5. sınıf dindersi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5. sınıf dindersi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Vatanımızı ve Milletimizi Seviyoruz

6.sınıf 3.ünite
DERS NOTLARI:
1. VATAN VE MİLLET KAVRAMLARINI ÖĞRENİYORUZ
Kelime olarak vatan, bir kişinin doğup büyüdüğü veya yaşadığı memleket ya da yurt anlamına gelir. Vatan, bizim en kıymetli varlığımızdır. Bu bakımdan ''Ana Vatan'' tabiri, biz Türkler arasında önem kazanmış! Ata sözlerimize kadar girmiştir. Millet ise, kavram olarak dil, din, tarih, kültür ve ülkü birliği meydana getirdiği, kökü tarihin derinlerine inen topluluktur. Millet hayatında ahlak, eğitim, örf ve gelenekler, ortak duygu ve hedefler, ortak davranışlar milli birliği ve amaçları belirler.
2. BİZ VATANIMIZI VE MİLLETİMİZİ ÇOK SEVERİZ
Milletimizin vatan ve millet sevgisine koca bir tarih tanıktır. Bu sevgi, İslam’dan önce de vardır. İslam’dan sonra ise daha da güçlenmiştir. Vatanımızı ve milletimizi sevmeliyiz. Çünkü bu sevgi, aynı zamanda, atalarımıza saygının bir gereğidir. Zira onlar, vatan ve millet sevgisi uğruna canlarını vermişlerdir.
Vatan sevgisini, dinimiz de övmüş ve teşvik etmiştir. Bundan dolayı ''Vatan sevgisi imandandır'' anlayışı gelişmiştir. Vatan sevgisi, milli benlik gibi konulara büyük önder Atatürk de dikkat çekerek şöyle demiştir: ''... Özellikle bizim milletimiz, milli anlayışa sırt çevirmenin çok acı cezalarını görmüştür. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce biz kendi benliğimize ve milletimize bu saygıyı hissen, fikren, fiilen bütün tutum ve davranışlarımızla gösterelim. Bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler, başka milletlerin avıdır.''
3. BU VATANDA HEPİMİZ BİR MİLLETİZ
Türkiye bizim vatanımızdır. Bütün Türkler büyük bir aile, Türkiye ise, o ailenin çok büyük bir evi gibidir. Millet, varlığını ancak bir vatan üzerinde sürdürebilir. Dolayısıyla aynı vatanın ve aynı milletin çocukları olarak birbirimizi tanımalı, sevmeli ve korumalıyız. Diğer taraftan, atalarımızın binlerce yıldır bıraktığı camiler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, okullar, külliyeler, köprüler, çeşmeler, saraylar, kışlalar, kütüphaneler, kapalı çarşılar ve çeşitli sanat eserleri. Bu eserler milletimizin ortak değerleridir. Bu eserlere hepimiz gönül vermeli onları gözümüz gibi korumalıyız. Vatanımızın kıymetini bilmeli, onu canımız gibi korumalıyız.
4. MANEVİ DEĞERLERİMİZİ KORUYUP SAYGI GÖSTERİRİZ
Bir milleti millet yapan değerlerin başında manevi değerler gelir .Her milletin kutsal saydığı ve uğrunda savaştığı değerler vardır. Bir milletin öz dayanakları olan, manevi değerleri kısaca şöyle ifade edebiliriz: Din, dil, millet, özgürlük, bağımsızlık; ahlak, gelenek ve göreneklerdir. Ayrıca bayrak, vatan sevgisi, gazilik ve şehitlik, ezanlar, mevlitler, askerlik gibi anlayış ve duygular da manevi değerlerimizdendir.
. Diğer taraftan manevi değerlerin oluşmasında dil ve din en önemli rolü oynar. Türkçe'miz ve İslam dini bizi birbirimize benzetir, birbirimize bağlar. Birbirimize benzeme ve bağlanmamızdan ortak kültürümüz oluşur. Çünkü dilimiz ortak anlaşma ve iletişim aracıdır. Bilimi, bilgiyi, sanatı, kültürü onunla oluştururuz. Onunla düşünür, onunla konuşur, onunla yaşarız. Aynı Allah'a, aynı Peygambere, aynı Kitaba, inanmamız, aynı ibadetlere, aynı dil ve kültüre sahip olmamız vatanda birliği sağlayan en önemli unsurlardır.
4. 1. BAYRAĞIMIZA VE İSTİKLAL MARŞ’IMIZA SAYGI DUYARIZ
Bayrak, bir milletin bağımsızlığının ve egemenliğinin simgesidir. Bundan dolayı her milletin kendine özgü bir bayrağı vardır. Bundan dolayı, bayrak kutsaldır ve ona her türlü saygı gösterilir. 0, yere atılmaz, yırtılmaz, göndere çekilirken saygı duruşuna geçilir. Başka milletlerin bayrağına da saygı gösteririz. Çünkü onlar için de kendi bayrakları kutsaldır.
Bayrak, asker olsun sivil olsun bir milletin manevi varlığını temsil eder. Bu bakından kutsaldır. Bunun için bayrağımızı canımızdan daha değerli biliriz. istiklal Marş’ımız da bayrağımız gibi özgürlüğümüz ve bağımsızlığımızın sembolüdür.
istiklal Marşı vatan, millet, bağımsızlık, özgürlük ve bayrak sevgisi üzerine yazılmıştır. istiklal Marşı'nın ifade ettiği anlam çok büyüktür. Çünkü 0, büyük bir mücadelenin sonunda yazılmıştır. Kurtuluş Savaşı'nın neticesi istiklal Marşı'nda özetlenmiştir. Bunun için ona saygı tarihe, geçmişe, şehit ve gazilere, millete, vatan ve devlete saygıdır.
4.2. Gazilerimize Saygı Gösterir , Şehitlerimizi Rahmetle Anarız
Gazi; Allah, din, vatan ve millet gibi kutsal değerler uğrunda savaşan; ancak şehit olmadan dönenlere verilen isimdir. Bu uğurda savaşanlar, savaş sırasında bir yara almasalar bile gazi olarak adlandırılırlar.
Şehit ise; aynı kutsal değerler yolunda canını veren kimseye denilir.
Gazilik ve şehitlik, İslam'ın getirdiği kavramlardır ve Müslümanlar için kullanılmaktadır. Peygamberimiz zamanından beri aynı uygulama vardır. Şehitlik, Kuran’da övülmüştür. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: ''. ..Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diridir; fakat siz bilmiyorsunuz."
Gazilerimize saygı gösterme, şehitlerimizi rahmetle anma, vatan sevgisi ile doğrudan ilgilidir. Çünkü, vatanımızın bağımsız olarak bizlere kadar ulaşmasını onlara borçluyuz.
4.3. Askerlik Yapmak Vatan Borcumuzdur
Vatanı korumak için askere gitmek, gerçekten yüce bir görevdir. Gelenek, göreneklerimiz ve dinimiz, bizden vatanı korumayı ve askerlik yapmayı istemektedir. Peygamber Efendimiz, vatan savunmasına büyük önem vermiştir. Onun yurt savunması ve askerlikle ilgili önemli sözleri ve öğütleri vardır.
''Allah rızası için sınırda bir gece nöbet beklemek, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır...'' Askerlik, Türklerde kutsal bir değer ve öneme sahiptir. Tarihin en eski zamanlarından beri ''asker millet'' olarak bilinen Türkler, Müslüman olduktan sonra, askerliği dini bir görev olarak algılamışlardır.
5. ''YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ" TEMEL İLKEMİZDİR
insana yakışan, insanları sevmek ve saymaktır; insanlarla iyi geçinmek, geçimli olmaktır. Bu sevgi ve saygı, insanların kusurlarını, noksanlarını hoş görmeyi gerektirir. Kalıcı olan sevgi ve dostluktur. Atatürk de insan sevgisine büyük önem vermiştir. Atatürk, insanların kin ve nefretten uzak duracak şekilde yetiştirilmelerini istemiştir. 0, barışa büyük önem vermiştir. O'nun bu düşüncelerinin temelinde insan sevgisi yatar .
Atatürk'ün insan sevgisi, yalnız kendi milletine ait bir duygu değildir. 0, bütün milletleri de sevmeyi esas alan bir duygu ve düşünceye sahiptir. 0, milletlerarası sevgi, saygı, duygu ve düşüncesini ''Yurtta barış, dünyada barış!'' ilkesi içerisinde toplamıştır .0, dünyadaki savaşlardan çok rahatsız olmuş, bu gibi problemler nerede olursa olsun, onları önlemek için çaba sarf etmiştir. Hatta yaptığı savaşları bile zorunlu olduğu için yaptığını ifade etmekten çekinmemiştir:"
Devamını Oku

