ATOM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATOM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ATOM, ATOM NEDİR

Kimsayal bir elementin en küçük birimi ya da parçası. Felsefede cismin bölünemcyen ve parçalanamayan en küçük zerresi.İlk çağ felsefesinde Lcukippos, Demokritos, Epikuros ve Lucretius'un ileri sürüp oluştur­dukları maddeci akımın temel kavramı. Dc-mokritos'a göre varlık mekanda yer kaplayan, yani nesne olup zihin veya düşüncede değil, bi­zatihi gerçeklik olarak var olandır. Varlığın "o-lan" olması ve bir nesne kimliğiyle kavranması onun belli unsurlardan oluşmasını zorunlu kı­lar. İşte varlığın bütünü oluşturan unsurları, son çözümlemede, en küçük, bölümlere ayrıla-mayan, kendi kendine bir "bütün" olan "a-tom"lardır. Bu bakımdan atom her türden var­lığı oluşturan parçalar ve bölünmez unsurlar olup kendi kendilerine vardırlar; var edilme­mişler ve yok olamayacaklardır; sayısız ve son­suzdurlar. Ayrıca sert olmaları (çünkü bölüne­mezler), içlerine dıştan bir nesneyi kabul et­melerine engeldir. Sıcaklık, soğukluk, renk, koku, lad gibi nitelikler atomlarda bulunmaz; buna karşılık niceliksel özelliklere (ağırlık, şe­kil, miktar) sahiptirler. Gözle görülmeyen

atomların kendi mahiyetlerinde değişme ol­mamasına rağmen, sürekli hareketleri sözko-nusudur. Hareket ancak "boş mekan"da ger­çekleşir. Ancak "boş mekan" bir varlık değil­dir; sadece "hiç", yani yokluktur. Atom ile "boş mekan", yani "hiç" arasında kesin bir karşıtlık vardır, ama atomların hareketi için "boş me­kan" gereklidir. İşte atomlar bu boş mekan içindeki hareketlerinden dolayı düşünmenin konusu olabilmektedirler. Buna bağlı olarak da düşünmenin konusu ancak nesne, daha doğrusu madde olabilir. Maddenin dayandığı temel öz ise atomdur. Böylece Demokrİtos, Epikuros ve Lucretius'ta atom, boş mekan kavramından ayrılamaz; çünkü hareketleri için bu zorunludur. Ağırlık, şekil, miktar özel­likleri hareketlerinin zorunlu nedeni olma ya-nmda, bunlardaki farklar nesnelerin de farklı­lığına kaynaklık ederler.

Leukippos tarafından ortaya atılıp Dcmokri-tos tarafından gerçek anlamda bir akım hali­ne getirilen atom teorisi Epikuros'ta maddeci bir yaşama felsefesine dönüştürüldü. Lucreti-us'un De Rcrum Natura (Evrenin Yapısı) ad­lı eseriyle sonraki yüzyıllara aktarıldı. Ortaçağ Skolastiğinde adeta unutulan Dcmokritos'un atom teorisi, sınırlı bir şekilde İslam düşünür­leri, bazı Mutezile kclamcıları tarafından üze­rinde durulduysa da, köklü bir etki doğurma­dı.Atom teorisi Röncsans-sonrası Batı düşün­cesinde yeniden keşfedildi; Bruno, Bacon, Gassendi, Descarles gibi düşünürler tarafın­dan yeniden incelenmeye başlandı. XVII. yüz­yılda Galilei, Newton, Böyle ve Huygcns gibi bilimadamları atom teorisini savundular. İngi­liz kimya ve fizik bilgini John Dalton nesnele­rin atomlardan oluştuğunu, her basit nesne­nin değişmez bir ağırlığının bulunduğunu, bunların birbirleriyle uyuşması halinde kimya­sal bileşimlerin meydana geldiğini ve bütün kimyasal bileşimlerin böyle olduğunu ileri sür­dü, öte yandan İtalyan kimyacı Amcdco Avo-gadro'nun gazların molekül yapısıyla ilgili var­sayımı, Rus kimyacı Dimitri McndcIyev'İn ilk periyodik tabloyu düzenleme çalışması, başka bilim adamlarının ışığın dalga teorisini ispatla-

