peyami safa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peyami safa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumbadan Rumbaya kitap özeti

Cumba’dan Rumba’ya

(Peyami Safa)

KİTABIN ADI : CUMBA’DAN RUMBA’YA
KİTABIN YAZARI : Peyami Safa
YAYINEVİ VE ADRESİ : ÖTÜKEN NEŞRİYAT A.Ş.
BASIM YILI : 1998

KİTABIN KONUSU

Kitap,Cemile adındaki genç ve güzel bir kızın,kötü yaşamından,bir anda Tahsin adındaki zengin bir adama rastlayarak kurtuluşunu ve birbiri ardına gelişen ilginç olayları konu almıştır.

KİTABIN ÖZETİ

Cemile,dikine doğru konuşan,aklına geleni söyleyen ve çok güzel bir kızdır.Bir gün,tramvayda parayı öderken,para üstünü alamazve ağzına geleni söylemeye başlar.O sırada orada bulunan Tahsin Bey,elli yaşında ,kibar kılıklı,duruma el koyarak paranın üstünü Cemile’ye verir ve Cemile ile tanışır.Tahsin Bey,çok zengin bir adamdır.Cemile’nin evine ertesi gün balo biletleri gönderir.Balo Beşiktaş İskele gazinosu’nda olacaktır.Cemile’nin ablası Şahende,uzun boylu,sarışın,yüzünün derisi cigara kağıdı kadarince ve beyaz,boynunun mavi damarları görünen zayıf ve sinirli bir kadındır.Baloya oğlu Altay’I da götürmeyi düşünür.Altay,yedi aylık,emzikli,kundakta birçopcuktur.Cemile,baloya Altay’ın gelmesine sinirlenmektedir;ama Şahendeye anlatamaz.Cemile ile Şahende ,baloya kundaktaki çocuğun gidip gitmeyecegi hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarından,sağa sola,konu komşuya sorarlar ve tüm mahalleye tartışma konusu yaratırlar.En sonunda,halkın sözünü dinlediğiHacı Kamil Bey’e sorarlar.Hacı Kamil Bey,edebini,terbiyesini,muhafaza etmek şartıyla bakire,seyyide,hamile,emziksiz,evli,bekar,kundakta yahut ihtiyar,genç,çoluk,çocuk,büyük,küçük herkesin gidebileceğini söyler.

Cemile ile Şahende ,eve dönerlerken,evin selamlık tarafına yeni taşınan kiracıları görürler ve Cemile kiracının genç oğlu ile göz göze gelir.’Şirin bir oğlana benziyor!’diye düşünür.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Birkaç gün sonra,Cemile Tahsin Bey’e gitmeye karar verir ve o gün Tahsin Bey’le sinemaya giderler.Cemile Tahsin Bey’in evli olduğunu öğrenir ve Tahsin Bey ,Cemile’yi otomobili ile evine bırakır.

Cemile Tahsin Beyin dediği gibi Taksi’de şöyle dayalı döşeli bir apartmanda metreslik hayatı yaşayacak olursa annesinin yüreğine inecekti.Biliyordu ki bu ev bir yangında yanacak olursa annesini sigortadan alacakları para üstüne mücevherlerin parasını da katarak bir apartman almaya razı etmek daha kolydı.Cemile bundan emindi.Hatta o kadar emindiki ;bunun için eve ateş vermeyi, annesin mücevherlerini satıp zorla O’nu buradan çıkartmayı düşünüyordu.

Gece yatsı ezanında annesiyle ablası yattıktan sonra Cemile sokağa çıkıp,evin dört tarafını dolaşırken kiracının bölüğündenlamba ışığını gördü ve içeriden genç erkek kahkahaları duydu.Kulağını kanada yaklaştırarak dinledi.Kendisi hakkında Selim,birçok şey anlatıtordu.Cemile,hayatında hiç güzelliğini bu çeşit tarif edene rastgelmemişti.Bir bahanesini bularak o gece Selim’le konuşmayı başardı ve tüm herşeyi anlatarak evi yakmak istediğini söyledi.Selim’den yardım istedi.Ancak Selim,sigortadan para alamayacağını söyleyince ,Cemile vazgeçti.Tahsin Bey’den,balo için aldığı biletlerden birisini Selim’e vererek,baloya gelmesini istedi.

