KPSS 2014 KPSS TERCiHLERi BAŞVURULARI SINAV TARiHi SORULARI 2014 kpss,kpss 2014,2014 kpss başvuruları,kpss soruları,2014 kpss sonuçları,kpss sınavı,kpss başvuru formları,kpss başvuru formu
İslamiyet ve Türkler
1. Türklerin Müslüman Oluşu
Orta Asya coğrafyasında yaşayan Türkler, yerleşik hayata geçtikleri dönemden itibaren diğer din ve kültürlerin etkisi altına girmişlerdi.Türkistan ve Maveraünnehir'de yaşayan Türkler, 5 ve 6. yüzyıllarda Budizm, Zerdüştlük, Maniheizm ve Hristiyanlık dinleriyle tanışmışlardı. İslamiyetin, Türklerin yoğun olarak yaşadıkları coğrafyaya ulaştığı dönemlerde millî bir din hâline gelen Göktanrı dinini muhafaza eden Uygur,Hazar ve Bulgar Türkleri yabancı din ve kültürlere geçmeye başlamışlardı.
Göktanrı dini, peygamberi ve kutsal kitabı olmayan bir din olup adına "kam veya şaman" denilen rahipler tarafından idare edilirdi. Tanrı ile iletişim kurduklarına inanılan kamlar, halkın sorunlarına çözüm arar, hastalıklara şifa bulur, her türlü dinî ayinleri idare eder, kutsal gün ve gecelerde, bayramlarda yapılan merasimleri yönetirlerdi.
Türkler, Göktürk Devleti'nin yıkılmasından sonra siyasi bir birlikten yoksun kaldıklarından dolayı çeşitli bölgelere dağılmış ve farklı kültürler ile dinlerin etkisinde kalmışlardır. Türk dünyasının doğusunda bulunan Uygurlar, millî dinleri olan Göktanrı inancını terk ederek Mani, Buda ve Hristiyan dinlerine girerken batıda yerleşmiş bulunan Hazarlar Hristiyanlık, İslam ve Yahudiliği, İtil-Volga Bulgarları İslamiyeti, Tuna Bulgarları ise Hristiyanlığı benimsemeye başlamışlardı.
Türkler, Müslüman Araplarla ilk olarak Emeviler Döneminde karşılaşmışlardır. Emevi idaresindeki Müslüman ordular, Maveraünnehir'e kadar ilerlemiş ve Semerkant ile Buhara gibi önemli şehirleri fethetmişti. Türkistan'da hüküm sürmeye başlayan Emevi idaresinin baskılan, adil olmayan davranışları ve siyasi tutumlarından dolayı Türkler, yüz yüze geldikleri bu yeni dine karşı biraz mesafeli durmaya başladılar. Emevilerin siyasi baskılarından bunalan ve aralarında Türklerin de bulunduğu geniş halk kitlelerinin desteğini arkasına alan Abbasiler, Emevi iktidarına son verdiler.
Abbasi Devleti'nin kurulmasıyla birlikte Türkler, İslam dinine daha yakın ilgi duymaya başladılar ve gruplar hâlinde hızla İslamiyeti benimsediler. Talaş Savaşı esnasında Türkler, Abbasi devletinin yanında yer alarak hem bu savaşın sonucunu hem de kendi tarihlerinin yönünü değiştirdiler. Eğer Türkler, Orta Asya'ya doğru ilerleyen ve kendilerini de tehdit eden Çin ordusu karşısında zayıf düşen Müslüman ordularına yardım etmeselerdi Abbasi Devleti büyük bir yenilgiye uğrayabilirdi. Türkler, bu savaşta gösterdikleri büyük askeri başarılarından dolayı Abbasi idarecilerinin dikkatini çekmiş ve devletin korunması görevine getirilmişlerdir.
Karahanlılar, ilk Müslüman Türk devletidir. Karahanlılar'ın, 10. yüzyıl başlarında Samanoğulları aracılığıyla İslam dinini benimsemeleri, Orta Asya Türklerinin tarihini etkileyen büyük ve önemli bir olay olmuştur. Bu dönemde İslam, Türklerin büyük bir çoğunluğunun benimsediği bir din hâline gelmiştir. Osmanlı Devleti'nin ilk çekirdeğini oluşturan Büyük Selçuklular'ın da İslamiyeti kabul etmeleri, Batı
Türkleri'nin tarihini etkilemiş ve günümüze kadar gelen Müslümanlığın başlangıç noktasını oluşturmuştur.
İslam, Orta Asya'nın çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk topluluklarına 8. yüzyıldan itibaren Emevi ve Abbasi dönemlerindeki çeşitli fetih hareketleri, Soğdlu tüccarlar ve İran tasavvuf akımlarına mensup dervişler aracılığıyla ulaşmıştır. Maveraünnehir ve Fergana bölgelerinde Müslümanlığın yayılmaya başlamasında Müslüman tüccarların ve dervişlerin büyük bir etkisi olmuştur.
11. yüzyıldan itibaren Türkler arasında yetişen Hoca Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran gibi şahsiyetler, Anadolu'nun çeşitli bölgelerine yayılarak İslamiyeti anlatmışlar ve Anadolu'nun Müslümanlaşmasını sağlamışlardır. İslamiyetin hızlı bir şekilde Türkler arasında yayılması, Türklere de yeni bir ruh ve kuvvet vermiştir. Türkler bu yeni ruh ve kuvvet sebebiyle Asya steplerinden Avrupa'nın içlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada büyük ve uzun ömürlü devletler kurmuşlardır.
2. Türklerde İslam Anlayışının Oluşmasında Etkili Olan Şahsiyetler
Türklerde İslam anlayışının oluşmasında; Allah sevgisini, Hz. Muhammed'in sünnetine bağlılığı, hoşgörüyü ve fakirlere yardımı öğütleyen tasavvuf önderleri ile dervişler etkili olmuştur. Kur'an ve sünnet esaslarından hareketle oluşturdukları dini düşünceyi, güzel ahlakı ve ibadetleri halka anlatan, insanların her türlü dini sorunlarına adil ve mantıklı çözümler üreten âlimlerin de İslam anlayışının oluşmasına katkıları olmuştur. Ayrıca hukuk, felsefe, sanat, edebiyat, mimari ve musiki gibi değişik alanlarda yaptıkları çalışmalarla birçok bilgin, Türklerin İslamiyet anlayışını, kültür ve medeniyet hayatını şekillendirmiştir.
2.1. Ebu Hanife
Ebu Hanife (Numan b. Sabit), İslam dünyasının en önemli fikir ve ilim merkezlerinden biri olan Kûfe'de M 699 yılında doğmuş ve 767 yılında Bağdat'ta vefat etmiştir. İslam hukukunu sistemleştiren temel esasları belirleyerek kendi adıyla anılan Hanefilik mezhebinin önderi olmuştur. Hanefilik, Kur'an ve Hz. Peygamberin sünnetini aklın ilkeleri doğrultusunda yorumlayan bir mezheptir.Ebu Hanife, ticaretle uğraşmış ve kazancının büyük bir bölümünü hayır işlerinde harcamıştır. Sahip olduğu bilgi birikimini insanların istifadesine sunmuş ve ısrarla kendisine teklif edilen kadılık (hâkimlik) görevini kabul etmeyerek ilmî çalışmalarına devam etmiştir. Emevilerin ve Abbasilerin yanlış siyasi icraatlarını eleştirmesinden dolayı baskılara maruz kalarak hapse atılmıştır Ebu Hanife gerek Emeviler ve gerekse Abbasiler Döneminde yapılan her türlü siyasi haksızlıklara ve zulümlere karşı çıkmıştır.
Ebu Hanife tüm yaşamını Irak'ta geçirdi. Ebu Hanife'nin üstün zekâsı, Kur'an ve sünneti iyi bilmesi, farklı kimliklerin birbiriyle çatışmadan beraberce yaşaması gerektiğine olan inancı ve yeni Müslüman olmuş insanların problemlerine uygun yorumlar geliştiren kabiliyetiyle temel çerçevesini belirlediği Hanefîlik, başta Türkler olmak üzere Arap olmayan halklar arasında daha fazla rağbet görmüştür.Ebu Hanife’nin görüşleri;Türkiye,Pakistan ,Afganistan ,Çin ,Orta asya ve Balkanlar’da yaygındır.