Sevinç ve Üzüntülerimizi Paylaşalım

4.sınıf 6.ünite
DERS NOTLARI:
1. Paylaşmak Bir ihtiyaç ve Erdemdir
Dinimizde vermek, paylaşmak büyük bir erdemdir. Her insanın sahip olduğu şeyler farklıdır. Bazı insanlar diğerlerinden daha bilgilidirler. Sağlıklı kişilerin yanında hasta olanlar da vardır. Çok güçlü insanlar görebildiğimiz gibi, zayıf ve güçsüz kişileri de görürüz. Farklı durumlarda bulunan bütün bu insanlar, her gün birlikte yaşarlar. Bu da onları birbirine muhtaç kılar. Güçsüz, güçlüden yardım bekler. Üzüntülü olan, sohbet edeceği, derdini anlatacağı birini arar. Fakir, zenginin yardımını ister. Zengin de işinde, fabrikasında çalıştırmak için bir başkasına ihtiyaç duyar.
Özetle söylemek gerekirse hepimiz, birbirimize muhtacız. Karşılıklı olarak yardımlaşmak zorundayız. Bu yapılmazsa insanların birlikte yaşamaları zorlaşır.
''Paylaşmak'' dediğimiz erdem, bize hayatı kolaylaştırır. Yapacağımız şey, sahip olduklarımızı diğer insanlara vermek, onlarla paylaşmaktır.
Öğretmen, bilgisini öğrencisi ile paylaşmalıdır. Zengin kişi, fakirlere yardım ederek paylaşmanın güzelliğini çevresindeki insanlara göstermelidir.
2. Sevinçlerimizi Paylaşalım
insanlar yalnız bilgilerini paylaşmazlar. Paylaşacağımız başka şeyler de var- dır. Bunlar arasında sevinçlerimiz de yer alır.
Bir çocuğun doğumu, ailesini sevindirir. iki gencin evlenmesi aile ve akrabaları için sevinç kaynağı olur. Yeni ev, yeni iş, yeni bir araba, güzel bir kazanç, bir sınavda veya yarışmadaki başarı bizleri sevindirir. işte bu durumlarda sevin- cin paylaşılması gerekir. Arkadaşımızın sınav başarısına biz de sevinmeliyiz. Yeni ve güzel bir şey yaparak mutluluk duyan kişilerin mutluluğuna biz de ortak olmalıyız. Böyle davranırsak sevincimizin artığını görürüz. Onun için atalarımız, ''Sevinç ve mutluluklar paylaşıldıkça artar.'' demişlerdir.
2.1. Bayramlar Sevinçli Günlerimizdir
Sevinç ve mutluluklarımız her zaman kişisel olmaz. Yalnız bizi, ailemizi, akraba ve komşularımızı ilgilendirmez. Bazen daha çok kişi, hatta bütün millet birlikte sevinç ve mutluluk duyabilir, ortak sevinçlerini yılın belli bir gününde ana- bilirler. Biz, bu günlere bayram günleri diyoruz.
Bayramlar bizim için sevinç günleridir. Sevinçli günlerimiz olan bayramlar iki- ye ayrılır:
2.1.1. Dini Bayramlarımız
Hangi dine inanırlarsa inansınlar, insanların bazı dini bayramları vardır. Müslümanların dini bayramları, Ramazan ve Kurban Bayramı'dır.
Ramazan Bayramı
Müslümanlar yılda bir ay, ramazan ayında oruç tutarlar. Ramazan ve oruç bitince de bayram yaparlar. Ülkemizde Ramazan Bayramı üç gün kutlanır.
Ramazan Bayramı'nın bir adı da Fıtır Bayramı'dır. Ramazan ayında fakirle- re fitre (fıtır sadakası) verildiği için bu ad verilmiştir. Bu bayramda misafirlere bol bol şeker ve tatlılar ikram edildiğinden halk arasında Ramazan Bayramı'na Şeker Bayramı da denilmektedir. Müslümanlar, ramazan ayı boyunca Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak, buyruklarını yerine getirmiş olmak için oruç tutarlar. Bu dini görevlerini yerine getirdikleri için de sevinç ve mutluluk duyarlar. Üç gün boyunca da bunu neşe içinde kutlarlar.
Kurban Bayramı
Her yıl kutladığımız dini bayramlardan biri de Kurban Bayramı'dır. Kurban Bayramı, dört gün sürer.
Müslüman ve zengin, yani yeterli malı güce sahip kişiler her yıl kurban keserler. Kurban kesmek, dini bir görevdir. Aynı günlerde bazı Müslümanlar da hac ibadetini yerine getirirler.
Sevgili Peygamberimiz, ''Kestiğiniz kurbanların etinden yiyin, dağıtın ve biriktirin.'' buyurmuştur. Buna göre kurban etinin bir kısmını aile bireyleri yerler. Diğerlerini de yoksullara, akraba ve komşulara dağıtırlar. Özellikle yoksullar için Kurban Bayramı, gerçekten bir sevinç ve neşe günü olur.
Her iki bayramda da yapılması gereken şeyler vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
.Bu bayramlarda büyükler ziyaret edilir, elleri öpülür. .Küçüklere armağanlar verilir .
.Hastalar ziyaret edilir.
.Komşular ve akrabalar arasında bayramlaşma olur. .Dargınlar barışır, düşmanlıklar sona erer. .Kimsesizlere, yoksullara yardım edilir.
.Dostluk, kardeşlik, sevgi, saygı duyguları artar.
.Müslümanlar arasında yardım ve dayanışma artar.
.Bayram günlerinde mezarlıklara gidilerek geçmişlerimiz anılır. Ruhları için Fatiha okunur, dua edilir.
2.1.2. Milli Bayramlarımız
Her milletin, dini bayramları gibi milli bayramları da vardır. Bizim de, millet olarak sevinç duyduğumuz, neşe içinde kutladığımız milli bayramlarımız bulun- maktadır.
Tarihimize baktığımız zaman bazı önemli olaylar yaşandığını görürüz. işte bu olaylardan dört tanesi her yıl milli bayram olarak kutlanmaktadır:
23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı: Türkiye Büyük millet Meclisinin açıldığı 23 Nisan 1920 gününün anısına bu bayramı kutlarız. Atatürk, bu bayramı çocuklara armağan etmiştir.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı: 19 Mayıs 1919, Atatürk'ün yurdumuzu düşmandan kurtarmak için Samsun'a çıktığı gündür. Gençler, kendilerine armağan edilen bu bayram gününü spor gösterileri yaparak kutlarlar .
30 Ağustos Zafer Bayramı: Kahraman ordumuz, Kurtuluş Savaşı'nı büyük bir zaferle sonuçlandırmıştı. Coşkuyla kutladığımız Zafer Bayramı, ordumuza armağan edilmiştir.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı: 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edildi. Böylece milletimizin hayatında yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönemin başlangıcı sayılan 29 Ekim günü de milli bayram kabul edildi. Bu bayram, bizim en büyük milli bayramımızdır.
Bütün bu bayram günlerinde milletçe heyecan duyarız. Halk, sevinç içinde bayram yerlerine koşar, orada törenleri izler. Bu bayramlarda ayrıca şunlar yapılır:
• Sokaklar ve caddeler süslenir. Her tarafa bayraklar asılır.
• Öğrenciler, sınıflarını çiçeklerle, bayraklarla süslerler.
• Caddelerde taklar kurulur. Geceleri fener alayları düzenlenir. Havai fişek gösterileri yapılır.
• Okullarda ve bayram yerlerinde, bayramla ilgili konuşmalar yapılır.
• Radyo ve televizyonlarda özel bayram programları yayınlanır.
• Çeşitli konuşma ve programlarda Atatürk ve silah arkadaşları bir kere daha anılır, kahramanlıkları anlatılır.
• Genç kuşaklar milli bayramlarla kahramanlarımızı öğrenirler. Tarihimizi severler.
• Bütün bu bayramlar milli bütünlüğümüzü güçlendirir. Birlik ve beraberlik duygularımızı artırır.
2.2. Kandil Gecelerimizi Kutlarız
Müslümanlarca kutsal sayılan bazı geceler vardır. Bu gecelere ülkemizde kandil geceleri denir. Çünkü eskiden, bu gecelerde minarelerde kandiller yakılırdı.
İnancımıza göre, bu gecelerde Yüce Allah, inananlara ilahi bağışlarda bulunur. Tövbe edip dua etmeleri halinde günahlarını bağışlar.
Kandillerin hangi geceler olduğunu takvimlerden öğreniriz. Bunların hesaplanması, ay takvimine göre yapılır. Kutsal gün ve geceler, her yıl farklı günlerde, yaklaşık 10 gün önce kutlanır. Bu geceler şunlardır:
Mevlit Kandili: Sevgili Peygamberimiz, ay takvimine göre Rebiyülevvel ayının on ikinci gecesi dünyaya gelmiştir. Bu geceye Mevlit Kandili denir. Müslümanlar, Mevlit Kandili dolayısıyla bir araya gelirler. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'i anarlar.
Regaip Kandili: Recep ayının ilk cuma gecesine rastlar. Yüce Allah, Regaip Gecesi, kullarına bol bol ikram ve ihsanda bulunur. Dua ve tövbelerini kabul eder.
Miraç Kandili: Recep ayının yirmi yedinci gecesidir. Bizim için çok kutlu bir gecedir. inancımıza göre bu gece, Sevgili Peygamberimiz, önce Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürülmüştür. Oradan da, bilemediğimiz bir şekilde gök katları aşılarak Yüce Allah'a yaklaştırılmıştır.
Müslümanlar için önemli bir ibadet olan namaz bu gece farz kılınmıştır.
Berat Kandili: Ay takvimine göre şaban ayının on dördünü on beşine bağlayan geceye Berat Gecesi denir. Bu geceyi iyi değerlendirenler günahlarından arınırlar. Allah katında değerli insanlar olurlar. Onun bağışlamasına ererler.