Balo günü gelmişti.Cemile,Tahsin Bey’in aldığı esvabı giyince çok güzel olmuştu.Girişte ve girdikten sonra ,Altay başbelası oldu ve annesi Şahendeyi rezil etti. Baloya selim’de gelmişti.Üzerinde siyaha boyanmış,adi bir elbise vardı.Cemile,Tahsin Bey’iatlatarak Selim’le dans etti.Bunu kıskanan Tahsin Bey,Cemile yokken Selim’e bazı sorular sordu ve aralarında büyük bir tartışma çıktı.Sonuçta Cemile herşeyi ikisinede anlattı.

Cemile ,Tahsin Bey’I bırakarak Selim’le evlenmeyi planladı.Fakat,bir güm Selim’den ,babası Nail Bey’in hapse girdiğini ve beli bir miktar para gerektiğini duyunca,Selim’e parayı bulabileceğini söyledi ve Tahsin Bey’den parayı almaya karşılık ,ailesi ile birlikte Tahsin Bey’in tuttuğu evde kalmayı kabul etti.

Aradan günler geçti.Tahsin Bey,Cemile’ye hiç dokunmaz,O’na kültür hocaları tutar.Cemile,tüm bu hocalara ağzına geleni söyleyerek,onları evden kovar.Bir günTahsin Bey ,Memduh,Lili,Fazlı ve Ayetullah isimlerindeki birilerini eve getirir.Cemile bu kişilerden pek hoşlanmaz.Tahsin Bey, birkaç gün sonra Prensesin davet vereceğini ve oraya davetli olduklarını söyler.Davette birçok ilginç olay birbirini izler.Cemile’nin şiirler okuması,şair diye tanıtılması,Prensesin Cemile ile çok yakın olması…Sonuçta ,Cemile’ye bir telefon gelir.Eski oturduları Karagümrükte yangın çıktığı ve tüm mahallenin evsiz barksız kaldığı haber verilir.Cemile,olaya çok üzülür ve tam şiir okuyacakken ,tüm olyları anlatır;Tahsin Bey’I,Memduğ Bey’I,hayatını,yangını…Bunun üzerine Prenses ve birkaç davetli cemile’ye para yardımında bulunacakları hakkında söz verirler.

Cemile, hemen daveti terk ederek ,karagümrüğe gidip, müjdeyi tüm mahalleye haber verir,cebindeki paralarıda vererek bu gecelik idare etmelerini söyler.

Bu olaydan sonra Thsin Bey,tüm gerçekleri Cemile’ye anlatır.Çok önceden bir kızı olduğunu,trafik kazasında kaybettiğini,şu an evli olmadığını,Cemile’yi kızı gibi ğördüğünü,Şahende’yisevdiğini,Şahende’ninde O’nu sevdiğini,herşeyi…

Ve bir gün selim’in babası Nail Bey,Cemile’yi ziyaret eder ve Selim’in çok ağır hasta olduğunu, bu yüzden doktorun yurtdışına gitmesi gerektiğini söylediklerini;ancak bu şekilde iyileşebileceğini söyler.Tabiki Cemile buna karşı çıkar.

Cemile ,Selim’I kendisinin iyileştirebileceğine inanır ve inandığı gibi de bunu başarır.Sonuçta üç düğün birden olur.Memduh-nahide,Tahsin-Şahende ve Cemile-Selim.Herkes deli Cemile’nin hepsinden akıllı olduğunu o gece öğrenir.

KİTABIN ANAFİKRİ

Kitapta, bu dünyada hiçbirşeyin imkansız olmadığı, birgün biryerlerde çok istediğimiz hayatın bizi beklediği anlatımaktadır.

KİTAPTAKİ ŞAHISLAR

Karagümrüklü cemile:olyların baş kahramanı.

Saraç ibrahim efendi:babası,

Selim:yeni kiracı

Nahide:Selimin eski kızarkadaşı,

Şahende:Cemilenin ablası,

Altay:Şahendenin çocuğu,

Ali:Tahsin beyin şöförü,

Halime:Selim’in yengesi.