2.2. Maturidi
Türk kökenli bir aileye mensup olan İmam Maturidi, 852 yılında Semerkant şehrinde doğmuş ve M 944'de aynı yerde vefat etmiştir. Maturidi'nin yetiştiği Semerkant, Ebu Hanife'nin görüşlerinin yaygın olduğu bir ilim merkeziydi. Maturidi, genç yaşta ilim tahsil ettiği medresenin başına geçmiştir. İlmi geleneğini takip ettiği Ebu Hanife gibi resmî bîr görev almamış ve siyasi iktidarların yanlış uygulamalarına karşı çıkmıştır.
Maturidi kelam, mezhepler, tefsir ve fıkıh alanında birçok eser vermiş ve Kur'an-ı Kerim'i tefsir eden "Te'vilatu'l-Kur'an" isimli kitabıyla önemli tefsirciler arasında yer almıştır. Büyük siyasi çalkantıların yaşandığı bir coğrafyada yetişen Maturidi, yeni Müslüman olmuş Türk dünyasının büyük bir kesimi üzerinde etkili olan ve kendi adıyla anılan Maturidilik mezhebinin önderi olmuştur.
Maturidi'nin ekolü, ilk önceleri Horasan ve Maveraunnehir'de sonraları da Afganistan, Pakistan, Hindistan, Doğu Türkistan, Malezya, Endonezya, Kafkaslar, Rusya, Türkiye, Ortadoğu ve Balkanlar'da yaşayan Müslümanların büyük bir kısmı tarafından benimsenmiştir.
Türklerin İslamiyet anlayışının temeli olan akılcılık ve hoşgörü sayesinde büyük ve engin bir kültür dünyası oluşmuştur. Bu kültür dünyası, hikmetli sözleri ve şiirleri tüm Türk boyları arasında ezbere okunan Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş ve Yunus Emre gibi şahsiyetlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Maturidi'nin temel çerçevesini belirlediği Hanefi-Maturidi din anlayışı, Türk boylarını bir araya getirmiş, Selçuklu ve Osmanlı gibi büyük devletlerin kurulmasını sağlamıştır
2.3. Ahmet Yesevî
Türk tasavvuf geleneğinin öncüsü olan Hoca Ahmet Yesevî, bugünkü Kazakistan'ın Çimkent şehri yakınlarında yer alan Sayram kasabasında doğmuş, Türkistan'ın Yesi şehrinde 1167 yılında vefat etmiştir. İlk eğitimini babasından almıştır. Buhara'da dönemin büyük sufi ve bilginlerinden olan hocası Yusuf Hemedanî ile birlikte Merv, Semerkant ve Herat gibi bölgeleri dolaşarak dinî konularda insanları aydınlatmıştır.
Ahmet Yesevî söylediği hikmet dolu sözlerle, İslam'ı Orta Asya'da yaşayan Türkler arasında yaymış ve bugünkü Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan Türkmenistan gibi devletlerde yaşayan Türklerin Müslümanlık anlayışını şekillendirmiştir. Hoca Ahmet Yesevî'nin en belirgin yönü, İslam'ı tasavvufı bir yaklaşımla Türk boylarının anlayıp kabul edebilecekleri şekilde basit bir dille ifade etmesidir.
Hoca Ahmet Yesevî'nin "Divan-ı Hikmet"i özellikle Özbekler, Kırgızlar ve Volga Türkleri arasında elden ele dolaşmıştır. Hoca Ahmet Yesevî bu eserde yer alan güzel sözlerle, Türklere İslam dininin esaslarını ve ahlakını öğretmeyi amaçlamıştır. Hoca Ahmet Yesevî, hikmetli sözlerinde; Allah, Peygamber, sahabe, Kur'an ve sünnet sevgisini dile getirir, insanları bu temel değerler etrafında toplanmaya çağırır.
2.4. Ahi Evran
Anadolu'daki Ahilik teşkilatının kurucusu olan Ahi Evran, Asya'dan Anadolu'ya gelip yerleşen 13. yüzyıl tasavvuf bilginlerinden biridir. Eğitimini Azerbaycan'da doğum yeri olan Hoy'da tamamladıktan sonra Maveraünnehir ve Horasan gibi dönemin ilim merkezlerinde sürdürmüştür. Çok yönlü bir ilim ve fikir adamı olan Ahi Evran, Bağdat'ta bulunduğu sırada dönemin Halifesi ile tanışır ve Fütüvvet teşkilatının ileri gelenleriyle bir arada bulunur. Denizli, Konya ve Kayseri gibi şehirleri gezerek ahilik teşkilatının kurulması ve yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Hacı Bektaş ile yakın ilişkileri bulunan Ahi Evran, Kırşehir'e yerleşerek vefat edinceye kadar burada yaşamıştır.
Ahi Evran'ın ilk kez Kırşehir'de kurduğu Ahilik teşkilatı, Moğol istilasından kaçarak Anadolu'ya yerleşen sanatkar ve tacirlerin dayanışmasını ve kendi aralarında sağlam bir birlik oluşturarak kaliteli mal üretmelerine öncülük yapmıştır. Ahi Evran'ın Kırşehir'deki zaviyesi, başta deri işlemecileri olmak üzere tüm zanaat erbabının manevi bir merkezi konumuna gelmiştir. Bu zaviye, 20. yüzyılın başlarına kadar esnaf zümresi üzerindeki manevi etkisini sürdürmüştür.
2.5. Hacı Bektaş Veli
Hacı Bektaş Veli, Horasan'ın Nişabur şehrinde dünyaya gelmiş ve Hoca Ahmet Yesevî tarafından başlatılan geleneğin bir temsilcisi olarak Türklerin Müslümanlaşmasına büyük katkı sağlamıştır. Hacı Bektaş Veli, Horasan diyarından Anadolu'ya gelerek insanlara güzel ahlakı, sevgi ve kardeşlik duygularıyla birlik içinde yaşamayı öğütlemiştir.
Anadolu'nun Müslümanlaşmasında ve Türklerin bir araya gelmesinde, büyük bir hoşgörü ile iman ve insan sevgisi gibi değerlerin kök salmasında Hacı Bektaş'ın büyük bir etkisi olmuştur. O, bir Türkmen şeyhi olarak hem çevresindekileri iyiye, güzele ve doğruya çağırmış hem de Ürgüp yöresinde yaşayan Hristiyanlarla sıcak ilişkiler kurarak onların îslamiyeti kabul etmelerine zemin hazırlamıştır.
Hacı Bektaş Veli, Anadolu'da sosyal, dini, iktisadi ve askeri bir yapılanma olan Ahilik teşkilatı içinde yer almış ve faaliyetleriyle ünü, tüm Osmanlı gazileri arasında yayılmıştır. Osmanlı sultanları, Yeniçeriliği kurdukları zaman Hacı Bektaş'ın, gaziler arasındaki saygınlığı sebebiyle bu ocağı, ona bağlamışlardı. Böylece Hacı Bektaş'ın hatırası, Anadolu'dan Balkanlara kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşatılmıştır. Hacı Bektaş'ın hoşgörü ve insan sevgisine dayalı olan düşünce sistemi sayesinde, bir yandan Moğol istilasından diğer yandan siyasi ve ekonomik buhrandan sıkıntıya düşen Anadolu halkı rahat bir nefes almıştır.
Hacı Bektaş Veli hiddet ve şiddete kapılarak gönül kırmayı "gönül kâbesini yıkmakla" bir tutmuştur. Hacı Bektaş,”Makalat” isimli eserinde "İncinsen de incitme." ve "Karşısındaki insanın iyi olmasını isteyen önce kendisi iyi olmalıdır." diyerek bencilliği, büyüklenmeyi, gurur, hırs ve hoşgörüsüzlüğü ortadan kaldırmaya çalışmıştır. "Gelin canlar bir olalım.", "Bir olalım, iri olalım, diri olalım." diyerek toplumda birlik ve düzenin sağlanmasını, insanların kardeşçe yaşamalarını istemiştir.