Kadir Gecesi: Kadir Gecesi'ni ramazan ayının yirmi yedinci gecesi kutlarız. inancımıza göre, Kur'ân-ı Kerim, bu gece indirilmeye başlanmıştır.
Bin aydan daha hayırlı olan bu gecenin değeri pek büyüktür. Kur'ân-ı Kerim’in 97. suresinin adı Kadir Suresi'dir. Bu kısa surenin anlamı şudur:
''Biz onu (Kuran’ı) Kadir Gecesi'nde indirdik. Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rab’lerinin izniyle melekler ve ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.''
Kandil geceleri şunlar yapılır:
• Müslümanlar birbirinin kandilini kutlar ve iyi dileklerde bulunurlar.
• Minarelerin ışıkları yakılır.
• Evlerde lokma, helva ve benzeri tatlılar hazırlanır. Bunlar komşulara ikram edilir.
• Kandil simitleri alınır.
• Yoksullara yardım edilir.
• Camilerde mevlit okunur. Radyo ve televizyonlarda dini programlar yayınlanır.
• Bilenler Kur'an okurlar. Okunan Kur'ân-ı Kerim’i dinlerler, üzerinde düşünürler.
• Müslümanlar, evlerinde ya da camilerde bol bol namaz kılarlar. Allah'a dua ederler. Günahlarının bağışlanmasını dilerler. Sevgili Peygamberimiz, özellikle Kadir Gecesi'nde, sıkça şu duayı okurdu: "Allah'ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet.''
2.3. Diğer Önemli Günlerimiz
Kandil geceleri dışında sevincimizi paylaştığımız başka önemli günlerimiz de vardır. Ramazan ayından önceki recep ve şaban ayları ile aşure gününü bu günler arasında sayabiliriz.
Ülkemizde, recep, şaban ve ramazan aylarına üç aylar denir.
Aşure günü de, muharrem ayının onuncu günüdür. Hz. Nuh'un gemisinin bu günde Cudi Dağı'na oturduğuna inanılır. Hz. Nuh ve gemideki diğer insanların, gemide kalan son yiyeceklerle bir yemek yaptıkları ve birlikte yedikleri kabul edilir. Buna bağlı olarak ülkemizde aşure tatlısı yapılarak komşulara ikram edilir.
Sevgili Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin de bu gün, yani muharrem ayının onuncu günü şehit edilmişti. Bu nedenle aşure gününde Hz. Hüseyin de anılır.
2.3.1. Cuma Günü
İnancımıza göre, cuma günü kutsal bir gündür. o gün, öğle vakti ezan okununca Müslümanlar camiye giderek cuma namazı kılarlar. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun...''
Cuma günü camilerde hutbe okunur. Hutbede Müslümanlara dini öğütler verilir. O gün, toplu olarak cuma namazı kılındığından karşılıklı görüşmeler olur.
Cuma günü ve gecesinde Kur'an okumak, ibadet etmek, Allah'tan bağışlanma dilemek güzel bir davranıştır.
2.3.2. Ramazan Ayını Sevinçle ve Heyecanla Karşılarız
Ramazan sevinç ve heyecanla karşıladığımız dini günler arasında yer alır. Kut- sal kitabımız Kuranıkerim, ramazan ayında indirilmiştir. Kadir Gecesi'ni, ramazan ayı içinde kutlarız. Bu da ramazan ayına, diğer aylara göre bir üstünlük kazandır- maktadır. Ramazan ayına, ''on bir ayın sultanı'' denilmesinin nedeni budur.
• Ramazan ayında camiler aydınlatılır.
• Minarelerin ışıkları yakılır. Çift minareli bazı camilerde mahya asılır.
• Camilerde büyük, küçük herkes neşe içinde teravi namazı kılar.
• Bazı illerimizde iftar ve sahur vakitleri top atılır. Sahurda davul çalınır. Davulcunun manileri ile Müslümanlar uyandırılır.
• Ramazanda yalnız oruç tutulmaz. Diğer ibadetler de çokça yapılır. Namaz kılmak, Kur'an okumak, zekat ve fitre vermek bunlar arasında sayılabilir.
• Ramazan geleneklerimizden biri de camilerde yada evlerde mukabele okumaktır. Mukabele; hafızların her gün, Kur'ân-ı Kerim’den bir cüz, yani yirmi sayfayı ezbere okumaları ve cemaatin de onları dinlemesine denir.
Ramazan ayının en neşeli saatleri, iftar vakitleridir. iftar yaklaşınca bütün aile bireyleri sofrada toplanır. Tatlı bir bekleyiş başlar. Ezan veya top sesi duyulunca herkes orucunu açar. Ramazan ayında yoksul ve kimsesizleri, yetimleri iftara davet etmek bizim milli ve dini geleneklerimizdendir.
Ramazan yolsuların sevinç ayıdır. İnancımız gereği daha çok bu ay içinde zenginler fitre ve zekatlarını fakirlere verirler. Onları sevindirirler. Böylece Ramazan; İftar sahur teravih, bayram sevincini paylaştığımız bir aydır.
3. Üzüntülerimizi de Paylaşmalıyız.
Günlük hayatımızda sürekli aynı durumda olmayız. Bazen neşeli günler sevinçli anlar geçiririz. Bazen de bizi üzecek olaylarla karşılaşırız. Sevincimizi nasıl paylaşarak artırıyorsak tıpkı bunun gibi üzüntümüzü de paylaşarak azaltırız. Bu nedenle hem sevincimizi hem üzüntümüzü paylaşmasını bilmeliyiz.
3.1. Hastaları Ziyaret Ederiz
Sağlıklı olduğumuz gibi, hasta da olabiliriz. Hastalık, üzüntü ve sıkıntı verir. Bu durumda insan, eşini dostunu çevresinde görmek ister. Onların tatlı sözleri ve yardımları ile teselli bulmayı düşünür. Bu nedenle akraba, dost, tanıdık ve arkadaşlarımız hasta olurlarsa onları ziyaret etmeliyiz. Böylece üzüntülerine ortak oluruz. Bu güzel bir davranıştır. Ancak bu tür ziyaretlerde dikkat edilecek bazı kurallar vardır. Bu kuralları şöyle sıralayabiliriz:
Hasta, evde ziyaret edilecekse önceden haber vermek uygun olur . .Doktorun uyarılarına dikkat edilmeli ve ziyaret kısa tutulmalıdır. .Hastaya moral bozucu sözler söylenmemelidir. .Hastalıktan kurtulması için dua edilmeli, sağlık ve şifa dileğinde bulunulmalıdır. .Mümkünse bir demet çiçek veya uygun bir hediye götürülmelidir. .Uzakta olan hastalara mektup ve telefonla sağlık dilekleri ulaştırılmalıdır.
3.2 Geçmişlerimizi Anarız.
Bütün canlılar gibi, insan hayatı da bir gün son bulur. Bu nedenle hepimizin aramızdan ayrılan, artık bizimle yaşamayan aile bireyleri, yakınları, dost, akraba ve tanıdıkları vardır. Yakınlarımızın, dost ve akrabalarımızın ölümü hepimizi üzer. işte bu tür üzüntülerimizi de paylaşmamız gerekir. Bizim yaşayan insanlara karşı bazı görevlerimiz vardır. Tıpkı bunun gibi geçmişlerimize karşı da bazı görevlerle yükümlüyüz.
Bu görevleri şöyle sıralayabiliriz:
• Geçmişlerimizi sevgi ile anmalıyız.
• Daima onların iyiliklerini düşünmeliyiz.
• Güzel söz ve davranışlarını hatırlamalıyız.
• Zaman zaman kabirlerini ziyaret etmeliyiz.
• Kabirlerini ziyaret ederken ya da kendilerinden söz ederken ruhları için Fatiha okumalıyız.
• Bağışlanmaları için Yüce Allah'a dua etmeliyiz.
• Kabirlerini temiz ve bakımlı tutmalıyız.
• Yaptıkları güzel şeyleri yapmaya devam ederek onların yolundan gittiğimizi göstermeliyiz.
• Geçmişlerimizin arkalarından kötü söz söylememeli, onları iyilikle anmalıyız. Çünkü Sevgili Peygamberimiz, "Ölülerinizi hayırla (iyilikle) anınız." buyurmuştur
3.3. Zor Durumda Olanlara Yardım Ederiz
Dinimiz yardımlaşmaya önem verir. Kutsal kitabımız Kuranıkerim’de yardımlaşma ile ilgili pek çok ayet vardır. Sevgili Peygamberimiz de sürekli olarak Müslümanlara yardımlaşmayı öğütlemiştir.
insanlar bazen zor durumda kalırlar. Güçleri her şeyi yapmak için yeterli olmaz. Yaşlı, sağlıksız ve fakir olabilirler. Yangın, deprem ve sel felaketleri onları güçsüz, parasız bırakabilir.
Bu gibi zorluklarla karşılaşan kişilere yardım etmemiz gerekir.
• Yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışan yaşlı bir kişinin elinden tutarak karşıya geçirmek,
• Kaybolduğunu gördüğümüz küçük bir çocuğu güvenlik güçlerine haber vermek, ailesine götürmek,
• Yoksul bir kişinin karnını doyurmak, ona parasal destek sağlamak,
• Doğal felaketlere uğramış ve her şeyini kaybetmiş kişilere yiyecek, giyecek sağlamak, bu tür yardımlara örnek olarak verilebilir.
Unutmayalım ki, hiç ummadığımız bir zamanda biz veya yakınlarımız da böyle zor durumlarla karşılaşabiliriz. Biz zor durumda kalanlara yardım edersek gerektiğinde yardım beklemeye hakkımız olur.
Üzüntü ve sıkıntılarımızı ancak yardımlaşarak azaltabiliriz. Yardımlaşmak dinimizin emridir. Yüce Allah, iyilik yaparak birbirimize yardım etmemizi bizden is- temektedir. o, her türlü hayır işinde yarışmamızı emretmektedir. Bu konuda şöyle buyuruyor:
''... iyilik yapmakta... yardımlaşın...''... Siz hayır işlerinde yarışın.''
Milletimiz zor durumda kalanlara her zaman yardımcı olmuştur. Atalarımız bu amaçla vakıflar kurmuşlardır. Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay gibi kuruluşların amaçları da zor durumda kalanlara yardım etmektir.
Devamını Oku