Mebrüke: Tahsinin kızı.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERİM

Kitap çok akıcı bir özelliğe sahip,bir kere okumaya başladığınızda bitirene kadar içinizi büyük bir merak sarıyor.ayrıca ben birçok yeni kelime öğrendim bbuda tabiki kitabın iyi bir yanı.Herkese tavsiye ediyorum.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Peyami safa,istanbul da 1899 yılında doğdu.Servet’I fünun şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur.İki yaşındayken Sivasta sürgünde bulunan babasını kaybetti.Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması,13 yaşında iken hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul öğrenimi görmedi.
Devamını Oku

Canan kitap özeti

Canan

(Peyami Safa)

Konu

Kitap aile yaşantısını ve insanların mutluluk için aileden beklentilerini, ailenin sahip olması gereken şeref ve onur gibi özelliklerden bahsetmiş, bunları insanların yetiştirilme tarzlarıyla birleştirmiştir.


Özet

Mutlu bir beraberlikleri olan bedia ve Lami’nin arası açılır ve Lami eve uğramaz olur. Bedia bundan dolayı hastalanır ve yataklara düşer.Bedia ve Lami beş sene önce evlenmişler ve Bedia ‘nın ailesiyle beraber yaşamaya başlamışlardır. Evlerinde Bedia’nın babası,Abdullah bey, Gülşen dadı,büyükannesi ve hizmetçileri perver ile birlikte yaşarlar.

Lami artık bu sıkıntılı gördüğü hayattan bıkmış ve gönlünü kaptırdığı Canan ismindeki kadınla yaşamaya başlamıştır. Lami Canan’ın babası gibi gördüğü ve yanında yetiştiği Şakir Beyin yanında yanında çalışır. Şakir bey gün görmüş ve biraz çapkın bir adamdır. Şakir Bey, karısı Reknaz Hanım, kızı Perihan ve damadı Şemsi(aynı zamanda Bedia’nın ağabeyi), oğlu Faik ve Canan’la beraber yaşar.

Bedia hala hasta olmasına rağmen kocasının nasıl olduğunu merak eder ve doğru çalıştıgı yere gider. Lami işte yotur. Lami’nin patronu Şakir Bey le konuşur. Oradan Şakir beylerin evine gider. Lami’nin burada olduğunu öğrenir ve onu beklemeye başlar.Lami geldikten sonra arlarında kötü konuşmalar geçer ve Bedia evi terkeder.Bedia gerçekleri anlamış ve boşanacaklarını öğrenmiştir.

Bedia eve gittiğinde herşeyi babasına anlatır. Artık evlerinde uzun bir bekleyiş başlamıştır. Şemsi eve gelir ve kötü haberler getirir, boşanacakları kesinleşmiştir. Şemsi kız kardeşiyel konuşurken Cananı kendisinin de sevdiğini itiraf eder. Bedia bir kez daha yıkılmıştır. Şemsi ağır hastadır. Hastalığı yine kendini göstermeye başlamıştır.

Bu arada AbdullahBey damadının yanına gider ve olup bitenleri bir kez de ondan dinler. Şemsi hastalığından dolayı yataklara düşer ve bir gün sabaha karşı ölür. Bedia bundan dolayı da Cananı suçlu tutar. Bu sıralarda Bedia hem kardeşinin hem de kocasının üzüntüsünden dolayı harap bir haldedir. Büyükannesi onun bu haline dayanamaz ve onunla konuşur. Konuşmanın sonunda kendisi için değerli olan uğur musakasını ona verir ve bunun ona uğur getireceğini söyler. Bedia almak istemez ama israrına dayanamaz ve onu boynuna takar.

Canan ve Lami evlenmiş yeni bir eve taşınmışlardır. Lami adeta onun kölesi olmuş her istediğini yapar duruma gelmiştir. Canan hala zengin olma hayallerinden vazgeçmez ve kendisinin saraylara laik olduğunu söyler. Lami’yi de bir kaç tatlı söz ve cilveli hareketlerle uyutur.