maları, atom teorisinin günümüze kadar dü­şünce alanındaki olduğu kadar, bilim alanın­daki önemini gösterir. Atomların tek tek sayı-labilirvetartılabilîr nitelikleri, araştırmalar so­nucu ortaya konulan elektron ve radyoaktif özellikler ile kesinleşti. Dolayısıyla XX. yüzyı­la gelindiğinde maddenin atomlardan oluştu­ğu bilimsel araştırmalar İle kesinlik kazanmış oluyordu. Ne var ki XX. yüzyılın İlk çeyreğin­den itibaren başlayan ve hala devam eden atom üzerindeki çalışmalar, özellikle izafiyet ve kuantum teorileri atom teorisini de daha güncel hale getirdi. Bugün atom dediğimiz varlıklar, sadece tabiatın mikroskobik düze­yinde 'en küçük birimlcr'den birisidir, mole­küller kimyasal işlemlerde devreye giren yapı­sal birimlerdir; oysa atomlar element parçacık­ların temel birimleri temsil ettiği karmaşık bir yapıya sahiptirler. Bugün atom konusu en son Russel'İn mantıksal atomculuk görüşünden sonra felsefe alanından fiziğin alanına kaymış görünüyor.

İsmail KILLIOĞLU

Devamını Oku

ATOM, ATOM NEDİR

Kimsayal bir elementin en küçük birimi ya da parçası. Felsefede cismin bölünemcyen ve parçalanamayan en küçük zerresi.İlk çağ felsefesinde Lcukippos, Demokritos, Epikuros ve Lucretius'un ileri sürüp oluştur­dukları maddeci akımın temel kavramı. Dc-mokritos'a göre varlık mekanda yer kaplayan, yani nesne olup zihin veya düşüncede değil, bi­zatihi gerçeklik olarak var olandır. Varlığın "o-lan" olması ve bir nesne kimliğiyle kavranması onun belli unsurlardan oluşmasını zorunlu kı­lar. İşte varlığın bütünü oluşturan unsurları, son çözümlemede, en küçük, bölümlere ayrıla-mayan, kendi kendine bir "bütün" olan "a-tom"lardır. Bu bakımdan atom her türden var­lığı oluşturan parçalar ve bölünmez unsurlar olup kendi kendilerine vardırlar; var edilme­mişler ve yok olamayacaklardır; sayısız ve son­suzdurlar. Ayrıca sert olmaları (çünkü bölüne­mezler), içlerine dıştan bir nesneyi kabul et­melerine engeldir. Sıcaklık, soğukluk, renk, koku, lad gibi nitelikler atomlarda bulunmaz; buna karşılık niceliksel özelliklere (ağırlık, şe­kil, miktar) sahiptirler. Gözle görülmeyen

atomların kendi mahiyetlerinde değişme ol­mamasına rağmen, sürekli hareketleri sözko-nusudur. Hareket ancak "boş mekan"da ger­çekleşir. Ancak "boş mekan" bir varlık değil­dir; sadece "hiç", yani yokluktur. Atom ile "boş mekan", yani "hiç" arasında kesin bir karşıtlık vardır, ama atomların hareketi için "boş me­kan" gereklidir. İşte atomlar bu boş mekan içindeki hareketlerinden dolayı düşünmenin konusu olabilmektedirler. Buna bağlı olarak da düşünmenin konusu ancak nesne, daha doğrusu madde olabilir. Maddenin dayandığı temel öz ise atomdur. Böylece Demokrİtos, Epikuros ve Lucretius'ta atom, boş mekan kavramından ayrılamaz; çünkü hareketleri için bu zorunludur. Ağırlık, şekil, miktar özel­likleri hareketlerinin zorunlu nedeni olma ya-nmda, bunlardaki farklar nesnelerin de farklı­lığına kaynaklık ederler.