Hz. Muhammed'in Aile içindeki Örnek Davranışları

5.sınıf 7.ünite
DERS NOTLARI:
1. Hz. Muhammed'in Aile içindeki Örnek Davranışları
1.1. Hz. Muhammed Aile Bireylerini Çok Severdi
Hz. Muhammed aile bireylerini çok severdi. Onlara değer verirdi. Azarlamazdı. Nazik davranırdı. Hz. Aişe diyor ki: ''Hz. Peygamber, hizmetçisine, hanımına, hiç kimseye bir tokat bile vurmamıştı.''
Peygamber Efendimiz, bir gün öğleye doğru iyice acıkmıştı. O gün evde yiyecek bir şey yoktu. Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer de gelmişlerdi. Onlar da açtı. Peygamberimiz onlarla birlikte Ebu Eyyub el-Ensari'nln bağ evine gitti. Ebu Eyyub ve eşi buna çok sevindiler. Onlara önce hurma ikram ettiler Sonra et yemeği pişirdiler Hz. Peygamber bir Iokma bile yemeden, bir yufka arasına bir miktar kızarmış et koyarak Ebu Eyyub'a verdi. ''Al bunu kızım Fatma'ya ulaştır. Günler var ki o böylesini tatmadı'' dedi 0, kızı Fatma'yı çok severdi.
Ashaptan Enes b Malik diyor ki. ''Ben ömrüm boyunca Peygamber Efendimiz kadar aile bireylerini seven, onlara merhamet eden bir kişi görmedim. Oğlu İbrahim, Medine civarında bir köyde sütannenin yanında idi. Peygamberimiz bazen bizi de alarak onun yanına giderdi. İbrahim’in kaldığı eve vardığımızda onu kucağına alır, bağrına basardı Sevgi ve şefkatle öperdi...'' İbrahim on sekiz aylık iken öldüğünde Peygamberimiz onu elleriyle kabre koymuştu. Ardından gözyaşlarını tutamamıştı.
Arkadaşlarının anlattığına göre, Peygamberimiz Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'i her zaman kucağına alırdı Onları severdi. Şefkatle öperdi. Aile bireylerini sevmenin merhametin bir sonucu olduğunu söylerdi. Ayrıca bunun, imanı olgunlaştırdığını da belirtirdi
1.2. Hz. Muhammed Ev işlerinde Yardımcı Olurdu
Hz. Aişe, Peygamberimizin eşiydi. Ashaptan bazıları bir gün ona geldiler. Peygamber Efendimizin ev işlerinde yardımcı olup olmadığını sordular. Hz. Aişe, bunlara şöyle cevap verdi
''Peygamber Efendimiz evine geldiğinde son derece olgun ve alçak gönüllü davranırdı Peygamberim diye bir kenara çekilip herkes bana hizmet etsin diye beklemezdi. Ak- sine, aile bireylerinin arasına girerdi. Ev işlerini onlarla birlikte yapardı Gerektiğinde kendi elbisesini temizler, söküğünü dikerdi Ayakkabılarını tamir ederdi Koyunların sütünü kendi elleriyle sağardı Bunun gibi, evde yapılması gereken öteki işlere de elinden geldiğince yardımcı olurdu.''
Hz. Muhammed, evin ihtiyaçlarını karşılamak için ara sıra çarşıya, pazara giderdi. Bir gün pazardan alış veriş yapmıştı Elinde torbasıyla birlikte evine dönüyordu Bunu gören ashaptan bazıları. ''Ey Allah'ın Resulü, müsaade etseniz de biz taşısak.'' dediler Peygamberimiz bu yardım önerisini yapanlara teşekkür etti. Fakat onlara, ''Herkes kendi yükünü kendisi taşısın.'' cevabını verdi. Elindeki yükü evine kadar kendisi taşıdı.
Peygamber Efendimiz ev işlerinde aile bireylerine yardımcı olurdu Herkesin de kendi ailesine yardımcı olmasını öğütlerdi
1.3. Hz. Muhammed Aile Bireyleri ile Şakalaşırdı
Sevgili Peygamberimiz, bir yolculuğa çıkmadan önceki akşam tüm aile bireylerini bir araya getirirdi. Onlarla sohbet ederdi. Onlara, tarihte olmuş bazı ibretli olayları anlatırdı. Çeşitli şakalar yapardı. Böylece hoşça vakit geçirmelerini sağlardı.
Eğlenme, dinlenme, sohbet, şakalaşma Peygamberimizin aile bireyleri ile sürekli yaptığı şeylerdi.
Eşi Hz. Ayşe’nin yaşı Peygamberimizden küçüktü. Ara sıra hanım arkadaşları ve komşu hanımlarıyla bir araya gelirlerdi Eğlenirler ve hoşça vakit geçirirlerdi Peygamberimiz bunlara engel olmazdı Aksine o da Hz. Ayşe'nin oyun ve eğlencelerine katılır, onunla şakalaşırdı
Peygamberimiz, bir defasında eşi Aişe ile Medine dışında yürüyüşe çıkmıştı Eşine yarışma önerisinde bulundu ve yarıştılar. Hz. Aişe onu geçti Daha sonraki bir yarışta ise Hz Peygamber geçti Peygamberimiz gülerek ona, ''Ödeşmiş olduk, bir bir berabereyiz.'' dedi.
Peygamber Efendimiz çocukları ve torunları ile de şakalaşırdı Hz Hasan ile Hüseyin'i sırtına bindirirdi
On yaşından itibaren Hz. Peygamberin hizmetinde bulunan Enes’e “ Ey kulaklı” diye seslenir bazen de kakülünü çekerek şakalaşırdı.
1.4. Hz. Muhammed Aile Bireyleri Arasında Ayırım Yapmazdı
Hz. Peygamber tüm aile bireylerini severdi. Hepsiyle eşit derecede ilgilenirdi. Ayrım gözetmezdi. Hepsine iyi davranırdı. Hepsinin ihtiyaçlarıyla ayrı ayrı ilgilenirdi Birine almışsa benzerini ötekilerine alırdı. Aile bireyleri arasında kıskançlık doğurmazdı ona göre aile bireylerinin ihtiyaçlarıyla ilgilenmemek günahtı. İlgilenmek mise sevaptı o dönemdeki ekonomik imkanlar dardı. Buna rağmen Hz. Muhammed aile bireylerinin yeme, içme, giyinme gibi ihtiyaçlarını en iyi bir şekilde karşılamaya çalışırdı. ayrıca aile bireylerine hediyeler alırdı. Böylece, onları sevindirirdi. Hediyeleri verirken de ayırım gözetmezdi.
1.5. Hz. Muhammed Aile Bireylerinin Görüşlerine Değer verirdi
Peygamber Efendimiz ev işlerinde aile bireylerinin görüşlerine değer verirdi. Eş ve çocuklarıyla bir araya gelirdi. Ailenin en önemli konularını toplantı da görüşürdü.böylece, gereksiz sıkıntıların ortaya çıkması önlenirdi.
Peygamberimize ilk vahiy geldiğinde heyecanlanmıştı. Durumu eşine anlattı. 0 da konuyla ilgili görüşünü açıkça söyledi. Hz. Hatice’ye göre peygamberimizin endişe etmesine gerek yoktu. Çünkü 0, herkese yardım ederdi Komşuları ile iyi geçinirdi iş hayatında dürüsttü Yoksulların, Öksüzlerin ihtiyaçları ilgilenirdi
1.6. Hz. Muhammed Akrabayı Ziyaret Ederdi
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ''Akrabalık bağlarını koparan kişi cennete giremez.'', ''Ey insanlar birbirinize selam verin. Akrabanızı gözetin yemek yedirin… ki cennete giresiniz.''
Kabri İstanbul’da olan Eyüp Sultan Hazretleri bir gün Peygamberimize gelerek bana cenneti kazandıracak bir davranış söyler misin?'' diye sordu. Peygamberimiz şöyle cevap verdi: ''Allah'a ibadet edersin, ona hiçbir şeyi ortak koşmazısın namaz kılar zekat verirsin , akrabanı ziyaret eder, gözetirsin.''
Peygamber Efendimiz, sık sık akrabalarını ziyaret ederdi. Onların hal hatırlarını sorardı. Gönüllerini alırdı. ihtiyaçlarıyla ilgilenirdi. içlerinden yoksul olanlar varsa onlara yardım ederdi Akrabaları da Peygamberimizi konuk etmekten sevinç duyarlardı 0, ziyarete geldiğinde bütün ev halkı ona hizmet için yarışırdı. Peygamberimiz de onlara ayrı ayrı teşekkür ve dua ederdi.
2. Hz. Muhammed'in Ailesinin Seçkin Özellikleri
2.1. Hz. Muhammed'in Ailesinde Sevinçler ve Sıkıntılar Paylaşılırdı
Hz. Peygamber aileyi sevinç ve sıkıntıların paylaşıldığı kutsal bir beraberlik olarak görürdü. Onun aile ve çocuklarıyla yaşadığı yer, sıradan bir ev değildi. Birbirini seven, sayan kişilerin gönüllerinde sevgi çiçeklerini açtırdıkları bir yuva idi. Bu yuvada içtenlik vardı. Sevgi vardı. Çalışkanlık vardı; herkes üzerine düşeni zevkle yapardı. Bu yuvada paylaşma vardı. Herkes, yuvanın mutluluğu için kendine düşen sorumluluğu bilirdi. Bunun gereği olan işleri yürütürdü.
Hz. Peygamberin evinde bazen bolluk olurdu. Böyle zamanlarda yemek hazırlanırdı. Hazırlanan yemekler Suffe öğrencilerine iletilirdi. Öteki yakın ve uzak komşulara ikram edilirdi. Hz. Peygamberin yuvasında zenginlikler, akraba ve komşularla paylaşılırdı. Bazen de çeşitli sıkıntılar ve hastalıklar olurdu. Yiyecek ve giyecek azlığı baş gösterirdi.
Peygamberimizin eşi Aişe diyor ki: "Bazen evimizde bir ay süreyle yemek pişirmek için ocak yanmazdı. Yiyip içtiğimiz sadece hurma ile sudan ibaret olurdu. Hurma ve su ile geçinip giderdik.''