Bir Lami işyerinde geldiğinde onu bir kadının beklediğini öğrenir, gelen Mühteşar OrhanBeyin eşidir. Lami ‘ye Canan’la Orhan’ın ilişkisi olduğunu söyler ve Canan’ın yazdığı bir kağıdı ona gösterir. Lami beyninden vurulmuşa dönmüştür ama inanmak istemez. Biraz sündükten sonra ev gitmeye karar verir. Ev geldiğinde kapıyı Eleni adındaki hizmetçileri açar ve onu karşılar. Canan yukarı kattadır. Canan la bugün olanları konuşur ama Canan yine onu kandırmış aklındaki şüpheleri silmiştir.

Lami’nin Selim ve Ali isminde iki arkadaşı vardır. Lami sık sık Selim’e gider ve ona akıl danışır. Selim ilk başlarda Canan’la evlenmesini de istemez çünkü onun kötü bir kadın olduğunu bilir. Yine her zaman ki gibi Selim’e gider ve ona bu konu hakkındaki görüşlerini sorar. Selim kaçamak cevaplarla onu geçiştirir. Lami ve Canan sık sık dostalarınında katıldığı eğlenceler düzenlerler. Son eğlencede Canan, Lami ile göze göre göre dalga geçmiş ve yanına Orhan Beyi alarak bir süre kalabalıktan uzaklaşmıştır.

Bu yakınlaşmalar herkesin dikkatini çeker. Lami içten içe kahrolsa da belli etmemeye çalışır. Lami Orhan beyin karısından, Orhan Beyin her şeyi öğrendiğini ve ayrılacaklarını öğrenir. Lami’nin şüpheleri yine artmıştır, hizmetçiden bilgi alabileceğini sanarak ona para verir ama hiç bir bilgi alamaz.

Lami kafasında planladığı şeyleri bir türlü hayata geçiremez. Canan hakkında dedikodular çıkamaya başlar. Bu sırada Canan’ın annesi olduğu sonradan öğrenilen birisi çıkar gelir ve onlarla beraber kalmaya başlar. Canan ondan nefret eder ve her zaman ona kötü sözler söyleyerek dışlar.

Her zamanki gibi gece eğlencelerinden birinde değişik konuşmalar geçmeye başlar. Herkes sahip olduğu bir şeyleri satmaya başlamıştır. Lami’nin arkadaşı Ali bunlardan şüphelenir ve Canan ‘a yalnız bulduğu bir odada sorular sormaya başlar ve cevap alamayınca onu kucaklar, bu sırada bunları annesi görür. Odaya döndüklerinde dans etmeye başlarlar. Herkesin neşesi yerindedir.

Bir ara Canan ve Selim ortalıktan kayboldular. Lami bunlardan şüphelendiği için onları takip eder ve onların ilişkilerini öğrenir. Canan ‘ın annesi bozuk Türkçesiyle oğlu gibi sevdiği damadına Canan’la Ali arasında olanları anlatır. Soğukkanlılıkla hareket etmeye söz vererek odaya geri döner. Lami odada biraz kaldıktan sonra Selimle beraber dışarı çıkmak için hareketlenir. Evden biraz uzaklaştıklarında Selim’e hakaret etmeye başlar. Selim her şeyden ona bahseder ve Canan’ın kimlerle ilişkisi olduğunu söyler.

Lami yıkılmış bitkin bir halde ev geri döner. Evdekiler dağılmış ve Canan yatak odasına çıkmıştır. Lami yatak odasına girer girmez Canan’ın üstüne yürür ve onu boğmaya çalışır; ama Canan ondan kurtulur ve uzun tırnaklarıyla onu yaralar. Bu arada Canan’ın annesi ve hizmetçileri kapıyı zorlamaktadırlar.

Lami dayanamaz ve kapıyı açar, Canan’ın annesi içeri girer girmez Canan’ın saçlarından tutarak yatağın demirine vurmaya başlar. Canan kurtulmaya çalışırken yanındaki dolabı üstüne devirir dolapla beraber üzerinde duran lambada düşer ve ortalık karanlık olur. Lami ve hizmetçi yardım bulmak ve polisi çagırmak için dışarı çıkarlar. Onlar hale olayın şokundadırlar. Selim geceden beri eve gitmemiş evin etrafındadır. Lami onuda alarak yatak odasına çıkar ama Canan çoktan ölmüştür.