Leukippos tarafından ortaya atılıp Dcmokri-tos tarafından gerçek anlamda bir akım hali­ne getirilen atom teorisi Epikuros'ta maddeci bir yaşama felsefesine dönüştürüldü. Lucreti-us'un De Rcrum Natura (Evrenin Yapısı) ad­lı eseriyle sonraki yüzyıllara aktarıldı. Ortaçağ Skolastiğinde adeta unutulan Dcmokritos'un atom teorisi, sınırlı bir şekilde İslam düşünür­leri, bazı Mutezile kclamcıları tarafından üze­rinde durulduysa da, köklü bir etki doğurma­dı.Atom teorisi Röncsans-sonrası Batı düşün­cesinde yeniden keşfedildi; Bruno, Bacon, Gassendi, Descarles gibi düşünürler tarafın­dan yeniden incelenmeye başlandı. XVII. yüz­yılda Galilei, Newton, Böyle ve Huygcns gibi bilimadamları atom teorisini savundular. İngi­liz kimya ve fizik bilgini John Dalton nesnele­rin atomlardan oluştuğunu, her basit nesne­nin değişmez bir ağırlığının bulunduğunu, bunların birbirleriyle uyuşması halinde kimya­sal bileşimlerin meydana geldiğini ve bütün kimyasal bileşimlerin böyle olduğunu ileri sür­dü, öte yandan İtalyan kimyacı Amcdco Avo-gadro'nun gazların molekül yapısıyla ilgili var­sayımı, Rus kimyacı Dimitri McndcIyev'İn ilk periyodik tabloyu düzenleme çalışması, başka bilim adamlarının ışığın dalga teorisini ispatla-

maları, atom teorisinin günümüze kadar dü­şünce alanındaki olduğu kadar, bilim alanın­daki önemini gösterir. Atomların tek tek sayı-labilirvetartılabilîr nitelikleri, araştırmalar so­nucu ortaya konulan elektron ve radyoaktif özellikler ile kesinleşti. Dolayısıyla XX. yüzyı­la gelindiğinde maddenin atomlardan oluştu­ğu bilimsel araştırmalar İle kesinlik kazanmış oluyordu. Ne var ki XX. yüzyılın İlk çeyreğin­den itibaren başlayan ve hala devam eden atom üzerindeki çalışmalar, özellikle izafiyet ve kuantum teorileri atom teorisini de daha güncel hale getirdi. Bugün atom dediğimiz varlıklar, sadece tabiatın mikroskobik düze­yinde 'en küçük birimlcr'den birisidir, mole­küller kimyasal işlemlerde devreye giren yapı­sal birimlerdir; oysa atomlar element parçacık­ların temel birimleri temsil ettiği karmaşık bir yapıya sahiptirler. Bugün atom konusu en son Russel'İn mantıksal atomculuk görüşünden sonra felsefe alanından fiziğin alanına kaymış görünüyor.