Hacı Bektaş 1250 yıllarından sonra, bugün dergâhının da bulunduğu Hacıbektaş ilçesinde yan göçebe bir Türk oymağının içinde yaşamış ve günlük hayatla bağını koparmadan çevresindeki insanları aydınlatmaya devam etmiştir
2.6. Mevlâna
Mevlâna, 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan'ın Belh şehrinde dünyaya gelmiştir. Mevlâna'nın babası Bahaeddin Veled konuşmalarında yöneticilerin yanlış uygulamalarına karşı çıktığından dolayı, ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Ailesiyle birlikte birçok yerde konakladıktan sonra Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat'ın daveti üzerine Konya'ya yerleşmiştir.
Mevlâna, bugünkü Karaman'da bulunan medreselerde ilmi tahsilini tamamlamış ve burada evlenmiştir. Babasının hocalık yaptığı medreseye, onun ölümünden sonra yirmi dört yaşındayken hoca olarak atanmıştır. Halep ve Şam gibi önemli ilim merkezlerinde hem öğrenci hem de hoca olarak bulunan Mevlâna Arap dili ve edebiyatı, lügat, fıkıh, tefsir ve hadis alanlarında dönemin büyük ilim adamlarından icazet almıştır.
Mevlâna, dönemin ünlü sufilerinden biri olan Şems-i Tebrizi ile tanıştıktan sonra, halkla olan ilişkisini kesmiş, medresedeki tüm görevlerini bırakarak zamanının tamamını onunla sohbet ederek geçirmiştir. Uzun yıllar uzlete çekilen Mevlâna, meşhur eseri Mesnevi'yi kaleme almış, şiirleriyle ve hikmetli sözleriyle çevresini aydınlatmıştır. Onun din ve tasavvuf düşüncesinin kaynağı Kur'an ve sünnettir.
Mevlâna'nın tüm dünyada şöhret bulmuş "Mesnevi" isimli eseri, Türk-İslam kültürünün en önemli eserleri arasında yer alır ve tasavvuf düşüncesinin ana konularını içerir. Mevlâna sahip olduğu insan sevgisi, hoşgörü ve alçak gönüllülük gibi özellikleriyle değişik din, mezhep ve düşüncelere mensup birçok insanı etkilemiştir.
Hayatını "Hamdım, piştim, yandım." sözleri ile özetleyen Mevlâna, 1273 tarihinde vefat etmiştir.
Ölüm gününü, çok sevdiği Allah'a kavuşacağı gün olarak gören Mevlâna, bu günü, yeniden doğuş günü kabul ediyordu. Bundan dolayı da ölüm günü için düğün günü veya gelin gecesi anlamına gelen "Şebiarus" ifadesini kullanmıştır.
2.7. Yunus Emre
Yunus Emre, yaklaşık olarak 1240 yılında doğmuş ve 1320 yılında da vefat etmiştir. Nerede doğduğu ve nasıl bir eğitim aldığı kesin olarak bilinmemektedir. Anadolu'nun birçok yerinde Yunus'un olduğu ileri sürülen mezar ve türbe bulunmakla beraber Sarıköy'deki (Eskişehir) mezar, Yunus'un mezarı olarak kabul edilmiştir.
Yunus Emre, Türk tasavvuf edebiyatının en büyük şairidir. Türkçeyi çok sade bir şekilde kullanmış ve şiirleri tüm Anadolu'da halkın dilinden eksik olmamıştır. Bunun da ötesinde onun şiirleri, Türkçenin bir dil zaferi olup bu dilin bir sanat, edebiyat ve felsefe dili olduğunun en büyük kanıtı olmuştur.
Yunus Emre, özgür düşünceye önem veren, şekli değil manayı önemseyen ve ilahî aşkı en güzel bir şekilde ifade eden bir tasavvuf şairidir. Düşünce ve eylem bakımından Ahmet Yesevî ekolünün Anadolu'daki bir devamıdır. İslam kültürünün, güzel ahlakın ve ilahî sevginin halk arasında yaygınlaşmasında Yunus Emre'nin büyük bir rolü vardır. İçtenlikle Allah sevgisini terennüm etmiş ve bu dünyaya kavga için değil sevgi için geldiğine inanmıştır.
Yunus Emre Anadolu'da, Haçlı.ve Moğol saldırılarıyla dağılan Türk boylarının birlik ve beraberliği için çalışmıştır. O, Allah'ın en mükemmel eseri olarak gördüğü insanı sevmiş ve yüceltmiş, insanın kusurlarını hoşgörüyle karşılamış ve "Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil." diyerek insanı incitmemeyi öğütlemiştir. Yunus'un temel felsefesi; insanı sevmek ve insanlar arasında din, mezhep, ırk, dil, renk ve sınıf ayrımı yapmamaksızın Yaradan'dan ötürü yaratılanı hoş görmektir
3. Türklerin İslam Medeniyetine Katkıları
Müslüman Türkler bilim, felsefe ve edebiyat alanında pek çok eser yazmışlardır. Yazmış oldukları eserler,İslam dünyasının medeniyet, fikir ve sanat Hayatına büyük bir zenginlik katmıştır İslam' dünyâsının değişik bölgelerinde kurulan medreselerde başta dinî ilimler olmak üzere felsefe, astronomi ve tıp gibi sahalarda da önemli çalışmalar yapılmıştır
Türkler, dil ve edebiyat alanında yaptıkları çalışmalarla Türk-Islam medeniyetinin temelini atmışlardır. Yusuf Has Hacib'in "Kutadgu Bilig" ve Kaşgarlı Mahmud'un "Divan-ü Lügati't-Türk" isimli eserleri, Türk-îslam edebiyatının ilk örnekleridir. Kaşgarlı Mahmud, tüm Türk illerini ve obalarını gezerek Türkçenin bütün ağız ve şivelerini öğrenmiş, Araplara Türkçeyi öğretmek ve bu dilin zenginliğini ortaya koymak amacıyla eserler kaleme almıştır. Ali Şir Nevai, Fuzuli, Mevlana, Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Süleyman Çelebi, Karacaoğlan ve Kaygusuz Abdal gibi şahsiyetler, kaleme aldıkları seçkin eserlerle hem divan edebiyatının en güzel örneklerini meydana getirmişler hem de tasavvuf edebiyatına yön vermişlerdir
Türk-îslam edebiyatının gelişmesine bağlı olarak musikide de büyük ilerlemeler sağlanmıştır. Türkler arasında yetişen büyük müzisyenler, İslam dünyasının en seçkin eserlerini ortaya koymuşlardır. Farabi'nin "Kitabu'l-Musika" isimli kitabı bu alanın ilk örneklerindendir. Dede Efendi, Itri, III. Selim ve Hacı Arif Bey büyük Türk bestekârları olarak İslam kültürünün zenginleşmesine önemli katkılar sağlamışlardır.
İslam mimarisinin oluşmasında ve gelişmesinde de Türklerin büyük katkıları olmuştur. Abbasiler devrinden itibaren başta Basra olmak üzere önemli merkezlere gelip yerleşen Türkler, İslam mimari sanatına farklı açılımlar getirmişlerdir. Sarayların ve evlerin alçı süslemelerinde kendilerine özgü bir tarz uygulayarak bu alana bir zenginlik katmışlardır. Abbasi Dönemindeki cami mimarisi de Türklerin katkılarıyla değişik bir şekle bürünmüştür
Türk asıllı Ahmed b. Tolun, Mısır'da devletini kurduktan sonra Kahire'de kendi adına yaptırdığı camide Türklerin mimari zevkini bütün güzellikleriyle yansıtmıştır. Bu mimari zevkin yansımalarını camilerin yanı sıra medreseler, kervansaraylar, hanlar, hamamlar, türbeler, imaretler, daruşşifalar, çeşmeler ve köprülerde görmek mümkündür. Konya'da Alaaddin Cami, Karatay ve Sırçalı Medrese, Sivas'ta Gök Medrese ve İzzettin Keykavus Daruşşifası, Erzurum'da Hatuniye Medresesi, Bursa'da Ulu Cami ve Yeşil Cami, Edirne'de Selimiye Cami, İstanbul'da Süleymaniye, Sultan Ahmet ve Şehzadebaşı camileri Türk-İslam mimarisinin şaheserleridir. Mimar Sinan'la birlikte farklı bir boyut kazanan Türk-İslam mimarisi İslam medeniyetinin en güzel örneklerini ortaya koymuştur.