Canan ‘ın ailesi ve aşıkları gözyaşlarına boğulur, Lami de ise hem hüzün hem sevinç vardır. Lami olanların şokundan kurtulmak ve geceyi geçirmek için yakınlarda oturan teyzesine gider. Lami orada bir kaç gün dinlendikten sonra Selim’e gider ve onunla Bedia hakkında konuşurlar. Lami Bedia’ya ya gitmeye karar verir ama bu cesareti kendinde bulamaz. Bir kaç gün geçtikten sonra Lami Bediaların yalısına gider. Yalıda çok değişiklik vardır eskisi gibi bakımlı bir bahçesi ve boyalı duvarları yoktur. Kapıyı çaldığında onu dadı karşılar.

Dadı ilk önce onu tanıyamaz kendini tanıttıktan sonra dadı beklemesi gerektiğini ve hanıma haber vereceğini söyler. Lami beklemeye başlar. Bu geçen zaman içinde Abdullah Bey hastalanmış ve yatağa düşmüştür. Sonunda Bedia gelir ama ikisi de birbirleriyle konuşmaya cesaret edemez.

Sonunda Lami sessizliği bozar ve her şeyi ona anlatmaya başlar, Lami yaşadığı cehennem hayatını ve hatalarını ona anlatır. Dadı her zaman ki gibi onlara sütlü kahvelerini getirir. Eski günlerdeki gibi yeni bir güne başlanmış ve huzurlu hayat geri dönülmüştür.


Ana Fikir

Aile yaşantısındaki huzursuzluk ve kötü sonuçları. Eş seçiminin önemi.

Şahıslar ve Olaylar

Kitapta ana karakterler: Lami, Canan, Bedia’dır. Olaylar en çok bunları etkilemiştir. Olayların gelişme seviyesi günümüzde olduğu gibidir. İlk başta kötüler galibiyetiyle başlamış ama iyilerin galibiyetiyle sona ermiştir. Olaylarda eş seçiminin önemi ve aile ahlak yapısı işlenmiştir.

Yazar Hakkında Bilgi

PEYAMİ SAFA

İstanbul’da doğmuştur (1899). Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur. Sivas’a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine iki yaşında yetim kalmış (1901), bu yüzden “Yetim-i Safa” adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanısıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Sonradan bu günlerini ünlü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanında dile getirmiştir.

Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, o sıralar Maarif Nazırı olan Recaizade Ekrem Bey, bu görevinden ayrılınca onu Galatasaray Lisesi’nde okutma vaadini yerine getirememiş, Peyami safa da hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi’ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır.

Keaton Matbaası’nda bir süre çalışan Peyami Safa, açılan sınavı kazanarak Posta - Telgraf Nezareti’ne girmiş, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi’ndeki Rehber-i İttihat Mektebi’nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızcasını ilerletmiştir.

Daha sonra ağabeyi İlhami Safa’nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış (1918) ve birlikte çıkardıkları 20. Asır adlı akşam gazetesinde “Asrın Hikâyeleri” başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız yazdığı bu öykülerin tutulması üzerine adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra Son Telgraf gazetesinde yazmış (1921), oradan da Tasvir-i Efkâr’a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanısıra roman da tefrika etmiştir.

1960′lı yıllara kadar bir çok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs’tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum’da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve’nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul’da ölmüştür (15 Haziran 1961).

Yazın Yaşamı

Yazın yaşamına 20. Asır’daki öyküleriyle başlayan Peyami Safa, tam 43 yıl, hemen hiç ara vermeden Türkiye’de yayımlanan hemen tüm gazete ve dergilerde çeşitli zamanlarda fıkra, makele ve romanlarını yayımlamış, son derece verimli bir yazar olmuştur.