İsmail KILLIOĞLU

Devamını Oku

ATOM, ATOM NEDİR

Kimsayal bir elementin en küçük birimi ya da parçası. Felsefede cismin bölünemcyen ve parçalanamayan en küçük zerresi.İlk çağ felsefesinde Lcukippos, Demokritos, Epikuros ve Lucretius'un ileri sürüp oluştur­dukları maddeci akımın temel kavramı. Dc-mokritos'a göre varlık mekanda yer kaplayan, yani nesne olup zihin veya düşüncede değil, bi­zatihi gerçeklik olarak var olandır. Varlığın "o-lan" olması ve bir nesne kimliğiyle kavranması onun belli unsurlardan oluşmasını zorunlu kı­lar. İşte varlığın bütünü oluşturan unsurları, son çözümlemede, en küçük, bölümlere ayrıla-mayan, kendi kendine bir "bütün" olan "a-tom"lardır. Bu bakımdan atom her türden var­lığı oluşturan parçalar ve bölünmez unsurlar olup kendi kendilerine vardırlar; var edilme­mişler ve yok olamayacaklardır; sayısız ve son­suzdurlar. Ayrıca sert olmaları (çünkü bölüne­mezler), içlerine dıştan bir nesneyi kabul et­melerine engeldir. Sıcaklık, soğukluk, renk, koku, lad gibi nitelikler atomlarda bulunmaz; buna karşılık niceliksel özelliklere (ağırlık, şe­kil, miktar) sahiptirler. Gözle görülmeyen

atomların kendi mahiyetlerinde değişme ol­mamasına rağmen, sürekli hareketleri sözko-nusudur. Hareket ancak "boş mekan"da ger­çekleşir. Ancak "boş mekan" bir varlık değil­dir; sadece "hiç", yani yokluktur. Atom ile "boş mekan", yani "hiç" arasında kesin bir karşıtlık vardır, ama atomların hareketi için "boş me­kan" gereklidir. İşte atomlar bu boş mekan içindeki hareketlerinden dolayı düşünmenin konusu olabilmektedirler. Buna bağlı olarak da düşünmenin konusu ancak nesne, daha doğrusu madde olabilir. Maddenin dayandığı temel öz ise atomdur. Böylece Demokrİtos, Epikuros ve Lucretius'ta atom, boş mekan kavramından ayrılamaz; çünkü hareketleri için bu zorunludur. Ağırlık, şekil, miktar özel­likleri hareketlerinin zorunlu nedeni olma ya-nmda, bunlardaki farklar nesnelerin de farklı­lığına kaynaklık ederler.

Leukippos tarafından ortaya atılıp Dcmokri-tos tarafından gerçek anlamda bir akım hali­ne getirilen atom teorisi Epikuros'ta maddeci bir yaşama felsefesine dönüştürüldü. Lucreti-us'un De Rcrum Natura (Evrenin Yapısı) ad­lı eseriyle sonraki yüzyıllara aktarıldı. Ortaçağ Skolastiğinde adeta unutulan Dcmokritos'un atom teorisi, sınırlı bir şekilde İslam düşünür­leri, bazı Mutezile kclamcıları tarafından üze­rinde durulduysa da, köklü bir etki doğurma­dı.Atom teorisi Röncsans-sonrası Batı düşün­cesinde yeniden keşfedildi; Bruno, Bacon, Gassendi, Descarles gibi düşünürler tarafın­dan yeniden incelenmeye başlandı. XVII. yüz­yılda Galilei, Newton, Böyle ve Huygcns gibi bilimadamları atom teorisini savundular. İngi­liz kimya ve fizik bilgini John Dalton nesnele­rin atomlardan oluştuğunu, her basit nesne­nin değişmez bir ağırlığının bulunduğunu, bunların birbirleriyle uyuşması halinde kimya­sal bileşimlerin meydana geldiğini ve bütün kimyasal bileşimlerin böyle olduğunu ileri sür­dü, öte yandan İtalyan kimyacı Amcdco Avo-gadro'nun gazların molekül yapısıyla ilgili var­sayımı, Rus kimyacı Dimitri McndcIyev'İn ilk periyodik tabloyu düzenleme çalışması, başka bilim adamlarının ışığın dalga teorisini ispatla-