Hüsnühat (güzel yazı), süsleme, tezhip, minyatür ve ebru gibi sanatların doğup gelişmesinde de Türklerin önemli katkıları olmuştur. Kur'an-ı Kerim'i güzel yazma arzusuyla yaygınlık kazanan hat sanatı, İslam medeniyetinin en özgün yanını oluşturmaktadır.Kur an Mekke de nazil oldu, Mısır da okundu ve İstanbul'da yazıldı." sözü Türklerin bu alandaki Hamid Aytaç gibi ünlü hattatlar bu alanın en büyük ustaları olup İslam medeniyetine önemli eserler kazandırmışlardır
Nizamulmülk tarafından Bağdat'ta kurulan Nizamiye Medresesi, Semerkant'da kurulan Uluğ Bey Medresesi, İstanbul'da kurulan Fatih ve Süleymaniye Medreseleri İslam kültür ve medeniyetine önemli katkılar sağlayan birçok bilgin yetiştirmiştir. Bu medreselerde astronomi, matematik, geometri ve tıp ilimlerine ayrı bir önem verilmiştir. Semerkant'ta kurulan Uluğ Bey Rasathanesinde Ali Kuşçu çok önemli çalışmalar yapmıştır. Büyük bir Türk hükümdarı ve bilgini olan Uluğ Bey öncülüğünde matematik ve astronomi ilimlerinde önemli gelişmeler sağlanmıştır. Fatih Sultan Mehmed'in daveti üzerine Türkiye'ye gelen Ali Kuşçu, meşhur Türk astronomu Mirim Çelebi'yi yetiştirmiştir. İstanbul'da ilk rasathane Mısır'da tahsil görmüş bir Türk olan Takiyuddun Mehmet tarafından 1576 yılında kurulmuştur.
Harezm'de dünyaya gelen Biruni, İslam medeniyetine ve kültürüne büyük hizmetler yapmış, çalışmalarını astronomi, fizik ve matematik alanlarında yoğunlaştırmıştır. Nasıruddin Tusi, matematik ve geometride yaptığı özgün çalışmalarıyla şöhret olmuş ve özellikle trigonometri sahasında yazdıklarıyla Batılılar üzerinde etkili olmuştur.
Osmanlıların son dönemlerinde yetişmiş olan İsmail Gelenbevi, Mühendishane-i Hümayun'da (Teknik Üniversite) hocalık yapmış ve logaritmanın kullanışını açıklayan bir eser kaleme almıştır. Aydınlı Hacı Paşa, tıp alanında "Şifau'l-Eskam" isimli bir eser yazmış ve dönemindeki tıpla ilgili yapılan çalışmalara önemli katkılar sağlamıştır. III. Murad'ın başhekimi Emir Çelebi havanın, toprağın ve iklimin insan sağlığı üzerindeki etkilerini açıklayan "Enmuzecu't-Tıb" isimli eseri kaleme almıştır.
ELLİDÖRT FARZ
| 1. Allah Tealayı zikretmek |
OTUZ İKİ FARZ
| İMANIN ŞARTLARI 1. Allah Teala'ya inanmak NAMAZIN FARZLARI Dışındakiler : İçindekiler : | İSLAMIN ŞARTLARI 1. Kelime-i şehadet getirmek ABDESTİN FARZLARI 1. Yüzü yıkamak GUSLÜN FARZLARI 1. Ağıza dolu dolu su vermek TEYEMMÜMÜN FARZLARI 1. Niyet etmek |
Ehli Sünnet inancı
1- Muhammed aleyhisselam son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmez, şefaati haktır
2- Kabir ziyareti, enbiya ve evliyadan yardım istemek caizdir.
3- Kabir suâli haktır.
4- Kabir azabı hak olup, ruh ve bedene birlikte olacaktır.
5- Okunan Kur'ân-ı Kerim' in ve verilen sadakanın sevabı ölülere gönderilir. Bu sevaplar ve edilen duâlar ölülere ulaşır, azaplarının azalmasına sebep olur.
6- Kıyamette hesap vardır.
7- Mizan vardır.
8- Sırat köprüsü vardır.
9- Şefaat haktır.
10- Cennet ve cehennem şu anda vardır ve ebedîdir.
11- Mirâc, ruh ve bedenle olmuştur.
12- Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek gerekir.
13- Eshâb-ı kirâmın tamamı cennetliktir. Bunlardan on tanesi [aşere-i mübeşşere] dünyada ismen de cennetle müjdelenmiştir. Dört halife bunlardandır.
14- Peygamberlerden sonra en üstün insanlar 4 halifedir. Üstünlükleri halifelik sırasına göredir.
15- Cennet ehli Allah-ü Teâlâyı görecektir.
16- Enbiyanın mucizesi ve evliyanın kerameti haktır.
17- Günahkâr mümin, günahları nisbetinde cehennemde azap görür, yahut şefaate veya affa kavuşup cennete girer. Kâfirler ise, ebedî cehennemde kalır.
18- Kur'ân-ı Kerim, kelâm-ı İlâhîdir, mahluk [yaratık] değildir.
19- Mest üzerine mesh etmek caizdir.
20- İman, kalb ile tasdik ve dil ile ikrardır.
21- Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek [yani namaz kılan müslümana günahlarından dolayı kâfir dememek.] (Ehl-i kıble denilen kimsenin bir inanışı, anlamı açık olan kesin bir delile zıt ise, küfür olur. Böyle bir kimse, namaz kılsa da, her ibâdeti yapsa da kâfir olur.)
22- Allahü Teâlâ zamandan, mekândan münezzehtir. Hiçbir şeye benzemez.
23- İbadet imandan parça değildir. Büyük günah işliyen mümine kâfir denmez.
24- Ölümden sonra herkes dirilir.
25- Hak aşıklarından, evliyadan da ilâhî teklifler kalkmaz. Onların da ibâdetleri yapma mecburiyeti vardır.
26- İmansız ölmekten korkmak gerekir.
27- Hak bir mezhebe mensup olmak, mezhepsiz olmamak gerekir.
28- Allahü teâlânın sıfatları vardır.
29- Îmân artmaz ve azalmaz.
30- Gayba îmân esâsdır.
31- Îmân konusunda kıyas olmaz.
32- Tevekkül ve kadere inanmak îmânın şartıdır.
33- Namaz, oruc, sadaka gibi nâfile ibâdetlerin sevâbını başkasına hediyye etmek câizdir.
34- İnsanları ve işlerini de Allahü teâlâ yaratır. İnsanda irâde-i cüz’iyye vardır.
35- Rızk, halâlden de olur, harâmdan da olur.
Dinleri tanıyalım
1- Din Evrensel Bir Gerçekliktir:
Din: Akıl sahibi insanları, kendi irade ve arzularıyla dünya ve ahirette mutluluğa yönelten ilâhî kurallar bütünüdür.
İnsan topluluklarının bulunduğu bütün zamanlarda ve yerlerde din var olmuştur. Herhangi bir dine mensup olmayan bir toplum bulmak mümkün değildir.
Genelde dinlerin üç ortak yönü vardır: 1. İnançla ilgili konular 2. İbadet ve ayinler 3. Ahlâkla ilgili öğütler
Peygamberimiz din duygusunun insanın doğasında bulunduğunu şöyle ifade etmiştir: "Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar..." (Müslim, Kader, 25)
Allah da bu konuda şöyle demektedir: "O hâlde sen yüzünü ve özünü içten Allah'ın birliğine inanmış olarak dine yönelt. Yani Allah'ın insanları yaratmasında esas aldığı fıtrata uygun hareket et..." (30/Rum suresi, 30) (*Fıtrat: Yaratılış, tabiat, mizaç, huy anlamlarına gelmektedir.)