Kendi kendini yetiştirmiş bir kişi olan Peyami Safa, çağın düşünce akımlarıyla ilgilenmiş, siyasal sorunlar karşısında tavır almış, bu yüzden Türk basınında derin izler bırakan polemiklere girişmiştir. Bunlar arasında en ünlüleri Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sabiha ve Zekeriya Sertel ve Aziz Nesin’le yaptığı kalem kavgalarıdır.

İlk uzun öyküsü Gençliğimiz’i 1922 yılında Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kimi yapıtlarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa’nın takma ad olarak kullandığı annesinin Server Bedi adını benimsemiş, bu takma adla 80′e yakın ün vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumba’ya adlı romanı olmuştur.

Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936 - 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953 - 1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır.

Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir “Zalim” olarak tanıttıkları hun hükümdarı Atilla’yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır.

Yapıtları:

Öykü:

Gençliğimiz (1922), Siyah Beyaz Hikâyeler (1923), İstanbul Hikâyeleri (1923), Aşk Oyunları (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Ateşböcekleri (1925).

Roman:

Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Sözde (1925), Canan (1925), Şimşek (1928), 9. Hariciye Koğuşu (1931), Atilla (1931), Fatih - Harbiye (1931), Bir Tereddüt Romanı (1933), Matmazel Noraliya’nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1947).

Oyun:

Gün Doğuyor (1937).

Düşünsel Yapıtları:

Zavallı Celal Nuri Bey (1914), Büyük Avrupa Anketi (1938), Türk Inkılâbına Bakışlar (1938), Felsefî Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Sosyalizm (1961), Mistisizm (1962), Nasyonalizm (1962), Doğu - Batı Sentezi (1963), Nasyonalizm - Sosyalizm - Mistisizm (1968), Osmanlıca - Türkçe - Uydurmaca (1970). Ötüken Yayınevi 1966 yılından bu yana Peyami Safa’nın toplu yapıtlarını yayımlamaktadır.

Devamını Oku

Bir Tereddütün Romanı kitap özeti

Bir Tereddütün Romanı

(Peyami Safa)

Konu

Bir yazarın iki kadın arasında evlenmek için yaşadığı tereddütü anlatıyor.

Özet


Kitap Mualla adında bir kızın arkadaşı tarafından tavsiye edilen bir kitabı okumasıyla başlar. Kitap kendisine çok ilginç gelir ve yazarıyla bir baloda karşılaşır. Yazar Mualla’yı görür görmez beğenir ve evlenme teklif eder. Mualla da düşünmek için süre ister.

Yazar daha sonra eskiden tanıştığı ve bir hayranı olan Vildan ile karşılaşır. Vildan da yazara evlenme teklif eder. Ona kocasından ayrılarak geldiğini söyler. Fakat yazar bunu nazik bir dille geri çevirir. Vildan yazarı intihar etmekle tehdit eder. Bir kaç ay geçtikten sonra yazar tekrar Vildan ile karşılaşır.

Kendi izini ona bir süre kaybettirmiştir. Ama bu yeni karşılaşma Vildan’daki değişikliği yazara fark ettirir. Vildan’ın, evine çağırma teklifini kabul eder. Evine gittiğinde Vildan’dan bazı itiraflar duyar. Vildan’ın asıl isminin Vildan olmadığını ve kocasından ayrılmadığını ve bir de sevgilisi olduğunu öğrenir. Ertesi gün Vildan’ın evine gelip gerçekleri öğrenmek istediğinde ise evden taşındığını öğrenir ve Vildan hakkında hiçbir bilgi alamaz.


Ana Fikir

İnsanlar önemli bir karar verirken daima tereddüt içinde olmuşlardır. Önemli buluşlar ve icatlar hep şüphe ve tereddütten doğmuştur.

Şahıslar ve Olaylar

Mualla: Çok zengin ve asil bir ailenin kızı, dünyaya bakış açısı çok farklı olan bir kişiliğe sahip, devamlı farklı şeylerin arayışı içinde.

Vildan: Acayip davranışları bulunan, yaşamayı sevmeyen söyledikleriyle yaptıkları arasında çelişki olan ihtiraslı bir kadın.