maları, atom teorisinin günümüze kadar dü­şünce alanındaki olduğu kadar, bilim alanın­daki önemini gösterir. Atomların tek tek sayı-labilirvetartılabilîr nitelikleri, araştırmalar so­nucu ortaya konulan elektron ve radyoaktif özellikler ile kesinleşti. Dolayısıyla XX. yüzyı­la gelindiğinde maddenin atomlardan oluştu­ğu bilimsel araştırmalar İle kesinlik kazanmış oluyordu. Ne var ki XX. yüzyılın İlk çeyreğin­den itibaren başlayan ve hala devam eden atom üzerindeki çalışmalar, özellikle izafiyet ve kuantum teorileri atom teorisini de daha güncel hale getirdi. Bugün atom dediğimiz varlıklar, sadece tabiatın mikroskobik düze­yinde 'en küçük birimlcr'den birisidir, mole­küller kimyasal işlemlerde devreye giren yapı­sal birimlerdir; oysa atomlar element parçacık­ların temel birimleri temsil ettiği karmaşık bir yapıya sahiptirler. Bugün atom konusu en son Russel'İn mantıksal atomculuk görüşünden sonra felsefe alanından fiziğin alanına kaymış görünüyor.

İsmail KILLIOĞLU

Devamını Oku

ATOM, ATOM NEDİR

Kimsayal bir elementin en küçük birimi ya da parçası. Felsefede cismin bölünemcyen ve parçalanamayan en küçük zerresi.İlk çağ felsefesinde Lcukippos, Demokritos, Epikuros ve Lucretius'un ileri sürüp oluştur­dukları maddeci akımın temel kavramı. Dc-mokritos'a göre varlık mekanda yer kaplayan, yani nesne olup zihin veya düşüncede değil, bi­zatihi gerçeklik olarak var olandır. Varlığın "o-lan" olması ve bir nesne kimliğiyle kavranması onun belli unsurlardan oluşmasını zorunlu kı­lar. İşte varlığın bütünü oluşturan unsurları, son çözümlemede, en küçük, bölümlere ayrıla-mayan, kendi kendine bir "bütün" olan "a-tom"lardır. Bu bakımdan atom her türden var­lığı oluşturan parçalar ve bölünmez unsurlar olup kendi kendilerine vardırlar; var edilme­mişler ve yok olamayacaklardır; sayısız ve son­suzdurlar. Ayrıca sert olmaları (çünkü bölüne­mezler), içlerine dıştan bir nesneyi kabul et­melerine engeldir. Sıcaklık, soğukluk, renk, koku, lad gibi nitelikler atomlarda bulunmaz; buna karşılık niceliksel özelliklere (ağırlık, şe­kil, miktar) sahiptirler. Gözle görülmeyen

atomların kendi mahiyetlerinde değişme ol­mamasına rağmen, sürekli hareketleri sözko-nusudur. Hareket ancak "boş mekan"da ger­çekleşir. Ancak "boş mekan" bir varlık değil­dir; sadece "hiç", yani yokluktur. Atom ile "boş mekan", yani "hiç" arasında kesin bir karşıtlık vardır, ama atomların hareketi için "boş me­kan" gereklidir. İşte atomlar bu boş mekan içindeki hareketlerinden dolayı düşünmenin konusu olabilmektedirler. Buna bağlı olarak da düşünmenin konusu ancak nesne, daha doğrusu madde olabilir. Maddenin dayandığı temel öz ise atomdur. Böylece Demokrİtos, Epikuros ve Lucretius'ta atom, boş mekan kavramından ayrılamaz; çünkü hareketleri için bu zorunludur. Ağırlık, şekil, miktar özel­likleri hareketlerinin zorunlu nedeni olma ya-nmda, bunlardaki farklar nesnelerin de farklı­lığına kaynaklık ederler.