Dertler paylaşılınca hafifler. Sıkıntılar paylaşılınca yok olur gider. Peygamberimizin ailesinde en küçük sevinçler bile paylaşılarak büyütülürdü. En büyük sıkıntılar bile paylaşılarak küçültülürdü. Hz. Peygamber, kızı Fatma dışında bütün çocuklarının ölümüne tanık oldu. Bu acıları yaşadı. Onlara gözyaşı döktü. Onları kendi elleriyle toprağa verdi. Ama, onun aile yuvasındaki sevgi ve içtenlik tüm sıkıntıları hafifletiyordu.
Sevinçli, müjdeli durumlarda da Hz. Peygamberin aile bireyleri yine birlikte olurdu. Kızı Fatma gelirdi. Peygamberimizin torunları Hasan ile Hüseyin gelirdi, onları sırtına bindirir, evde gezdirirdi. Akrabadan, komşulardan gelen olurdu. Onlara ikramda bulunulur, hediyeler verilirdi. Hz. Peygamber eş ve çocuklarına her zaman sevgisini belli ederdi. OnlarIa sohbet eder, şakalaşırdı.
Hz. Muhammed'in evinde sevinçler ve sıkıntılar paylaşılırdı.
2.2. Hz. Muhammed'in Ailesinde Misafire Cömert Davranılırdı
Peygamber Efendimizin ailesinde misafir güler yüzle karşılanırdı. Misafire cömert davranılırdı. Çünkü, Peygamberimizin bildirdiğine göre, "Cömert kişi, Allah'a yakın, cennete yakın, insanlara yakın ve cehennem ateşinden uzaktı...''
Hz. Ömer'in oğlu Abdullah, bir gün Peygamberimizi ziyarete gelmişti. Peygamber Efendimiz bu genci güler yüzle karşıladı. Oturması için kendi eliyle ona minder uzattı. Yer gösterdi. Ona ikramda bulundu. Peygamberimiz, "Allah'a ve kıyamet gününe inanan kişi, mi- safirine ikram etsin.'' buyurmuştu. Bizzat kendisi, misafirlerle ilgilenerek bu konuda herkese örnek oluyordu.
Bir gün sahabeden biri Peygamberimize konuk oldu. Ev doluydu. Sevgili Peygamberimiz, sağa sola bakarak onu oturtacak yer aradı. Boş yer bulamayınca paltosunu uzattı Yere serip üzerine oturmasını söyledi. Konuk, paltoyu katladı, teşekkür etti ve geri ver- di. "Bana ikram ettiğin gibi, Allah da sana ikram etsin ey Allah'ın Resulü!'' dedi. Peygamberimiz de, ''Toplumun ileri gelenlerinden biri, sizi ziyarete gelirse ona uygun bir şekilde ikram edin.'' buyurdu.
Peygamber Efendimizin evine çok ziyaretçi ve misafir gelirdi. Onun aile bireyleri bun- dan dolayı yüksünmezler, gocunmazlardı. Tüm konuklarla ilgilenir, ikramda bulunur ve cömert davranırlardı.
2.3. Hz. Muhammed'in Ailesinde İsraftan Kaçınılırdı
israf, cömertlik sınırlarını aşarak gereksiz harcama yapmaktır. Yüce Allah, bu tür davranışları yasaklamıştır. Kuranıkerim'de bu konuda şöyle buyurulur
''...yiyin, için, fakat israf etmeyin...'' ''Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.''
Kuşkusuz Allah'ın bu uyarılarını en iyi anlayan ve uygulayan Hz. Peygamberdir. Bu nedenle Hz. Peygamberin ailesinde israftan kaçınılırdı. Gereksiz harcamalar yapılmazdı. Giyimde titiz davranılırdı. Giyeceklerin temiz olmasına dikkat edilirdi. Sadelik tercih edilir- di. israf yapılmazdı. Yiyeceklerde de aşırı davranılmazdı. Fazla yemekten kaçınılırdı. Henüz iyice doymadan sofradan kalkılırdı. Yemek beğenmezlik edilmezdi. Yemek az da olsa besmele ile yenir, sonunda Allah'a şükredilirdi. Ev eşyası konusunda ölçü aynı idi. Peygamberimizin evinde orta halli bir Medinelinin kullanabileceği türden ev eşyası bulu- nurdu. Hz. Peygamberin eğitiminden geçmiş olan aile bireyleri giyecek, yiyecek ve ev eş- yası konusunda ihtiyacı karşılamaya önem verirlerdi. Pahalı eşya almazlardı. Onlar israfı sevmezdi. israf yapmazlardı. israftan kaçınırlardı.
2.4. Hz. Muhammed'in Ailesinde Aile Bireyleri Birbirine Danışırdı
Yüce Allah, Kuranıkerim’de; ''...iş hakkında onlara danış...'', ''Onların işleri, aralarında danışma iledir...'' buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz de, ''Danışarak iş yapan pişman olmaz.'' diyerek her alanda danışmanın önemini belirtmiştir.
Peygamberimizin aile bireyleri gündelik hayatta birbirlerine danışırlardı. Görüş alış verişinde bulunurlardı. Çünkü danışılınca başarılar artıyordu. iyilikler, güzellikler, sevinçler çoğalıyordu. Danışarak iş yapan pişman olmazdı. Bu nedenle Sevgili Peygamberimiz, aile bireylerine danışarak iş yapmıştır. Danışarak iş yapmayı iyi, hayırlı bir in- san olmanın gereği saymıştır. Bu konuda da şöyle buyurmuştur: ''Hayırlınız, aile bireylerine karşı hayırlı olanınızdır. içinizde ailesine en hayırlı olanınız da benim.''
2.5. Hz. Muhammed'in Ailesinde Komşuluk ilişkilerine Önem Verilirdi
Yüce Allah bize, "yakın ve uzak komşuya iyilik etmemizi'' emretmiştir. Peygamber Efendimiz ise komşularla iyi ilişkiler kurmak gerektiğini, komşusu aç iken tok uyuyan kişinin iyi bir komşu olamayacağını bildirmiştir.
Bir gün ashaptan biri Peygamberimize, "Bizim iyi veya kötü oluşumuzun ölçüsü nedir?'' diye bir soru sordu. Peygamberimiz bu soruya şöyle cevap verdi: ''Eğer komşularınız, sizin iyi olduğunuzu söylüyorlarsa iyisiniz demektir. Kötü olduğunuzu söylüyorlarsa kötüsünüz demektir.''
• Peygamber Efendimiz ve aile bireyleri komşularına güler yüzlü davranırlardı.
• Tatlı sözlerle gönüllerini alır, hoş geldiniz der, hal hatır sorarlardı.
• Onlara ikramda bulunurlardı. Hediyeler verirlerdi.
• Onlarla sokakta karşılaştıklarında selamlaşırlardı.
• Onların sevinç ve sıkıntılarını paylaşırlardı.
• Komşuları arasında zengin, yoksul ayırımı yapmazlardı.
• Düğünlerine katılırlardı.
• Bayramlarda görüşürlerdi.
• Hastalandıklarında ziyaret ederlerdi.
• Komşularından yoksul olanlara yardım ederlerdi.
• Komşularının evine, bahçesine, duvarına hiç zarar vermezlerdi.
• Komşularla ortak kullanım alanı olan sokak ve mahalleyi temiz tutarlardı. Komşuları, Peygamberimiz ve aile bireylerinden kendilerine hiçbir zarar gelmeyeceğini bilirlerdi. Peygamberimiz ve aile bireyleri, komşuları arasında güvenilir kişiler olarak tanınırlardı.
2.6. Hz. Muhammed'in Ailesinde Öksüzler ve Yoksullar Gözetilirdi
Yüce Allah, Kur'an-ı kerim'de çalışan, koşuşturan, ancak kazanç elde edemeyerek zorluk içinde kalan, fakat utançlarından dolayı yardım istemeyen kişileri görüp gözetmemizi, öksüzlere ve düşkünlere de yardım etmemizi istemektedir. Peygamber Efendimiz de, öksüzü evine alıp yediren, içiren, barındıran, yetiştiren, işleriyle ilgilenenlerin çok sevap kazanacağını bildirmiştir. Böyleleriyle cennette, birbirine bitişen iki parmak gibi yakın olacağı müjdesini vermiştir.
Peygamber Efendimiz ve ailesi, öksüzler ve yoksulların gözetilmesi konusunda çok duyarlı idi. Duyarlılığını sözde bırakmazdı. Öksüzleri evine alarak örnek olmaya çalışırdı. Mûte Savaşı'nda şehit düşen Hz. Cafer'in çocuklarını evine almış, bakımlarını üstlenmişti. Özetle Peygamberimiz ve ailesi:
• Öksüz ve yoksullara Allah rızası için yardım ederlerdi.
• Yardım ederken evde işe yaramayan şeyleri değil, işe yarayan şeyleri verirlerdi.Yardımlarını ihtiyaç duyulan zamanda yaparlardı. Böylece, muhtaçları kötü duruma düşmekten kurtarmış olurlardı.
• Yardımı gizli yaparlardı. Böylece, yoksulların onurunu incitmezlerdi.
• Yaptıkları yardımı hiçbir zaman başa kakmazlardı.
Müslümanlar, Peygamberimizin bu konudaki duyarlılığını bildiklerinden yemek yerken sofralarında bir öksüz veya bir yoksulu bulundurmaya çalışırlardı.
3. Salavat Dualarını Ezberleyelim ve Anlamlarım Öğrenelim
Allahümme Salli Duası
Allahümme salli 'ala Muhammedin ve ala ali Muhammed; kema salleyte 'ala ibrahime ve 'ala âli İbrahime inneke hamidun mecid.
Anlamı
Allah'ım! İbrahim ve yakınlarına rahmet ettiğin gibi, Muhammed'e ve onun yakınlarına da rahmet et. Şüphesiz sen, övülmüşsün, övülmeye layıksın ve pek yücesin.
Allahümme barik Duası
Allahümme barik âla Muhammedin ve âla âli Muhammed; kema barekte âla İbrahime ve âla âli İbrahime inneke hamidun mecid.
Anlamı
Allah'ım! İbrahim ve yakınlarına bereket verdiğin ve onları mutlu kıldığın gibi, Muhammed'e ve onun yakınlarına da bereket ver, onları da kutlu kıl. Şüphesiz sen, övülmüşsün, övülmeye layıksın ve pek yücesin.
Devamını Oku