İnsan, dinin etkisiyle yaşamını anlamlandırmakta ve şekillendirmektedir. İnsandaki din duygusunun yansımalarını bazen bir mabette bazen bir musiki ya da bir edebî yapıtta görebiliriz.
2. Niçin Birden Çok Din Vardır?
Yeryüzünde, farklı ırk ve dillere mensup pek çok ulus ve topluluk yaşamaktadır. Bu toplulukların yaşam biçimleri, zevkleri, yeme ve içme alışkanlıkları, giyimleri, çevreleriyle ilişkileri de farklı özellikler taşır. Böylesine farklı kültürel özellikler taşıyan toplulukların yüce bir varlığı algılayışlarının ve ona inanıp yönelişlerinin de farklı olması kaçınılmaz bir durumdur. Hinduizm gibi…
Yüce Allah, tarih boyunca Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e kadar pek çok peygamber göndermiştir. Bu peygamberler, insanları evrenin yaratıcısı olan Allah'ın varlığına, birliğine inanmaya çağırmışlardır. Allah'ın güçlü bir yaratıcı olduğunu belirtmişlerdir. İnsanların, yaptıkları davranışlardan sorumlu olduklarını bildirmişlerdir. Herkesin inanıp yararlı işler yapmakla yükümlü olduğunu haber vermişlerdir. Peygamberlerin ortaya koyduğu ve hemen hemen her dinde var olan bu genel ilkeler, zaman içerisinde insanlar tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Her topluluk, bunları kendi kültürel özelliklerine uygun hâle getirmiştir. Böylece farklı dinler ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlık, Musevilik (asıllarını kaybedenler) ve İslâm (aslını korur) gibi…
Yeryüzünde birden çok din olması kaçınılmaz bir durumdur. Hatta aynı dine mensup olan insanlar arasında bile farklı düşünce, inanış ve mezhepler yani yorum farklılığına dayalı oluşumlar görülebilmektedir. Bu, insan doğasından kaynaklanan bir durumdur. Çünkü her insanın zevkleri, düşünceleri, bir olgu ya da olaya ilişkin değerlendirmeleri ve yorumları kendine özgüdür.
Tarih boyunca, çeşitli toplumlarda zaman zaman kötülük ve haksızlıklar yaygınlaşmış, ahlâkî ilkeler unutulmuştur. Böylesi olumsuzlukların yaşandığı bazı toplumlarda, toplum önderi olarak da niteleyebileceğimiz bilge kişiler ortaya çıkmıştır. Siddharta Gotama (Buda), Konfüçyüs bunlardandır. Bu kişiler, insanları haksızlıklardan kaçınmaya, ahlâkî ilkelere uymaya, insan onuruna yaraşır erdemli bir yaşam sürmeye çağırmışlardır. Onların bu çağrıları, zaman içerisinde sistemleştirilmiş ve bir din hâlini almıştır. Dünya üzerinde birden çok din olmasının nedenlerinden biri de budur.
3-GÜNÜMÜZDE YAŞAYAN BÜYÜK DİNLERİ TANIYALIM:
İlk insandan bu yana insanlığın gelişimi ile birlikte bir çok din ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir kısmı varlığını koruyamamış, bir kısmı da zamanımıza kadar devam etmemiştir. Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâmiyet, Hinduizm ve Budizm günümüzde yaşayan büyük dinlerdendir.
3.1. YAHUDİLİK:
Yahudilik vahye dayalı en eski dinlerden biridir. Yahudi sözcüğü Yahudi ırkına ve dinine mensup olma anlamına gelmektedir. Yahudiler için İsrâiloğulları ve İbraniler de denilmektedir. Bunlar, Hz. Musa'ya bağlılıklarından dolayı Musevî olarak da adlandırılırlar.
Yahudiler, tarih sahnesine Mısır ve Filistin'de çıkmışlardır. Hz. İbrahim ve Hz. Musa Yahudilerin en önemli peygamberleridir. Yahudiler, Hz. Süleyman ve Hz. Davut dönemini en görkemli dönemleri olarak anarlar.
Yahudiler dinlerini başka insanlara kabul ettirmeye çalışmazlar.
YAHUDİLİĞİN TEMEL ÖZELLİKLERİ:
Sembolü: Menora denilen yedi kollu şamdan ve altıgen yıldızdır.
Yedi kollu Şamdan (Menora) Magen Dawid (Davut Mührü), Altıgen Yıldız
Tanrı anlayışı: Yahudi inancına göre Tanrı Yahve tek ve her şeyin yaratıcısıdır. Yahudiler Tanrı Yahve'nin kendilerini her türlü zorluklara karşı koruyup yardım ettiğine inanırlar. Onun adı gereksiz yere ağza alınmaz. O her türlü benzetmeden uzaktır. Onunla ilgili herhangi bir suret (resim) yapılmaz.
Kutsal kitapları: 24 kitaptan oluşan Tanah-Torah (Ahdiatik)tır. Tevrat Tanah'ın ilk kitabıdır. Talmut ise kutsal kitapların yorumudur; Tanah'tan ayrıdır. Kutsal kitaplarının dili İbrânice’dir.
Peygamber inancı: Peygamberlere inanılır. Hz. İbrahim ve Hz. Musa en önemli peygamberlerdir.
Mabetleri: Sinagog (havra)'dur. Din adamları: Hahamdır. Kutsal günleri: Şabat/cumartesidir. Bu günde hiçbir iş yapılmaz.
İbadetleri: Günlük ve haftalık olmak üzere ikiye ayrılır. Günlük ibadet sabah, öğle ve akşam olmak üzere üç vakitte yerine getirilir. Yemek ve içmekle ilgili kurallar (koşer) titizlikle takip edilir.
Bayramları: Yahudiler tarihte geçirdikleri sıkıntılardan kurtuluşlarının yıl dönümlerinde, Yahudi yılbaşlarında (Tişri: Eylül-Ekim) ve Tevrat'ın hatminden sonra bayram yaparlar. Ahiret inancı: Ahiret inancı vardır. Ölüler toprağa gömülür.
Mensupları: Günümüzde dünyada 15 milyon civarında Yahudi bulunmaktadır. Yahudilerin çoğu, İsrail'de bulunmaktadır. Yahudiler, Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde yaşamaktadırlar.
ON EMİR:
1. "Seni Mısır diyarından, esirlik evinden çıkaran Allah benim. 2. Benden başka Tanrın olmayacak, varlıkların resimlerini yapmayacak ve onlara tapmayacaksın.
3. Allah'ın adını boş yere ağzına almayacaksın. 4. Cumartesi gününü daima hatırlayıp onu kutsal sayacaksın. Haftanın altı gününde çalışacak, yedincisinde dinleneceksin. Cumartesi günü, Tanrı'ya ayrılmış genel dinlenme günüdür. O gün ne sen ne oğlun ne kızın ne uşağın ne de hayvanların kısacası hiçbiriniz çalışmayacaksınız.
5. Anne ve babana hürmet edeceksin. 6. Öldürmeyeceksin. 7. Zina yapmayacaksın. 8.Çalmayacaksın. 9. Komşuna karşı yalan yere şahitlik yapmayacaksın.
10. Komşunun evine, barkına, karısına, hizmetçisine, öküzüne, eşeğine kısacası sana ait olmayan bir şeye göz dikmeyeceksin." (Tevrat-Çıkış XX:1-17: Tesniye, 5:6-21)
3-2. HRİSTİYANLIK:
Hıristiyanlık vahye dayalı dinlerdendir. Hz. İsa'nın getirdiği dine Hıristiyanlık denilmektedir.
Hıristiyan sözcüğü, “Hristos” sözcüğünden türemiştir. Hristos, Allah’tan gelen kurtarıcı demektir. Bu dinin taraftarları, Hz. İsâ’ya Hristos adını vermişlerdir. Daha sonraları Hıristos’a bağlı anlamına gelen “Hıristiyan” sözcüğü kullanılmıştır.