Yazar: İnsanların ruhi tasvirlerini çok iyi yapabilen, düşüncelerinde daima kuvvetli ve kararlı olmaya çalışan güçlü iradeye sahip bir insan.

Yazar Hakkında Bilgi

Çocukluğu hastalık ve geçim zorlukları içinde geçti. Düzenli bir öğrenim görmedi. Bazı gazetelerde fıkra yazarı olarak çalıştı. felsefe konularına ve psikolojik çözümlemelere geniş yer verdi. XX. yüzyılda Türk toplumunun geçirdiği medeniyet değişimi ve sosyal bunalımlar üzerinde durdu. Başlıca romanları: Sözde Kızlar, Şimşek, Mahşer, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye, Yalnızız.

Devamını Oku

Biz İnsanlar kitap özeti

Biz İnsanlar

(Peyami Safa)

Konu

Aşık Olan Bir İnsanın Düşünme Kabiliyetini Nasıl Kaybettiği Ve Gerçekleri Görememesi…

Özet

Kurtuluş Savaşı Zamanında Zengin Halktan Bazıları Kendi Çıkarları İçin İşgalci Devletler İle Yankınlaşma İçerisine Girer. Orhan O Dönemde Yatılı Okulda Öğretmenlik Yapmaktadır. Talebelerinden Tahsin, Sınıf Arkadaşı Cemil’in Kaşını Taş Atarak Patlatır. Orhan, Cemil’in Tedavisini Yaptırıp Annesinin Yanına Götürür. Tahsin’in Cemil’e Taş Atmasının Nedeni ‘Eşek Türk’ Diye Hitap Etmesidir.

Orhan Köşkte Cemil’in Ablası Vedıa’yı Görür. İlk Bakışta Bir şey Yok Zanneder Fakat Aşık Olmuştur. Orhan Tahsin Olayından Sonra Okuldan İstifa Eder. Çünkü Orhan’a Göre Cemil’in Bilmeyerek Bütün Türk Halkına Hakaret Ettiğini Düşünür. Artık Orhan’ı Açlık Ve Yoksulluğun Hüküm Sürdüğü Günler Beklemektedir. Kar Fırtınasının Olduğu Bir Akşam Orhan Yatağında Soğuktan Yatamaz.

En Yakın Caddeye Çıkıp Son Parasıyla Sıcak Bir Çay İçmek İster. Gittiğinde Kahvehane Kapalıdır Ve Olduğu Yere Düşer. Kahvecinin Erken Gelmesiyle Hayatı Kurtulur Ve Öğretmenken En İyi Anlaştığı Necati’nin Evine Gider. Necat’ı Orhan’a Bir Arkadaşının Çevirmen Aradığını Söyler. Artık Orhan’ında Parası Vardır. Eski Anılar Canlanır Ve Vedia Tekrar Aklına Gelir. Onu Unutamaz Ama Vedia İle Evlenmek İsteyen Birçok Kişi Vardır.

Bunlardan Subay Olan Ahmet’i Gördüğünde Başına Gelecekleri Anlar Ama Aşkı Daha Üstün Gelir. Ve Olacakları Umursamaz. Tahsin’in Babası Bu Arada Hapishaneden Çıkar. Hapishaneye Girmesinin Nedeni Vedia’nın Annesidir. Vedia Herkese Aşıktır Ve Bu Orhan’ı Korkutur. Vedıa İle Bir An Önce Evlenmek İster. Vedia Buna Yanaşmamaktadır.

Vedia’nın Annesi Köylüler Tarafından Sevilmez Çünkü Evine Fransız Bayrağı Asmıştır. Ahmet Vedia’dan Uzaklaşmak İçin Cepheye Gider Ve Orada Ölür. Orhan Vedia İle Buluşacağı Bir Gün Vedia’nın Hastahanede Olduğunu Öğrenir Ve Koşarak Hastahaneye Gider.Vedia Şuursuzca Yatmaktadır.Orhan Günlerce Hastahanede Onun Yanında Kalır.Çok Halsiz Düşmüştür.Doktorların Tüm Israrlarına Rağmen Dinlenmeyi Kabul Etmez.Vedia Eskisinden İyidir Ama Hala Şuuru Yerine Gelmemiştir.