ibadet nedir

5.sınıf 3.ünite
DERS NOTLARI:
1-ibadet nedir
İbadet, Yüce Allah'ın buyruklarını yerine getirmek ve ona karşı olan kulluk görevlerini yapmak demektir.
İbadet denilince akla namaz kılmak, oruç tutmak zekat vermek, hacca gitmek gelir. Gerçekten de bunlar, bir Müslüman’ın yapması gereken temel ibadetlerdir. Ancak ibadetler, yalnızca bunlardan ibaret değildir.
İslam dininde ibadetin kapsamı çok geniştir. Dinimize göre iyi, güzel ve insanların yararına olan, yapıldığı zaman Allah'ın hoşnut olacağı her iş, her davranış ibadet sayılır. Örneğin; Sevgili Peygamberimize, Cebrail'in Allah'tan getirdiği ilk emir "Oku!..."dur. Bu nedenle okumak ve iyi bir meslek sahibi olup insanlara faydalı işler yapmak da bir ibadet sayılır. Çünkü, okumak Allah'ın bir emridir.
Bu anlamda çalışmak, helal rızk kazanmak, dürüst ve yardımsever olmak, ana ve babaya saygı göstermek, yoksul ve kimsesizlere yardım etmek de ibadettir.
2. ibadetlerle ilgili Kavramları Öğreniyoruz (Farz, Vacip, Sünnet)
İslam dininde öngörülen emir ve yasakları yerine getirmekle yükümlü olan kimselerin davranışlarını değerlendiren bazı kavramlar vardır. Farz, vacip ve sünnet bu kavramlar arasında yer alır.
Farz: Müslümanlıkta bir özür olmadıkça yapılması zorunlu olan, yapılmaması günah sayılan iş ve davranışlardır. Beş vakit namaz, oruç, hac, zekat, ana babaya saygı, yoksullara yardım etmek, ilim öğrenmek, doğru sözlü olmak, İslam’ın emrettiği farz davranışlardandır.
Vacip: Allah'ın yapmamızı istediği birtakım işlere verilen isimdir. Bayram namazı kılmak, vitir namazı kılmak, kurban kesmek, Fıtır sadakası (fitre) vermek gibi.
Sünnet: Peygamberimizin, farz ve vacipler dışında ibadet amacıyla yaptığı işler, davranışlar ve söylediği sözlerdir. Sabah, öğle, ikindi ve yatsı namazlarının sünnetleri ile teravi namazı, ezan, kamet gibi hususlar Peygamberimizin sünnetlerindendir .
3. Niçin ibadet Ediyoruz?
Yüce Allah, insanı diğer canlılardan ayrı özelliklere sahip olarak yaratmıştır. Onu, bütün yarattıklarından üstün tutmuştur. Mutlu olması için ona hava, su, sağlık ve benzeri nimetler vermiş, çeşitli güzellikler armağan etmiştir. insanın kendisini yoktan var eden ve nimetleriyle besleyen Yüce Allah'a karşı sevgi, saygı, bağlılık ve teşekkürlerini sunması en doğal görevidir. işte bu görev, Allah'a ibadet edilerek yerine getirilir.
insanlar, aralarında en küçük bir iyiliği bile teşekkürle karşılarlar. Kuşkusuz, Yüce Allah'ın, biz kullarına verdiği sonsuz nimetler ve iyilikler karşısında da teşekkür edilmesi gerekir. Ancak, Allah'a karşı teşekkür görevimizi, sadece sözlerle yerine getiremeyiz. Bu görev, ona ibadet etmekle yerine getirilir. Z?ten Yüce Allah Kuranıkerim’de; ''...Allah'a kulluk edin...'', ''...siz beni (ibadetle) anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!'' buyurmuş ve kendisine ibadet etmemizi, şükretmemizi istemiştir. Bize düşen de ona ibadet ederek kulluk görevimizi yerine getirmektir. Bu, bizi Allah'ın sevgisine eriştirir.
4. Her Zaman ve Her Yerde ibadet Edebiliriz
Her konuda bize büyük kolaylıklar sağlayan dinimiz, ibadet yeri konusunda da kolaylık sağlıyor. Buna göre, temiz olmak şartıyla yeryüzünde her yer ibadet alanı sayılır. Yani temizliğini sağlamak şartıyla her yerde ibadetimizi gönül huzuru içinde yapabiliriz. Buna göre;
• Camide ibadet edebiliriz.
• Evimizde ibadet edebiliriz.
• Misafir olduğumuz evlerde ibadet edebiliriz.
• Kırda, bağda, bahçede ibadet edebiliriz. Böyle durumlarda temiz bir örtü üzerinde ibadet edebileceğimiz gibi temiz toprak üzerinde de ibadet edebiliriz.
İbadet deyince sadece namaz akla gelmez. Allah'ı anmak da bir ibadettir. Dua da bir ibadettir. Bu nedenle temiz olan her yerde Allah'ı anarız, ona dua ederiz.
5. Camiyi Tanıyalım
Her dinin kendine özgü ibadet yerleri vardır. ibadet yapılan yerlere mabet denir. Müslümanların mabetleri de camilerdir. Camilerde Müslümanlar topluca namaz kılarlar.
Peygamberimiz, topluca (cemaatle) namaz kılmanın daha çok sevap kazandıracağını bildirmiştir. Camide namaz kıldıran din görevlisine imam, arkasından ona uyarak namaz kılanlara da cemaat denir.
Yüce Allah, Kuranıkerim’de camileri, sadece Allah'a ve ahiret gününe inanan, namaz kılıp zekat veren ve ancak Allah'tan korkanların yapacaklarını bildirmiştir. ilk camiyi de Sevgili Peygamberimiz Kuba ve Medine'de yapmıştır. Ondan sonra Müslümanlar, Sevgili Peygamberimizi örnek alarak yaşadıkları her yerde cami yapmışlardır. Şehirleri, kasabaları, köyleri, cami ve minareleri ile güzelleştirmişlerdir.
Camilerde yalnızca namaz kılınmaz. Cuma ve bayram günleri, dini konularda Müslümanlar aydınlatılır. Bu amaçla vaizler, dini sohbet yaparlar. imamlar, hutbe okurlar.
Şimdi camileri daha yakından tanıyalım:
1. Mihrap: imamın cemaate, yani camiye namaz kılmaya gelen Müslümanlara namaz kıldırmak için durduğu yerdir. Caminin ön kısmında bulunur ve kıbleyi gösterir. Mihrabın bulunduğu yer duvar oyularak yapılır.
2. Minber: Mihrabın sağında, merdivenle çıkılan yüksekçe yerdir. Cuma günü ve bayramlarda din görevlileri buraya çıkarak cemaate hutbe okur. Hutbede imam tarafından Müslümanlara dini konularda bilgiler verilir.
3. Kürsü: Genellikle mihrabın solunda yer alır. Yerden yüksek ve oturulabilecek şekilde yapılır. Çoğunlukla cuma ve bayram günleri vaizler buraya çıkarak cemaate dini konularda öğütler verirler.
4. Mahfil: Müezzinler için ayrılmış özel yerlerdir. Daha çok büyük camilerde bulunur.
5. Son cemaat yeri: Camilerin arka duvarlarına bitişik, üstü kapalı, önü ve yanları açık kısımlar.
6. Minare: Camilerde ezan okunan yerdir. Minareler, camilerden daha yüksektir. Minarelere içten merdivenle çıkılarak şerefe denilen ve ezan okunan yere ulaşılır. Şerefelerin çıkış kapısı kıbleyi gösterir.
7. Şadırvan: Cami bahçelerinde yapılan ve Müslümanların abdest almalarına yarayan yapılardır. Eski devirlerde bu şadırvanlar aynı zamanda mahalle ve köy halkının su ihtiyaçlarını karşıladıkları yerlerdi.
6. Başlıca İbadetlerimiz
Kelime-i şahadet getirip Müslüman olan herkesin sorumlu olduğu dört tane temel ibadet vardır. Bunlar; namaz, oruç, hac, zekattır. Şimdi bu ibadetler hakkında kısa bilgiler edinelim.
6.1. Namaz
Namaz, dinimizde en önemli ibadettir.
Namazı, Peygamberimiz dini ayakta tut~bir direğe benzetmiştir. Onun için Müslümanlar, ibadetler arasında namaza özel bir önem verirler.
Beş vakit namaz, Sevgili Peygamberimizin henüz Mekke'de iken Miraç'a çıktığı gece emredilmiştir. Yüce Allah, Kuranıkerim’de namazla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: ''...namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.'', ''Namazı tam kılın...'' Peygamberimiz de Yüce Allah'ın en sevdiği ibadetin vaktinde kılınan namaz olduğunu bildirmiştir .
Namaz kılmak, akıllı ve sorumluluk çağına gelmiş olan her Müslüman’a Allah'ın farzıdır. Namaz, Yüce Allah'a gösterilecek saygının en güzel ifadesidir. Namaz kılmakla Allah'ın bize verdiği sayısız nimetlere karşı teşekkür etmiş oluruz.
Yüce Allah, Kuranıkerim’de, namazın bizi her türlü kötülükten alıkoyacağını bildiriyor.
6.2. Oruç
Oruç, tan yerinin ağarmasından Güneş'in batışına kadar yemeden, içmeden ve benzeri birtakım bedeni isteklerden uzak durmak demektir.
Oruç, sadece Hz. Muhammed'in gönderildiği topluluklara değil, onlardan önce gönderilmiş olan peygamberler dönemindeki halklara da emredilmiştir. Orucun farz olduğunu bildiren ayet, anlam olarak şöyledir: ''Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.''
Peygamberimizin bildirdiğine göre Yüce Allah, ramazanda oruç tutanı mükafatlandıracak ve günahlarını bağışlayacaktır. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır:
''Bir kişi, ramazanın faziletine inanarak ve mükafatını umarak oruç tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.''
imsaktan önce yenilen yemeğe sahur yemeği, orucun başladığı ana imsak, akşam ezanı okununca orucu açmaya da iftar denir.
6.3. Hac
Hac, dinen zengin olan Müslümanların yapmakla yükümlü oldukları bir ibadettir. Hac, usulüne uygun bir şekilde ihrama girmek, zamanında Arafat'ta vakfe yapmak (durmak) ve Kabe'yi tavaf etmektir.
Hac ibadetinin yapılmasını Yüce Allah bize Kuranıkerim’de emretmiştir.
Hac, hem mal (para) hem de bedenle yapılan bir ibadettir. Hac ibadeti ile Yüce Allah'a verdiği nimetler için şükrederiz. Ayrıca ona karşı kulluk görevini de yerine getirmiş oluruz.
Sevgili Peygamberimiz haccın önemini belirtmek için şöyle buyurmuştur: ''Kim Allah için hacceder de, (bir daha) günah işlemezse anasından yeni doğmuş gibi tertemiz olarak döner.''
6.4. Zekat
Zekat, sözlükte temizlenmek, artmak anlamına gelir. Zekat, İslam dininin belirlediği ölçüye göre zengin sayılan Müslümanların yerine getirmek zorunda oldukları bir ibadettir. Dini ölçülere göre zengin sayılanlar, her yıl mallarının veya paralarının kırkta birini (yüzde iki buçuğunu) yoksullara vererek zekat ibadetini yapmış olurlar.
Yüce Allah, Kuranıkerim’de şöyle buyurur: ''Namazı kılın, zekatı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür.'' Zekat konusunda başka ayetler de vardır.
Sevgili Peygamberimiz de zekatın önemini belirtmiş ve Müslümanlara zekat vermelerini öğütlemiştir. İnancımıza göre zekat olarak verilecek mal veya para, fakirlerin hakkıdır. Bu sebeple zengin Müslümanlar, zekatlarını severek ve karşılığında bir şey beklemeden fakirlere vermelidirler.
Zekat, yoksulları sevindirir. Geçim sıkıntısı çeken ailelerin yüzünü güldürür. Zekatı , veren de bu durumdan dolayı mutlu olur
7. Her Güzel iş (Amel-i Salih) İbadettir
Yüce Allah, güzel ve yararlı olan şeyleri emretmiş, zararlı şeyleri ise yasaklamıştır. Bir Müslüman, yararlı olan işi yapmak ve zararlı olan şeyden kaçınmakla iyi bir davranış göstermiş olur. Dinimizde buna amel-i Salih denir. Dinimize göre güzel ve yararlı olan davranışlar, amel-i Salih kapsamına girer. Amel-i salih denilen güzel işler de bir ibadettir. Allah, inanıp yararlı iş yapanların güzel mükafatlara erişeceğini müjdeler. Dinimize göre yararlı işler nelerdir? Namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetlerin yanında ahlaklı olmak, dürüst olmak, annemize, babamıza saygı göstermek, yoksullara yardım etmek ve akrabalara ziyaretlerde bulunmak yararlı işlerdir. Ayrıca hastalara Allah'tan şifa dilemek, bize iyilik edenlere teşekkür etmek, otobüslerde yaşlılara, çocuklu bayanlara, hastalara yer vermek, öğretmenlerimizin öğütlerini dinlemek, arkadaşlarımızla iyi ilişkiler kurmak da güzel ve yararlı davranışlardır. insanlar takılıp düşmesinler, herhangi bir zarar görmesinler diye yoldaki engelleri kaldırmak bile güzel bir iştir. Yani ameli salihtir ve bunları yapanlara ibadet sevabı kazandırır . Yararlı iş yapan ameli Salih sahipleri, dünyada mutlu olacakları gibi ahirette de cennete gireceklerdir. Yüce Allah buyuruyor ki: ''iman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekat verenler varya, onların mükafatları Rab’leri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.'' Çünkü böyle insanlar üzülecekleri işler yapmazlar. Hep iyi ve güzel söz söylerler, iyi ve güzel işler yaparlar ve bu davranışlarıyla Allah'ın hoşnutluğunu kazanırlar.
8. Dürüst Çalışmak da İbadettir
Dinimizin çok önem verdiği konulardan biri de çalışmaktır. İslam’a göre, çalışmak bir ibadettir. Her Müslüman, ahiret için olduğu kadar dünya için de çalışmalıdır. İslam dini bize hem çalışmayı hem ibadet etmeyi emretmektedir. ibadet etmekle ahiret hayatına hazırlanmış, çalışmakla da rızkımızı kazanmış oluruz. Peygamberimiz, ''Hiç kimse el emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.'' buyurmuştur. 0, hayatı boyunca çalışarak geçimini sağlamıştır. Bu konuda Müslümanlara örnek olmuştur. Dinimize göre; meslek sahibi olmak ve çalışarak ailesinin geçimini sağlamak ibadet gibi insana sevap kazandırır. Bu nedenle Müslümanların ibadet ediyormuş gibi çalışmaları gerekir. Dinimiz meşru olan, yani helal ve uygun görülen her işi ve o işten elde edilen kazancı kutsal sayar. Bize düşen görev, işlerimizde dürüst olmaktır. Dürüst çalışarak helal kazanç elde etmektir. Bu düşünce ile dürüst çalışarak hem Allah'ın hoşnutluğunu kazanır hem de ibadet sevabı elde ederiz. Ayrıca insanlar arasında da sevilir ve sayılırız.
9. İbadetler Davranışlarımızı Güzelleştirir
Bir Müslüman yaptığı ibadetler sayesinde tutum ve davranışlarını güzelleştirir. Çünkü ibadetler insanları birçok konuda daha titiz ve dikkatli olmaya yöneltir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
*Namaz kılan bir Müslüman temiz olur. Çünkü namaz kılmak için abdest alır. Dişlerini fırçalar. Elbisesini temiz tutar. Bu şekilde o insanda temizlik alışkanlığı gelişir.
* .Namaz, çevremizi temiz tutma alışkanlığı kazandırır. Çünkü namaz, temiz olmayan yerde kılınmaz. Onun için namaz kılan insan evinde, iş yerinde, tarlasında, bahçesinde, piknikte, oturduğu, çalıştığı her yerin temiz olmasına özen gösterir.
*.ibadet eden insan hep Allah'ı düşünür, onun her şeyi görüp gözettiğini bilir. Bu düşünce ile kötülüklerden kaçınır. Hiçbir kişi hakkında kötülük düşünmez. Böylece ibadetler davranışlarımızı güzelleştirmiş olur. Yüce Allah, Kur’an-ı kerimde ibadetler içinde özellikle namazın bizi her türlü kötülükten alıkoyacağını bildiriyor.
* İbadet eden kişi yalan söylemez. Kötü ve yanlış iş yapmamaya çalışır. Bundan dolayı, çevresinde güvenilen ve beğenilen bir insan olarak tanınır.
* İbadet, ahlakımızı güzelleştirir. Çünkü, Allah rızası için ibadet etmek,zihnimizi ve ruhumuzu kötülüklerden arındırır.Kişiliğimizi geliştirir. İnsanlarla ilişkilerimizde güler yüzlü ve sevecen yapar.
10. Rabbena Dualarını Ezberleyelim ve Anlamlarını Öğrenelim.
Allahümme rabbene Atina fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten ve kına azabennar.
Rabbenağfirli veli valideye velil müminine yevme yekumül hisab. Birahmetike ya erhamerrahimin.
Ey Allah’ım Rabbimiz! Bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.
Ey Allah’ım Rabbimiz! Beni annemi babamı ve bütün müminleri hesaba çekileceğimiz kıyamet gününde bağışla. Ey merhametli olanların en merhametlisi.
Devamını Oku

Günlük dualar

DUALAR

Allâhümmec alnî minet tevvâbîne vec alnî minel mutatahhirîn
(Allah’ım, beni çok tövbe edenlerden ve çokça temizlenenlerden eyle.)

Allâhümme innî eûzu bike min ilmin lâ yenfau, vemin kalbin lâ yahşeu, vemin nefsin lâ teşbau, vemin da’vetin lâ yüstecâbu lehe.
(Allah’ım, fayda vermeyen ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve cevapsız dualardan sana sığınırım.)

Yâ mukallibel kulûb, sebbit kalbî alâ dînike.
(Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, kalbimi Sen’in dinin üzerinde sabit kıl.)

Rabbi yessir, velâ tuassir, rabbi temim bil hayr.
(Allah’ım, işimi kolaylaştır zorlaştırma, sonunu hayra çıkar.)

Allâhümme inneke afüvvün, tuhibbul affe fa’fu annî.
(Allah’ım, sen affedicisin, affı seversin, beni de affet.)

Allahümme lâ tuhricnâ mineddünyâ illâ meaşşehâdeti vel îmân.
(Allah’ım, bizi bu dünyadan şehadetsiz ve imansız çıkarma.)




Hz.Muhammed (s.a.v): “Allah’ım, hayat benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat, ölüm benim için hayırlı olduğunda da canımı al.”