Hıristiyan sözcüğü İsâ’ya mensup olan anlamına gelmektedir. İslâm inancına göre Hz. İsa insanları iyilik ve güzelliklere yönlendirmek için Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Günümüzde Hıristiyanların çoğunluğu İsa'yı Allah'ın oğlu ve Tanrı olarak kabul ederler.
Başlangıçta Hıristiyanlık zor koşullar altında varlığını sürdürmüştür. Ancak Hıristiyanlık Bizans İmparatorluğu’nun devlet dini oluşundan sonra (M. S. 313) daha kolay yayılmıştır.
Hıristiyanlığın en önemli ayinleri vaftiz ve evharistiya ayinleridir.
Vaftiz: Hıristiyanlığa girebilmek için kilisede din adamı tarafından çocuğu suya daldırarak ya da üzerine su serpilerek yapılan tören. Bu işlem Hıristiyanlarca kabul edilen aslî günahtan temizlenmek için yapılır.
Evharistiya: Hıristiyanların Hz. İsâ ile simgesel bütünleşmesine yarayan ekmek-şarap ayini.
Hıristiyanlıkta başlıca mezhepler şunlardır: * Katolik mezhebi * Ortodoks mezhebi * Protestanlık mezhebi
HRİSTİYANLIĞIN TEMEL ÖZELLİKLERİ:
Sembolü: Hz. İsa'nın çarmıha gerilmiş olduğunun simgesel resmi olan Haç.
Tanrı anlayışı: Baba-Oğul-Kutsal Ruh'tan oluşan üçlü birlik, yani teslis (Threnty) inancı şeklindedir.
Kutsal kitapları: Eski Ahit (Ahd-i Atik) ve Yeni Ahit'ten (Ahd-i cedit) oluşan Kitâb-ı Mukaddes'tir. Hristiyanlar için bu kitapların içinde İncilerin yeri çok daha önemlidir. İncil, müjde ve iyi haber anlamına gelir. Şuan Hristiyanların elinde 4 İncil vardır. Bunlar: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’dır.
Peygamber inancı: Peygamber inancı vardır. Ancak Hristiyanlar Hz. İsa'yı bir peygamber olarak değil, Tanrı'nın oğlu ve dolayısıyla Tanrı olarak kabul ederler.
İbadet yerleri: Kilisedir. Din adamları: Papaz, piskopos, rahip, rahibe vb. Kutsal günleri: Pazardır. İbadetleri: Günlük ibadetler, pazar ayinleri ve diğer önemli günlerdeki ibadetler.
Bayramları: Yılbaşı olarak da bilinen Kristmas (Hz. İsa'nın doğumu) ve Paskalyadır.
Dine giriş: Hristiyanlık herkese açık bir dindir. Dine giriş, çoğunlukla kişinin kilisede vaftiz edilmesiyle gerçekleşir.
Ahiret inancı: Öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme inanılır. Ölüler toprağa gömülür.
Mensupları: Dünyada en yaygın din Hristiyanlıktır. Hristiyanların çoğu Avrupa, Amerika, Asya ve Okyanusya kıta’larında yaşamaktadır.
İSLÂM:
İslâm sözcüğü teslim olmak, boyun eğmek ve kurtuluş yoluna girmek; esenliği, huzuru, güveni sağlamak anlamlarına gelir. Müslüman, İslâm’ı kabul etmiş kişi demektir. İslâm dini, Hz. Âdem'den beri gelen vahye dayalı ilâhî dinlerin bir devamı ve son halkasıdır.
Allah'ın varlığım, birliğini ve Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul eden herkes İslâm dinine girmiş olur.
İslâm’ın yorumunu farklı yapan mezhepleri vardır. Bunların bir kısmı inanç, bir kısmı ise ibadetlerle ilgilidir.
İSLÂM’IN TEMEL ÖZELLİKLERİ:
İlah anlayışı: Allah, tektir. O hiçbir şeye muhtaç değil, her şey ona muhtaçtır. Herkesin yardım dileyeceği varlık odur. Allah doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey onun dengi değildir. Evrenin yaratıcısı ve sahibi odur. Yaşamı da ölümü de yaratan odur. O tektir, hiçbir şeye benzemez.
Kutsal kitabı: Kur'an-ı Kerim'dir. Dili Arapça’dır.
Peygamber inancı: İslâm’da peygamberlere inanmak mümin olmanın bir gereğidir. Hz. Muhammed en son peygamberdir.
İbadet yeri: Mescid ve câmiidir. Ancak İslâm’da Cuma ve bayram namazları hariç, insanlar namazlarını her yerde kılabilirler.
Din adamı: İslâm’da din adamı sınıfı yoktur. Ancak, din hizmetlerini yürüten görevliler vardır. Camilerde cemaate namaz kıldıranlara ise İmam denir.
Kutsal ziyaret yeri: Kâbe’nin bulunduğu Mekke, Peygamberin hatıralarıyla dolu Medine kentlerine önem verilir.
İbadetleri: Namaz, oruç, zekât, hac ve benzeri günlük, haftalık, yıllık ibadetler de vardır. Örneğin vakit namazları günlük, cuma namazı haftalık, bayram namazı yıllık ibadetlerdendir.
Bayramları: Ramazan ve Kurban Bayramları olmak üzere iki bayramı vardır.
Ahir et inancı: Öldükten sonra dirilmeye ve ahirete inanma vardır. Ölüler toprağa gömülür.
Dine giriş: İslâm dini bütün insanlara açıktır. Müslüman olmanın bir ön koşulu yoktur.
Mensupları: İslâm dini en yaygın dinlerden biridir. Müslümanlar sırasıyla, en çok Asya'da, Afrika'da, Avrupa'da ve Amerika'da bulunmaktadır.
1. HİNDUİZM
Hinduizm, Hindistan'da yaşayan insanların din ve inançlarına verilen addır. Hindu sözcüğü o bölgede bulunan İndus nehrinden gelmektedir. Hindular kendi dinleri için Sanatana Dharma (Ezelî-Ebedî Kanun) ifadesini kullanırlar.
* Hinduizmin en belirgin yönü, toplumu kastlara bölmesi ve insanları sınıflara ayırmasıdır:
1. Brahmanlar (rahipler, din adamları) 2. Kşatriya (hükümdar sülâlesi ve savaşçılar) 3. Vaisya (tüccar, esnaf, çiftçi) 4. Sudra (işçiler)
* Ayrıca kast sistemine dahil edilmeyen, kast dışı kabul edilen paryalar (dokunulmazlar) vardır.
* Kastlar arasındaki ilişkiler sınırlıdır. Ancak aynı kasttan insanlar birbirleriyle evlenebilir veya birlikte yemek yiyebilirler. Kastlar arasında geçiş söz konusu değildir. Kast seçilmez, ailenin kastı çocuğun da kastıdır.
* Hinduizmde alçakgönüllülük, hoşgörü, cömertlik, dürüstlük, adaletli olma yapılması istenilen davranışlardır. Canlılara kıyma, yalan söyleme, hırsızlık yapma gibi kötü davranışlar ise yasaklanmıştır.
HİNDUİZMİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
Sembolü: Om diye telâffuz edilen en kutsal sözcüktür.
Tanrı anlayışı: Hinduizmde Şiva, Vişnu ve Brahma en önemli tanrılar olarak kabul edilir. Bir Hindu bunlardan Şiva'yı veya Vişnu'yu benimser, diğerlerini de reddetmez. Çok tanrıcılık gibi gözükmesine karşın, bu dinde de tek tanrı inancı hissedilir. Tanrı birdir. Bilgeler onu çeşitli şekilde adlandırıyorlar." İfadesi bunu özetlemektedir.
Hinduizmde inekler uğurlu ve kutsal sayıldığı için saygı görürler.
Kutsal kitapları: Vedalar, Upanişadlar ve özellikle Bhagavat Gita (Bagavat Jita) en kutsal sayılan kitaplarındandır. Kitapların dili Sanskrit’çedir.
Peygamber inancı: Hinduizmde peygamber inancı yoktur. Ancak, Tanrı Vişnu'nun çeşitli devirlerde Rama, Krişna gibi insan biçimine girerek insanlara yol gösterdiğine inanılır.