Leukippos tarafından ortaya atılıp Dcmokri-tos tarafından gerçek anlamda bir akım hali­ne getirilen atom teorisi Epikuros'ta maddeci bir yaşama felsefesine dönüştürüldü. Lucreti-us'un De Rcrum Natura (Evrenin Yapısı) ad­lı eseriyle sonraki yüzyıllara aktarıldı. Ortaçağ Skolastiğinde adeta unutulan Dcmokritos'un atom teorisi, sınırlı bir şekilde İslam düşünür­leri, bazı Mutezile kclamcıları tarafından üze­rinde durulduysa da, köklü bir etki doğurma­dı.Atom teorisi Röncsans-sonrası Batı düşün­cesinde yeniden keşfedildi; Bruno, Bacon, Gassendi, Descarles gibi düşünürler tarafın­dan yeniden incelenmeye başlandı. XVII. yüz­yılda Galilei, Newton, Böyle ve Huygcns gibi bilimadamları atom teorisini savundular. İngi­liz kimya ve fizik bilgini John Dalton nesnele­rin atomlardan oluştuğunu, her basit nesne­nin değişmez bir ağırlığının bulunduğunu, bunların birbirleriyle uyuşması halinde kimya­sal bileşimlerin meydana geldiğini ve bütün kimyasal bileşimlerin böyle olduğunu ileri sür­dü, öte yandan İtalyan kimyacı Amcdco Avo-gadro'nun gazların molekül yapısıyla ilgili var­sayımı, Rus kimyacı Dimitri McndcIyev'İn ilk periyodik tabloyu düzenleme çalışması, başka bilim adamlarının ışığın dalga teorisini ispatla-

maları, atom teorisinin günümüze kadar dü­şünce alanındaki olduğu kadar, bilim alanın­daki önemini gösterir. Atomların tek tek sayı-labilirvetartılabilîr nitelikleri, araştırmalar so­nucu ortaya konulan elektron ve radyoaktif özellikler ile kesinleşti. Dolayısıyla XX. yüzyı­la gelindiğinde maddenin atomlardan oluştu­ğu bilimsel araştırmalar İle kesinlik kazanmış oluyordu. Ne var ki XX. yüzyılın İlk çeyreğin­den itibaren başlayan ve hala devam eden atom üzerindeki çalışmalar, özellikle izafiyet ve kuantum teorileri atom teorisini de daha güncel hale getirdi. Bugün atom dediğimiz varlıklar, sadece tabiatın mikroskobik düze­yinde 'en küçük birimlcr'den birisidir, mole­küller kimyasal işlemlerde devreye giren yapı­sal birimlerdir; oysa atomlar element parçacık­ların temel birimleri temsil ettiği karmaşık bir yapıya sahiptirler. Bugün atom konusu en son Russel'İn mantıksal atomculuk görüşünden sonra felsefe alanından fiziğin alanına kaymış görünüyor.

İsmail KILLIOĞLU

Devamını Oku

ATOM, ATOMUN YAPISI, ATOMUN ÖZELLİKLERİ

ATOM, ATOMUN YAPISI, ATOMUN ÖZELLİKLERİ (FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ KONU ANLATIM)

Elementlerin tüm özelliğini gösteren en küçük parçasına atom denir.

Atomu oluşturan parçacıklar farklı yüklere sahiptir. Atomda bulunan yükler; negatif yükler ve pozitif yüklerdir. Atomu oluşturan parçacıklar:

* Cisimden cisme elektrik yüklerini taşıyan negatif yüklü elektron,

* Elektronların yükünü dengeleyen aynı sayıda ama pozitif yüklü olan proton,

* Elektrik yükü taşımayan nötr parçacık nötron.

Atom iki kısımdan oluşur:

1-Çekirdek (merkez)

2-Katmanlar (yörünge; enerji düzeyi)

Çekirdek, hacim olarak küçük olmasına karşın, atomun tüm kütlesini oluşturur. Çekirdekte proton ve nötronlar bulunur. Elektronlar ise çekirdek çevresindeki katmanlarda bulunur.

* Elementlerin Çekirdekte bulunan protonlar, atomun ( o elementin) tüm kimyasal ve fiziksel özelliklerini belirler.

* Proton sayısı atomlar (elementler) için ayırt edici özelliktir. Yani proton sayısının farklı olması elementin diğerinden farklı olduğu anlamına gelir.