İçerini Havasından Sıkılan Orhan Dışarıya Çıkmak İçin Ayğa Kalkar Ama Sendeler.Çok Bunalır.Ayağa Kalkmak İçin Tekrar Hareket Eder.Duvarlardan Tutunarak Koridora Çıkar.Ama Gözleri Hiçbir Şey Görmez.Merdivenlerden İnerken Dengesini Kaybeder Ve Düşünmek İstemediğini Ölümü Vedia’nın Aşkından Olur.Vedia Ertesi Sabah İyileşir Ama Ahmet’in Ölümüne Neden Olduğu Gibi Orhan’ı da Bilinmezliklerin İçine Atarak Ölümüne Neden Olur.Ama Vedia Hala Yaşamaktadır.


Ana Fikir

Bir Şeyi Ne Kadar Çok İstersek İsteyelim Sağ Duyumuzu, Mantığımızı Asla Kaybetmemeli, Her Zaman Gerçekler Doğrultusunda Ve Arkadaşlarımızın Önerilerine Kulak Vererek Karar Vermeli, Duygusal Davranmamalıyız.

Şahıslar ve Olaylar

Orhan: Öğretmendir. Farklı Görüşleri Yüzünden Evden Genç Yaşta Ayrılmıştır. Arkadaşları Tarafından Sevilir Ama Biraz Dik Kafalıdır. Yakışıklı Ve Laf Yapmasını Bilen Birisidir. Vedia’yı Sever. Aşırı Duygusal Bir Kişiliğe Sahiptir.

Vedia: Her Gördüğüne Aşık Olan Birisidir. Duygusal Yönden Gelişmemiştir. Civardaki En Güzel Kızdır. Fiziksel Olarak Narin Bir Yapıya Sahiptir. Arkadaşları Tarafından Sevilir. Orhanla Birlikte Birçok Kişiye Aşıktır.

Ahmet: Kendisi Subaydır. Vedia’ya İlk Gördüğünden Beri Aşıktır. Biraz Fazla Duygusal Olduğundan Gerçekleri Göremez. Yakışıklı V Esakin Bir Kişiliğe Sahiptir. Çevresinde Sevilir.

Tahsin: Yatılı Okulun En Sessiz Öğrencisidir. Babası Hapishanede Ve Annesi Ölmüştür. Zekidir Ama Fazla Konuşmaz. Yerli Halk Tarafından Çok Sevilir. Duygusal Açıdan Çok Zararlar Görmüştür Ama Belli Etmez.

Cemil: Vedia’nın Kardeşidir. Batı Kiltiri Altında Yetişmektedir. Kendini Beğenmiş Olduğundan Pek Sevilmez. Burnu Havadadır. Zekidir Ama Arkadaşlarını Hor Gördüğünden Yalnızdır. Tek Dostu Onu Yetiştiren Dadısıdır.

Necati: Öğretmendir. Her Alanda Bilgisi Vardır. Arkadaşları Arasında Sevilir. Orhan’ın En İyi Dostudur. Gerçeklere Göre Karar Verir. Yardım Severdir. Milliyetçi Bir Yapıya Sahiptir.

Vedia’nın Annesi: Batı Hayranıdır. Yerli Halk Tarafından Sevilmez. Çocuklarını Batılı Gibi Yetiştirmek İstemektedir. Kocasını Kaybetmiştir. Her Gece İstila Kuvvetlerine Parti Verir. Zeki Ve Kinci Bir Kişiliğe Sahiptir. Halkı Umursamaz Ve Onları Küçük Görür.

Yazar Hakkında Bilgi

Peyami Safa

1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul’da Doğdu. Meşhur Şair İsmail Safa’nın Oğludur. Düzenli Bir Öğrenim Göremedi. Kendi Kendisini Yetiştirdi. 13 Yaşında Hayata Atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde Çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), Gazetecilik (1918-1961) Yaptı. Hayatını Yazıları İle Kazandı. İstanbul’da Öldü.

Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noralya’nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz Derledi, 1980).

Devamını Oku