Din adamları: Brahman olarak adlandırılır. İbadet yerleri : Mandir. Her köyde bir Hindu mabedi vardır.
İbadet: Bir Hindu sabah erkenden kalkar, yıkanır, tanrısının adını anar, onun putuna yakarır, hediye sunar ve ilâhi okur. Yönünü doğuya döner, çevresine su serper. Öğle ve akşam da aynı işlemleri tekrarlar. Evlerde tanrıların putlarına ayrılmış bir köşe bulunur. Tanrının putuna saygı gösterme, ona zaman zaman yiyecekler sunma, o putu güzel kokularla tütsüleme, çiçeklerle süsleme bir ibadettir. Ayrıca onlara kurbanlar sunma gibi işler ibadet olarak görülür.
Hinduizmde ruhun başka bir veya birçok bedende yeniden dünyaya gelmesi diye bilinen tenasüh (reenkarnasyon) inancı vardır. Ölen insanların bedenleri yakılır. Böylece ruh yeni bir bedende yeniden doğma olanağı bulmuş olur.
Mensuplarının sayısı: Dünyada 800 milyon civarında Hindu bulunduğu sanılmaktadır.
Hindular çoğunlukla Hindistan'da yaşamaktadır.
2. BUDİZM:
Budizm sözcüğü Buda'nın öğretisi veya dini anlamına gelmektedir. Buda sözcüğü ise "aydınlanmış" anlamında Siddhartha Goatama (Sitarda Gotama) için kullanılmış bir addır.
Budizm, M.Ö. VI. yüzyılda Hindistan'da Buda tarafından kurulmuş ve evrensel nitelik kazanmış yayılmacı bir dindir. Bu din Hindistan'da doğmasına karşın günümüzde inananları çoğunlukla Hindistan dışında bulunmaktadır. Budizm, Hint kültürünün hâkim olduğu bir çevrede doğmuş bir din olmasının etkisini hep üzerinde taşımıştır. Budizm’de de Hinduizm gibi ruh göçü anlayışı vardır.
Budizm’de de ruhun olgunlaşması için doğum-ölüm çemberinde gidip gelmesi gerekir. Tenasüh/yeniden doğma Hinduizmdeki gibi devam etmektedir. Budizm’de insanlar iki gruptur:
1. Rahipler grubu denilen evlenmeyen, sarı elbise giyerek ve başlarını tıraş ettirerek Budizm’e hizmet edenler (Sangha)
2. Budizm’i benimseyen diğer insanlar, yani halk
BUDİZMİN TEMEL ÖZELLİKLERİ:
Sembolü: Sekiz dilimli tekerlek ve Buda heykelidir.
Tanrı anlayışı: Budizmde tanrının varlığı veya yokluğu ile ilgili bir ifade kullanılmaz. Ancak bazı Budist mezheplerinde Buda, tanrı konumuna yükseltilmiş gözükmektedir.
İbadetler: Kutsal metinleri okumak, meditasyon (derin düşünce) ve belli zamanlarda oruç tutma.
Kutsal kitapları: Tripitaka (Üç Sepet) diye anılan üç kitaptır. Kitapların dili Pali dilidir.
Mabetleri: Stupa, pagoda ve vihara (manastır)dır.
Kutsal yerleri: Buda'nın Nepal'de doğduğu Lumbini Koruluğu, Bihar'da Bodhi Gaya denilen aydınlanma yeri ve ilk vaazını verdiği Benares yakınlarındaki Sarnath Geyik Parkı'dır.
Ahiret anlayışları: Budizmde de Hinduizmdeki gibi ruhun bir başka bedende yeniden dünyaya gelmesi anlayışı vardır. Bu dinde ebedî dinginlik diye tanımlanan Nirvana'ya erişmek en önemli amaçtır. Budizmde ölüler, reenkarnasyon inancı gereği genelde yakılmaktadır. Ölüleri yakmayıp toprağa gömmeyi tercih eden mezhepler de vardır.
Dine giriş: Budizm, öğretilerini yaymaya çalışan bir dindir. Günümüzde özellikle batılı ülkelerde barışçıl mesajlar taşıyan öğretileriyle dikkat çektiği görülmektedir.
Mensupları: Yeryüzünde yaklaşık olarak 300-400 milyon civarında Budist yaşamaktadır. Bu din Güney ve Doğu Asya ülkelerinde yaygındır. Bazı batı ülkelerinde özellikle Zen Budizm’i ilgi görmüş ve yeni taraftarlar kazanmıştır.
BUDA
Buda Kshatriya (Kşatriya) kastına mensup bir prenstir. O, sarayda rahat bir hayat yaşamaktadır. Ancak mutlu değildir. Ailesi onu mutlu olsun diye evlendirir ve bir de çocuğu olur.
O, bir gün sarayından çıkıp giderken yolda bir ihtiyar, ertesi gün bir hasta, üçüncü gün bir cenaze, dördüncü gün de dilenci bir keşiş görür. Bunlar onun yaşam üzerine derin düşüncelere dalmasına neden olur.
Bir gün uşağına elbiselerini verip onun elbiselerini de kendisi alır. O, önce çileci bir yaşamı benimser; ancak daha sonra çilecilikle bir yere ulaşılamayacağını anlayıp orta yolu tercih eder. Buda, bir incir ağacının altında aydınlandığını hisseder ve ondan sonra vaazlar vermeye başlar.
Buda'nın en önemli amacı arzuları ortadan kaldırmak ve dolayısıyla ulaşılamayan arzuların vereceği ıstırapları dindirmektir. Budizmde acıları dindirmek ve Nirvana'ya ulaşmak için aşağıdaki esasları uygulamak gerekir: Buna sekiz dilimli yol denir.
* Doğru söz, doğru davranış (iş), doğru geçim (yaşam), doğru düşünme, doğru murakabe (meditasyon), doğru anlayış, doğru düşünce, doğru niyet.
Ayrıca yapılmaması istenilen beş şey şunlardır:
1. Hiçbir canlıya kıymama 2. İçki içmeme 3. Zina etmeme 4. Yalan söylememe 5. Çalmama
4- REENKARNASYON (RUH GÖÇÜ):
Reenkarnasyon Fransızca kökenli bir sözcüktür. Öldükten sonra ruhun başka bir insan, hayvan veya bitkide yeniden doğarak varlığını sürdüreceği inancıdır. Bu inancı ifade etmek için tenasüh ve ruh göçü ifadeleri de kullanılmaktadır.
İnsanların, dünya yaşamının sonunda, bütün yaptıklarının karşılığını alması ve adaletin ortaya çıkması konusunda iki temel inanış bulunmaktadır:
1. İnsanın ölümüyle birlikte dünya yaşamının sona erdiği ve bu dünyada yaptığı iyi ve kötü işlerin karşılığını, kıyamet gününden sonra, öte dünya denilen ahirette alacağı inancı.
Yahudilik, Hristiyanlık, İslâmiyet ve Zerdüştlük (günümüzdeki Parsîlik) bu inancı kabul eder. Bu dört dinde tekrar bu dünyaya geri gelme düşüncesi yani reenkarnasyon inancı söz konusu değildir. İnsan bu dünyada bir kere yaşar. İlâhî dinlere göre bu dünya geçicidir. Ahiret yaşamı ise sonsuzdur. İnsanlar bu dünyada yapmış olduklarının karşılığını, ceza veya ödül olarak öbür dünyada göreceklerdir.
2. İnsanın ya da başka bir canlının ölümü yani ruhun bedenden ayrılmasından sonra eylemlerine göre bulunduğu durumdan daha iyi bir hâle yükselmiş olarak, ya da aşağı bir durumda, bir hayvan, bir böcek hatta bir bitki şeklinde yeni bir bedende dünyaya geleceği inancı.
Eski Mısır'da ve Eski Yunan kültüründe reenkarnasyon inancını benimseyenler olmuştur. Ancak günümüzde, bu konuyu dinin bir ilkesi olarak gören dinler Hint dinleridir.