* Elektronların bulunma olasılığının olduğu bölgelere elektron bulutu denir.

* Kimyasal olaylarda (reaksiyonlarda) yalnızca elektron sayısı değişir. Proton ve nötron, çekirdekte bulunduğu için sayıları değişmez.

* Nötr bir atom için; elektron sayısı= proton sayısı

* (Z) Atom numarası= proton sayısı

* Çekirdek yükü= proton sayısı

* İyon yükü= proton sayısı � elektron sayısı

* (A) Kütle numarası= proton + nötron sayısı (Nükleon sayısı)(atom ağırlığı)

İzotop atom: Proton sayıları (atom numaraları)aynı, nötron sayıları farklı olan atomlara denir.

İzotop atomların kimyasal özellikleri aynı (p aynı) , fiziksel özellikleri farklıdır (n farklı).

Nötr halde bulunmayan, iyon halindeki izotop atomların hem fiziksel, hem kimyasal özellikleri farklıdır.

Elektronlar Nerede Dönüyor?

Elektronlar çekirdek çevresindeki katmanlarda (yörüngelerde) dönerek hareket ederler. Çekirdeğe en yakın katman 1 olmak üzere dışa doğru 2, 3,4... olarak katmanlar numaralandırılır. (bu katmanlar çember değil, küre yüzeyi olarak düşünülmelidir.)

Her katmanda bulunabilecek elektron sayısı bellidir.

1. Yörüngede en çok 2 elektron

2. Yörüngede en çok 8 elektron

3. Yörüngede en çok 18 elektron

4. Yörüngede en çok 32 elektron

5. Yörüngede en çok 32 elektron

6. Yörüngede en çok 18 elektron

7. Yörüngede en çok 8 elektron bulunur.

* Bir atomun ilk yörüngesi en fazla 2 elektron, son yörüngesi en fazla 8 elektron taşır.

* Bir nötr atom çekirdeğindeki proton sayısı kadar elektron taşır.

Elektron Alışverişi Ve Sonuçları:

Helyum (2), neon (10), argon (18)in elektron dağılımlarını aşağıda yapalım:

Eğer bu üç elementin birer elektronu daha olsaydı, her birinde yeni bir katman oluşacaktı. Çünkü her üçünün de en dıştaki katmanları tamamen dolu durumdadır.

1.Katmanda en çok 2 elektron bulunması durumu dublet kuralı, 2. ve 3. katmanlarda en çok 8 elektron bulunması durumu oktet kuralı olarak adlandırılır. Helyum dublet, neon ve (bilgi yelpazesi) argon oktet kuralına uyar. Oktet veya dublet kuralına uyan atomlar kararlı yapıya sahiptir.

Diğer elementler de kararlı yapıya sahip olmak isterler. Bu yüzden elektron alır veya verirler.

Son yörüngesindeki elektron sayısı az olan lityum (3), berilyum (5) gibi elementler elektron verme eğilimindedir.

Oksijen(8), flor(9) elementleri ise elektron almaya yatkındır.

Atomlar elektron alarak veya vererek kararlı yapıya ulaştıklarında artık, iyon olarak adlandırılırlar.

Nötr bir atomun elektron almış veya vermiş haline iyon denir.

Atom elektron alarak kararlı hale geçerse elektron sayısı>proton sayısı olur. Bu tür iyonlara negatif(-) yüklü iyon (anyon)denir.

Atom elektron vererek kararlı hale geçerse elektron sayısı(+)yüklü iyon (katyon)denir.

Atomlar kaybettikleri elektron sayısı kadar +yüklü, kazandıkları elektron sayısı kadar � yüklü olurlar. Not: iyon yükü =proton sayısı- elektron sayısı

Eğer iyon anyonsa sembolün sağ üst kısmına � işareti konur ve aldığı elektron sayısı yazılır. Katyonsa + işareti konur ve sayısı yazılır.

Devamını Oku