Yatarken: “Bismikallâhümme ahye ve emût.”
(Allah’ım, senin ismini anarak ölür ve dirilirim.)

Uyanınca: “Elhamdülillâhillezî ahyâne ba’de mâ emâtene ve ileyhinnüşûr.”
(Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamd olsun, O’nun huzurunda haşrolunacağız.)

Camiye girerken: “Allâhümmağfirlî zunûbî veftahlî ebvâbe rahmetik.”
(Allah’ım, günahlarımı bağışla, bana rahmet kapılarını aç.)

Ezan duası: “Allâhümme rabbe hâzihidda’vetittâmmeti vessalâtil kâimeh, âti seyyidinâ muhammedinil vesîlete vel fazîlete veddaracetil âliyeh, veb’ashu makâmen mahmûdenillezî veaddeh, inneke lâ tuhliful mîâd, birahmetike yâ erhamerrâhimîn”

Hz.Muhammed (s.a.v): “Günde 100 defa ‘sübhânallahi ve bi hamdihî, sübhânallâhil azîm’ diyenin küçük günahları denizlerin köpüğü kadar da olsa bağışlanır.”
Devamını Oku

Evrende Bir Düzen Vardır

5.sınıf 1.ünite
DERS NOTLARI:
1. Evrende Bir Düzen Vardır.
Kırlardan rast gele koparıp kokladığımız bir çiçekten, içinde yaşadığımız dünyamızdan binlerce defa daha büyük olan güneşe kadar her şey ne kadar mükemmel.
Her an almak zorunda olduğumuz nefesimizdeki düzen, periyodik aralıklarla kırptığımız göz kapaklarımız, duymamızı sağlayan kulağımız, yaşamamızı sağlayan ritim harikası kalbimiz.
Bakmaya doyamadığımız denizin ufkunda doğan güneşin sulardaki altın sarısı görüntüsü ve derken tepelerin ardından solan bir yaprak gibi batışı.
Yaz, kış tepelerinde karların eksik olmadığı, aynı anda eteklerinde binlerce çeşit çiçeğin burcu burcu koktuğu ve yüzlerce çeşit yeşilin birbirini sarmaladığı yüce dağlar.
Minik bir yavrunun gözlerinde bulunan sevinç, huzur ve tatlılık, minicik bir kuzuda var olan ürkek sevecenlik, kanatlarını çırpıştırarak uçan minik bir serçenin üzerindeki çekingenlik.
Her baharda birlikte yeşeren ve yeniden dirilen doğanın, her sonbaharda tekrar ölüm uykusuna dalışı.
Yağmurların yağışı, rüzgârın esmesi, güneşin dünyamızı ısıtması ve ışıtması, gök yüzünde bir kandil misali gece lambası gibi parlayan ay ve onun çevresini süsleyen milyonlarca gezegen, ışığı görünen ve görünmeyen milyonlarca yıldız evrende sarsılmaz ve asla inkâr edilemez bir düzenin var olduğunu bizlere göstermekte.
En iyi ressamdan daha iyi ressam, en iyi heykel tıraştan daha iyi heykel tıraş, en iyi sanatkârdan daha iyi sanatkâr, en iyi mimardan daha iyi mimar ve en iyi mühendisten daha iyi mühendisin varlığını görmek, görmesek bile anlamak pek de zor olmasa gerek.
“Üstlerinde kanatlarını açıp kapatarak uçan kuşları (hiç) görmediler mi?Onları (havada) Rahman olan Allah’tan başkası tutmuyor.”(1) diyen Kur'anıkerim’in bu âyeti kuşun kanadına dikkatimizi çekerek,Allah’ın varlığına işaret ederken, bir başka âyette de “(insanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yer yüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?”(2) diyerek de O’nun varlığını görmemenin imkânsızlığına işaret etmektedir.
Yüce Allah görmeyi bilenlerin her yerde ve her şekilde gördüğü, görmeyi bilmeyenlerin ise her türlü mucizeye rağmen bir türlü göremediği bir hakikattir.
O’nun varlığını belgeleyen evrenin âyetleri görünen, O’nun varlığını belgeleyen Kur’an’ın âyetleri ise,okunan âyetleridir.
2. Beni, Ailemi ve Her Şeyi Yaratan Allah’tır
Beni, ailemi ve çevremdeki her şeyi var edenin Allah olduğuna inanıyorum.
Hiçbir şeyin kendiliğinden var olmadığını görüyor, aksine var olan her şeyin Allah(cc) tarafından özenle yaratıldığına inanıyorum.
Varlığımı borçlu olduğum annem ve babamı da diğer anne ve babaları da var edenin Allah(cc) olduğunu şu âyetleri okuduğumda çok daha iyi hissediyorum.
“Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi? Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?”(3)
Hayatta yok iken beni var eden, hiçbir şeye gücü yetmez bir bebekken her şeyi anlayan, bilen ve güç yetiren olgun bir insan olmamı sağlayan sadece O’dur.Benim dünyaya gelmeme sebep olan annemin ve babamın kalbine şefkat, gönlüne sevgi koyan da sadece O’dur.
Bu dünyada her şey Allah’ın eseridir. Tek yaratıcı O’dur. Yiyeceklerimizi, içeceklerimizi de yaratan O’dur. O, yaşattığı için yaşıyor, O öğrettiği için biliyoruz. Doğumumuz O’nun izniyle olduğu gibi ölümümüz de O’nun emriyle olacaktır.
Şu pırıl pırıl gökleri
Sizi barındıran yeri,
Yediğiniz nimetleri,
Veren Allah’ı tanıyın
Her şeyi yaratan Allah’ın, yarattığı her şeyi yerli yerinde, faydalı ve sadece insan için yarattığına inanıyorum.Bu inançla O’na dualar ediyor ve bu inançla O’na şükrediyorum.
3. Allah’ın Eşi ve Benzeri Yoktur
“Deki: O Allah bir tektir. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. O, doğurmamış, doğrulmamıştır. O’nun eşi ve benzeri yoktur.”(4)
Yerin ve göklerin yegâne yaratıcısı sadece O’dur. Yaratıcılığında ve rızıklandırıcılığında ortağı (eşi) olmayan tek ma’bud da O’dur.
O’nun zatına ve sıfatlarına denk her hangi bir varlık da kesinlikle olamaz. Yarattığı sonsuz denebilecek nitelikteki nimetlerin bize ulaşması da ancak O’ndan başka hiçbir varlıkla mümkün değildir.
Hükmünün her yerde geçtiği, ol dediği her şeyin boyun eğerek hemen olduğu tek güçlü varlık da O’dur. Kendisinden başka ilâh olmayan tek ilâh O’dur.
“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.”(5)
Şu halde Allah birdir. Eğer ilâhlar birden fazla olsa idi, bu ilâhlar birbirleri ile anlaşamazlar, birinin yaptığına, yarattığına diğeri karşı çıkardı, o zaman da âlemde düzenden eser kalmazdı.
Halbuki, âlemde eşsiz bir nizam (düzen) mevcuttur. Öyle ise Allah vardır, birdir ve eşi benzeri yoktur.
4. Allah Her Şeyi İşitir, Bilir ve Görür
Allah her şeyi işiticidir. O’nun işitmesi yani duyması insanoğlu gibi sınırlı değil, aksine sınırsızdır. Bütün sesleri aynı anda duyar. Birini duyması diğerini duymasına engel değildir. Kulların dualarını ister sesli olsun ister sessiz olsun, muhakkak duyar ve onları kabul eder.
Bizler O’nun her şeyi işittiğini bilir, inanır ve kabul ederiz. Bu inançla ve bilinçle konuşur ve bu inanç ve bilinçle davranırız.
Allah Bakara sûresinin 181. Âyetinde “...Şüphesiz Allah (her şeyi) işitir ve (her şeyi) bilir.” Buyurmaktadır.
Yüce Allah her şeyi işittiği gibi aynı şekilde her şeyi de bilir. Olmuşu, olacağı yani geçmişi ve geleceği ve şu anda olanı en ince ayrıntılarına kadar bilir. Çünkü O, sonsuz bilgi sahibidir. O’nun bilgisi kusursuz (tam) bilgidir.
“O karada ve denizde ne varsa bilir;Onun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.... (6) diyen Kur'an âyeti Yüce Allah’ın ilminin derinliğini anlatır. Allah’ın bilmesi asla bizim bilmemize benzemez. Bizler bilmek için çeşitli araçlara ihtiyaç duyarken, O hiçbir araca ihtiyaç duymadan bilir. O’nun bilgisinde ne artma ve ne de eksilme olur. Çünkü O’nun bilgisi tamdır.
Allah’ın işitmesi ve bilmesi nasıl sınırsız ise, görmesi de sınırsızdır.
Bizler aydınlıkta görür, karanlıkta görmeyiz; fakat O görür. Bizler bir engel var ise öteyi göremeyiz. Fakat O, engellere rağmen her şeyi görür. Bütün canlı varlıklar görmek için bir organa ihtiyaç duyarken, O, vasıtasız görür. O’nun görmesi kusursuzdur.
“Şüphesiz yapmakta olduklarınızı noksansız görür..”(7) diyen Kur'an âyeti Allah Tealâ’nın tüm davranışlarımızı an be an gördüğünü vurgular.
İşitmesi sonsuz, bilmesi sonsuz ve görmesi sonsuz olan, kâinatın tek sahibi Allah Teâlâ biz kullarına şah damarımızdan daha yakındır.
5. Allah’ın Her Şeye Gücü Yeter
Allah yerin ve göklerin eşsiz yaratıcısıdır. “Bir şeyin olmasını isterse, ona ol! Der ve o da oluverir.”(8) Her varlık O’na boyun eğer,ister iradesiyle, ister iradesi dışında.
Çünkü Allah her şeyin üstünde bir güce ve kudrete sahiptir. O’nun gücü sınırsız ve tamdır.
Yaratılmış bütün varlıklar güçlerini O’ndan alırlar. O’nun mutlak gücü olmaksızın canlı cansız hiçbir varlık hayatiyetini devam ettiremez.
Güçlülere güç veren O’dur. Güçsüzlerin güç dileyeceği varlık da O’dur. Gücün kudretin ve kendi kendine yeterli olmanın tek örneği de sadece kendisidir.
“Ne göklerde ne de yerde Allah’ı aciz bırakacak bir güç vardır. O, bilendir, güçlüdür.”(9)
Bir tohumluk çekirdek içinde binlerce yaprağı ve binlerce meyveyi gizleyen O’dur. İnsanları çeşit çeşit bedende ve çeşit çeşit dilde yaratan da O’dur. Gökleri direksiz yaratan da rüzgârlar sayesinde yağmur yüklü bulutları ülkeden ülkeye gezdiren de O’dur.
Kırları yaratan da , kırlardaki renk renk çiçekleri yaratan da O’dur. Denizleri yaratan da, denizlerdeki milyonlarca varlığın kaderini ve rızkını tayin eden de O’dur.
Çünkü, kâinatın tek sahibi ve sahipliğinde ortağı olmayan Kâdir-i mutlak (tartışmasız en güçlü) tek varlık da ancak O’dur.
6. Allah Bizimle Beraberdir
Bizleri yaratan ve hangimiz güzel iş ve davranışlarda bulunacak diye tespit maksadıyla yer yüzüne gönderen Yüce Allah tabii olarak her an ve her yerde bizimle beraberdir.
O asla bizleri yer yüzünde yalnız ve başıboş bırakmamıştır. Hz. Âdem’den bu yana gönderdiği kutsal kitaplarla ve seçilmiş elçilerle sürekli bizleri kendisinden haberdar etmiştir.
Bizler ne yaparsak yapalım, O mutlaka bizi görmekte ve ne söylersek söyleyelim, mutlaka bizi işitmektedir. Kutsal kitabımız Kur'an’ın bir âyetinde Allah Teâlâ bu yakınlığı şöyle ifade eder:
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından (can damarından) daha yakınız”(10)
Bizlerin gönül huzuru ve tüm samimiyetimizle O’na karşı yaptığımız dualarımıza, dilek ve temennilerimize er veya geç mutlaka cevap veren ve ilâhî makamında kabul eden de O’dur.Hepimiz yaşarken hiç ummadığımız bir anda yardımını ve desteğini çeşitli vesilelerle görür ve hissederiz. Bu yardımın ve desteğin ifadesini Kur'an-ı Kerim’in bir âyetinde şöyle okuruz:
“De ki, Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki? (O zaman) O’na gizli gizli yalvararak ‘eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükredenlerden olacağız’ diye dua edersiniz. De ki, ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır.”(11)
Allah Teâlâ’nın bizlerle olan beraberliği asla belli vakitlerde ve belli yerlerde değildir. Biz O’nu ister analım ister anmayalım, O muhakkak bizlerden haberdardır. O’nun bizlerle olan yakınlığı maddî ölçülerle ölçülemez. O bize en yakınımızdan daha yakın ve en güvendiğimizden daha güvenilirdir.
Allah (cc) tüm kullarını sınırsız rahmet ve sevgisiyle, sınırsız şefkatiyle ve sınırsız kudretiyle kuşatan yüceler yücesi Rabbimizdir.
7. Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadeti’ Öğreniyorum.
Kelime-i Tevhid = “Lâ ilâhe illallah”
“Allah kendisinden başka ilâh olmayan tek ilâhtır.”
Kelime-i Şehâdet
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhu ve Resûluhu”
“Şehadet (tanıklık) ederimki, Allah’tan başaka ilâh yoktur.Hz. Muhammed O’nu kulu ve elçisidir.”
Dipnotlar
(1) Mülk , 67 /19
(2) Gâşiye , 88 / 17,18,19,20
(3) Vâkıa , 56 / 57,58,59
(4) İhlas , 112 / 1-4
(5) Enbiya , 21 / 22
(6) En’am , 6 / 59
(7) Bakara , 2 /110
(8) Yasin , 36 / 82
(9) Fâtır , 35 / 44
(10) Kaf , 50 / 16
(11) En’am ,6 / 63-64

