenek

I couldn't possibly have passed my driving test, even if I'd tried harder. – Daha çok uğraşsam bile sürücü sınavını büyük ihtimalle geçemezdim.

He couldn’t have been at home last night, I saw him in a bar. – Dün gece evde olmaz, ben onu bir barda gördüm.

uncertainty - belirsizlik

It couldn't have been Süreyya on the phone, could it? – Telefondaki Süreyya olmazdı değil mi?

with comparative adjectives – karşılaştırmalı sıfatlarla

I couldn't have asked for better weather on my wedding day. – Düğün günümde daha güzel bir hava isteyemezdim.

She couldn’t have had a worse birthday party. – Daha kötü bir doğum günü geçiremezdi.

Unwillingness – isteksizlik

I couldn't have left the dog in the car for long (so I didn't). – Köpeğimi o kadar uzun zaman arabada bırakazdım (o yüzden bırakmadım).

I couldn’t have seen him after all that things. – O kadar şeyden sonra onu göremezdim.

may have

uncertainty - belirsizlik

I guess I may have been a bit hard on her when she came home an hour late. – Sanırım eve geç geldiğinde ona biraz fazla yüklenmiş olabilirim.

may not have

uncertainty

He may not have found out yet that he has passed the test. – Sınavı geçtiğini daha öğrenmemiştir.

Can I stay a little bit longer? My mum may not have come home and I don’t have the keys. – Biraz daha kalabilir miyim? Annem daha eve gelmemiş olabilir ve benim anahtarım yok.

might have

possibility (didn't happen) – olasılık (olmamış, olabilirdi)

You might have been killed! – Öldürülebilirdin!

We might have missed the train, why are you so late? – Treni kaçırabilirdik, neden geç kaldın?

uncertainty - belirsizlik

I guess I might have been a bit hard on her when she came home an hour late. - Sanırım eve geç geldiğinde ona biraz fazla yüklenmiş olabilirim.

annoyance at someone's failure to do something – birisinin saşarısızlığına kızgınlık

You might have told me that you had invited all your colleagues round for dinner! – Yemeğe bütün iş arkadaşlarını çağırdığını bana söyleyebilirdin!

might have known + would (idiom to ironically express that somebody's action was typical) (birisinin davranışın tipik olduğunu anlatan bir deyiş)

I might have known that he would finish with me as soon as he found out I wasn't wealthy! – Benim zengin olmadığımı öğrenince beni terkedeceğini bilebilirdim!

might not have

uncertainty - belirsizlik

He may not have found out yet that he has passed the test. – Daha sınavı geçtiğini bilmiyor olabilir.

must have

certainty - kesinlik

He must have known how much it was going to cost. (I'm sure he knew.) – Ne kadara mal olacağını biliyor olması gerekir. (eminim ki biliordu)

with surely in exclamations - “kesinlikle” ile ünlemlerde

Surely he must have known how much it was going to cost! – Kesinlikle ne kadara mal olacağını biliyor olmalı.

needn't have

unnecessary action that was actually done - zaten yapılmış ama yapılmasına gerek olmayan eylemler

Oh, you needn't have done the washing up! – Bulaşıkları yıkamana gerek yoktu!

should have

expectation - beklenti

Why is she late? She should have arrived by now! – Neden geç kaldı? Şimdiye kadar gelmiş olası gerekirdi!

should have + verbs of thinking

I should have thought you knew. – Bildiğini anlamalıydım.

criticism (you didn't do something, but it would have been the right thing to do) – eleştiri (Bir şey yapmadın ama eğer yapmış olsan doğru olurdu)

The party was such fun last night! You should have come! – Dünkü parti çok eğlenceliydi. Gelmeliydin!

You should have stayed at home today, you need to rest. – Bugün evde kalmalıydın, dinlenmen lazım.

shouldn't have

criticism - eleştiri

You shouldn't have been so frank with him. – Ona bu kadar açık olmamalıydın.

I shounln’t have watered the flower that much, they are witherred. – Çiçekleri o kadar çok sulamamalıydım, soldular.

polite expression of thanks on receiving a gift or favour – hediye ya da destek alırken kibarca teşeekkür etme

"Here's a bottle of wine for you" – İşte senin için bir şişe.

"Oh, you really shouldn't have!" – Almamalıydın!

would have

events in the past that did not happen – geçmişte olmamış olaylar

I would have gone out with him, but he didn't ask me. – Onunla çıkardım ama sormadı.

I know she would have done everything for me but I didn’t want her to be busy with my rubbish. – Benim için her şeyi yapardı biliyorum ama benim saçmalıklarımla meşgul olsun istemedim.

assumptions - tahminler

Oh, that would have been Süreyya on the phone just now. – Telefondaki Süreyya olabilirdi.

Devamını Oku