Devamını Oku

YÜCE ALLAH'IN KUR'AN'DA GEÇEN İSİMLERİ, ESMAUL HUSNAac

YÜCE ALLAH'IN KUR'AN'DA GEÇEN İSİMLERİ



Yüce Allah Kur'an-ı Kerîm kitabında buyuruyor:

"Allah o (Allah) dır ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur" (Taha,8)

Ebû Hüreyre (r.a) den nakil: Resûlüllah(s.a.v) buyurdular ki: "Şüphesiz ki, Allahü Teâlâ'ya mahsus isimler vardır.Her kim, bu (güzel) isimleri ihsâ eder (sayar, ezberler ve dilinin tesbihi haline getirirse) Cennete girer." (Tirmizi, ibn Hibban veHakim)

Allah'ımızın bu mübarek isimlerine "ihsâ isimleri" denir. Bu isimleri hem ezberlemek, hem mânâlarını öğrenmek, hem saymak ve dilin tesbihi haline getirmek gerekir. Bu doksan dokuz isim dillerin virdi olunca, diller tatlanacak, gönül kapıları açılacak ve kalplere marifet nurları akacaktır. Bir mübarek ayette Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır: "Habibim! De ki:"İster Allah diye dua edin, ister Rahman deyin, hangisini deseniz, en güzel isimler hep O'nundur.)"

ESMAÜL – HÜSNA

1-"Hüvallahü'l-lezi La ilaheilla hu" "Allah"

O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah'tır.

2-"Er-Rahman": Esirgeyici,bütün mahlukatına rahmetiyle muamele eden(dünyada)

3-"El-Melik": Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlı olan.

4-"Er-Rahim": Bağışlayıcı, sevdiklerine ve müminlere merhamet eden(ahirette)

5-"El-Kuddüs": Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.

6-"El-Selam": Her çeşit afet ve kaderlerden emin olan.

7-"El-Mü'min": Kullarına emniyet veren.Kendinin ve peygamberlerinin doğruluğunu ortaya koyan, kullarına yaptığı vadinde sadık.

8-"El-Müheymin": Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi gözetip koruyan.

9-"El-Aziz":İzzet sahibi, mağlup edilmesi imkansız olan, her şeye galip olan.

10-"El-Cabbar":Azamet ve kudret sahibi,istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedir olan.

11-"El-Mütekebbir":Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.

12-"El-Halik":Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdir eden,yaratan, yoktan var eden büyüklükte eşi olmayan.

13-"El-Bari":Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.

14-"El-Muvassir":Tasvir eden ,her şeye bir şekil ve hususiyet veren.

15-"El-Gaffar":Kullarının günahını örten, mağfireti çok, günahları bağışlayıcı.

16-"El-Kahhar":Her şeye, her istediğini yapacak surette, galip ve hakim.

17-"El-Vahhab":Çok fazla ihsan eden,çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan.

18-"El-Rezzak":Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

19-"El-Fettah":Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran.

20-"El-Alim":Her şeyi en ince noktasınakadar bilen,ilmi ebedi ve ezeli olan.

21-"El-Kabıt":Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan.

22-"El-Basit":Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten.

23-"El-Hafıd":Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, dereceleri düşüren.

24-"El-Rafi":Yukarı kaldıran, yükselten, dereceleri yükselten.

25-"El-Muiz":İzzet veren, aziz kılan.

26-"El-Müzil":Zillete düşüren, hor ve hakir eden.

27-"El-Semi":Her şeyi işiten, kullarının niyazını kabul eden.

28-"El-Basir":Her şeyi gören.

29-"El-Hakem":Hikmet sahibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten,hükmeden.

30-"El-Adl":Son derece adaletli olan.

31-"El-Latif":En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, lütuf ve ihsan sahibi olan.

32-"El-Habir":Her şeyi içyüzünden, gizli tarafından haberdar olan.

33-"El-Halim":Yumuşak davranan, hilmi çok olan.

34-"El-Azim":Pek azametli olan, yüce.

35-"El-Gafur":Çok bağışlayan, mağfireti çok.

36-"El-Şekur":Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ile karşılayan.

37-"El-Aliyy":Çok yüce.

38-"El-Kebir":Pekbüyük.

39-"El-Hafız":Yapılan işleri bütün tafsilatıyla hıfzeden, her şeyi afat ve beladan koruyan.

40-"El-Mukit":Bilen, tayin eden.Her yaratılmışın rızkını veren.

41-"El-Hasib":Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyi bilen.



Mahlukatına kafi olan.

42-"El-Celil":Azamet sahibi olan, ululuk sahibi olan.

43-"El-Kerim":Çok ikram edici, kerimi olan.

44-"El-Rakib":Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan.

45-"El-Mucid":Kendine yalvaranların isteklerini veren, duaları kabul eden.

46-"El-Vasi":Lütfu bol olan.

47-"El-Hakim":Emirleri,kelamı ve bütün işleri hikmetli, hikmet sahibi olan.

48-"El-Vehud":İyi kullarını seven, rızasına indiren ve sevilmeye layık olan.

49-"El-Mecid":Şanı, şerefi çok üstün olan.

50-"El-Bais":Ölüleri dirilten, kabirlerden çıkaran.

51-"El-Şehid":Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.

52-"El-Hakk":Vacib'ul vücut olan, varlığı hiç değişmeden duran.

53-"El-Vekil":Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden.

54-"El-Kaviyy":Pek kuvvetli.

55-"El-Metin":Pek güçlü.

56-"El-Veliyy":Seçkin kullarının dostu.

57-"El-Hamid":Ancak kendine hamd edilen, bütün varlığın diliyle övülen.

58-"El-Muhsin":Namütenahi de olsa, bir her şeyin sayısını bilen.

59-"El-Mubdi":Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan.

60-"El-Muid":Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

61-"El-Muhyi":İhya eden, dirilten, can bağışlayan, sağlık veren.

62-"El-Mümit":Canlı,bir mahlukatın ölümünü yaratan, öldüren.

63-"El-Hayy":Diri, tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.

64-"El-Kayyum":Yarattıklarının işini çeviren her işleneni bilen, evveli olmayan.

65-"El-Vacid":İstediğini, istediği vakit bulan.

66-"El-Macid":Kadri ve şanı büyük, kerem ve müsamahası bol.

67-"El-Vahid":Tek. Zatında, sıfatlarında, isimlerinde, efailinde ortağı ve benzeri olmayan.

68-"El-Samed":Her şey O’na muhtaç, fakat O hiç bir şeye muhtaç değil.

69-"El-Kadir":İstediğini, istediği gibi yaratmaya muktedir olan.

70-"El-Mukdedir":kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.

71-"El-Mukaddim":İstediğini öne getiren, öne alan.

72-"El-Muahhir":İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.

73-"El-Evvel":Her şeyden önce var olan.

74-"El-Ahir":Her şey helak olduktan sonra geri kalan.

75-"El-Zahir":Varlığı sayısız delillerle açık olan.

76-"El-Batın":Akılların idrak edemeyeceği yüce azabı gizli olan.

77-"El-Vali":Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tek başına idare eden.

78-"El-Müteali":Aklın mümkün gördüğü her şeyden, herhalden pek yüce olan.

79-"El-Berr":Kullarına iyilik ve ihsanı, nimetleri bol olan.

80-"El-Tevvab":Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.

81-"El-Muntekım":Günahkarlara, adaletiyle, müstahak oldukları cezayı veren.

82-"El-Afüvv":Affeden, mağfiret eden.

83-"El-Rauf":Merhamet edici. Pek şefkatli.

84-"Malik'ül-Mülk":Mülkün ebedi ezeli sahibi.

85-"Zülcelali ve'l-İkram":Hem azamet sahibi, hem fazl-ı kerem sahibi.

86-"El-Muksit":Hükmünde ve efailinde adaletli olan.

87-"El-Cami":İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.

88-"El-Ganiyy":Çok zengin, hiç bir şeye muhtaç olmayan.

89-"El-Muğni":Dilediğine zenginlik veren müstağni kılan.

90-"El-Mani":Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen, engelleyen.

91-"El-Darr":Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan,hüsrana uğratan.

92-"El-Nafi":Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan,faydalandıran.

93-"El-Nur":Alemleri nurlandıran, dilediğine nur eden, nur olan.

94-"El-Hadi":Hidayete kavuşturan, kulunu hayırla muvaffak kılan.

95-"El-Bedi":Örneksiz, misalsiz, acayip ve hayret verici alemler yaratan.

96-"El-Baki":Varlığının sonu bulunmayan, ebedi olan.

97-"El-Varis":Varlığı devam eden,servetlerin hakiki sahibi.

98-"El-Raşit":Bütün alemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle akıbetine ulaştıran.

99-"Es-Sabur":Çok sabırlı olan, isyankarlardan acele intikam almayan.

Devamını Oku