Reenkarnasyon anlayışında, ruh bedenden tamamen bağımsız olarak varlığını devam ettirir. Bütün canlıların taşıdıkları ruhlar birbirinin benzeridir. Hinduizme göre ruh Tanrıdan kopmuş, dünya yaşamının kötülüklerine bulaşarak kirlenmiştir. Tekrar Tanrı ile buluşabilmesi ve onunla bütünleşebilmesi için arınması ve saflaşması gerekir. Böylece o ruh Tanrı’ya lâyık bir duruma gelmiş olacaktır.
Hint kültüründeki bu inanç, Hint toplumundaki kast sistemi ile ilişkilidir. Bu anlayış kast sisteminin yüzyıllarca ayakta kalmasını sağlamıştır. Geleceği garanti altına almak için insanlar bulundukları durumlarını değiştirmek istemezler.
İslam’a göre insan bir kere dünyaya gelir, yaşar ve ölür. İnsan öldükten sonra kıyamet gününe kadar bekler. Kıyametten sonra ahiret yaşamı için bütün insanlar hep birlikte diriltilirler. İnsan, dünya yaşamında yaptığı iyilik ve kötülüklerin karşılığını ahiret yaşamında görecektir. İslâm reenkarnasyon inancını onaylamaz.
"Nihayet onlardan birine ölüm gelince; 'Rabb'im! Beni geri çevir, belki yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim.' der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lâfıdır. Tekrar diriltilecekler! güne kadar arkalarında geri dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır." (23/Mü'minûn suresi, 99-100)
İslâm’da kimse kimsenin günahını yüklenemez. Oysa reenkarnasyon anlayışına göre kötü bir durumda yaratılmış bir varlık hiç tanımadığı bir varlığın, ne suç işlediğini bilmediği hâlde, cezasını çekmektedir. İslâm’da ise insan dünya yaşamı sırasında ne işlemiş ise onun farkında olarak cezasını çekecektir.
Günümüzdeki ileri derecedeki teknik ve bilimsel gelişmelere karşın, ruh hakkındaki bilgimiz oldukça sınırlıdır. Bu konu Kur'an-ı Kerim'de de belirtilmektedir: "Ya Muhammed! Sana ruhu sorarlar. De ki; ruh Rabb'imin emrindedir. Ve size, ruh ilminden ancak pek az şey verilmiştir." (17/İsrâ suresi, 85)
Reenkarnasyon anlayışında bir ruh farklı farklı ve çok sayıda bedene girerken, İslâm’da ruh ve beden tektir. Yani ruh ve beden bütünlüğü vardır.
5. NOEL VE YILBAŞI:
Noel; Hristiyanların, Hz. İsa'nın doğum yıl dönümü hatırasına kutladıkları dinî bir bayramdır. İlk Noel kutlamaları 336 yılında Roma'da başlamıştır.
Noel, 24 Aralık akşamı kilisede yapılan ayinle ve evlerde yapılan kutlamalarla başlar. 25 Aralık sabahı kilisede şenlikler yapılır. Bayramın ikinci günü olan 26 Aralıkta misafirler ağırlanır, ziyafetler verilir, hastahaneler ve kimsesiz çocuklar ziyaret edilerek sevindirilir, onlara armağan verilir. Noel'de evlerin ve kiliselerin çam ağacıyla süslenmesi âdet olmuştur.
Noel baba, kırmızı başlıklı paltosu ve kocaman beyaz sakalı ile temsil edilen bir kişidir. Onun Noel'de çocuklara çeşitli armağanlar dağıttığına inanılır.
Noel'in yılbaşı ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Noel dinî bir bayramdır. Yılbaşını herhangi bir dinle ilişkilendirmek doğru değildir. Milâdî takvimi kullanan uluslar, 31 Aralık akşamı yeni yılın girişini sevinç ve neşe içinde kutlamaktadırlar. Yılbaşı kutlamaları ülkemizde de yaygın olarak yapılmaktadır.
NOEL BABA:
Noel Baba efsanesi Anadolu'da yaşamış Aziz Nikolas ile ilişkilendirilir. Aziz Nikolas M.S. 300 yıllarına doğru Akdeniz kıyısında Patara olarak bilinen Demre'de doğmuştur. Onun çocukluk ve gençlik dönemlerinin güzel olaylarla dolu olduğundan söz edilir. O, Myra'da başpiskoposluk yapmıştır. 6 Aralık 343'te öldüğü ifade edilen Aziz Nikolas'ın anısına her yıl Hristiyanlar tarafından, 6 Aralıkta dinî törenler düzenlenir. Aziz Nikolas'ın ünü önce İtalya'da (9. yy.), sonra Almanya'da (10. yy.) ve diğer Avrupa ülkelerinde yayılmıştır. Noel Baba halk arasında Hristiyanlığın en önemli kültür ögelerinden biri olarak ün kazanmıştır. Gereksinim sahiplerine ve çocuklara yardımcı olmayı seven Noel Baba'nın hediyelerini vermek için bacadan indiği ve armağanları bıraktığı öyküsü yaygınlaşmıştır.
Bugünkü Noel Baba imajı, Kuzey Avrupa ülkelerinde, özellikle ilk kez Almanya'da ortaya çıkmış ve zaman içinde diğer ülkelere yayılmıştır.
6- MİSYONERLİK:
Misyon sözcüğü sözlükte görev, yetki, vekâlet ve bir kimseye bir işi yapması için verilen özel görev anlamına gelir. Ancak tarihî süreç içinde bu sözcük daha çok Hristiyanlığı yayma görevi için kullanılmıştır. Bu görevi yürüten kişiye misyoner; etkinliklerin tamamına ise misyonerlik denilmektedir.
Misyonerlik etkinlikleri örgütlü olarak öncelikle Hristiyanlıkla başlamıştır. Hristiyanlık, havarilerin dini yaymayı üstlenmesinden beri misyonerlik faaliyetlerini sürdürmüştür. Modern anlamda misyonerlik ise İngiltere'de 1646 yılında Hristiyanlığın yayılması için kurulan bir cemiyetle başladı. 1662 yılında Vatikan'da Propaganda Bakanlığı kuruldu. Daha sonra diğer Avrupa ülkelerinde misyoner yetiştirmek için okullar açıldı.
Misyonerler özel olarak yetiştirilmiş kişilerdir. Onlar özel program ve yöntemlerle görevlerini yerine getirirler. Misyonerler yetenekli gençler arasından seçilerek özel koşullara göre hazırlanmış kişilerdir.
7-BAŞKALARININ İNANÇLARINA SAYGI GÖSTERELİM:
Her insanın kendine özgü bir inancı vardır. İnsanların inanç olarak benimsedikleri değerler ise kendileri için kutsaldır. İnsanlar dinleri ve kutsal değerleri konusunda duyarlıdırlar.
Bizim inançlarımız nasıl kutsal ve değerli ise başkalarının inançları da o kadar değerli ve önemlidir.
Bizler, inançlarımıza saygı gösterilmesini ve inançlarımızın gereği olan uygulamalarımızı rahatça yapmak isteriz. Bu, bizim olduğu kadar başkalarının da hakkıdır.
İslâmiyet insanların inanç ve yaşayışlarıyla ilgili olarak hoşgörülü olunmasını istemektedir. Dinimiz hiç kimseye inanç konusunda baskı yapılmamasını ister. Dinimize göre inanıp inanmama veya herhangi bir dini seçme bireyin kendisine bırakılmıştır. Yüce Allah bu konuda şunları bildiriyor:
"Dinde hiçbir zorlama yoktur." (2/Bakara suresi, 256)
"Ey Muhammed, sen öğüt ver; çünkü sen sadece bir uyarıcısın. Sen onlara zor kullanacak değilsin." (88/Gâşiye suresi, 21-22)
"Ey Muhammed! Rabb'in dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi mutlaka inanırdı. O hâlde sen mi insanları inanmaya zorlayacaksın?" (l0/Yunus suresi, 99)
"Peygamberin görevi sadece tebliğ etmektir." (5/Mâide suresi, 99)
"De ki: 'Gerçek (bu Kur'an) Rabb'inizdendir.' Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin..." (l8/Kehf suresi, 29)
"Sizin dininiz size, benim dinim banadır." (109/Kâfırûn suresi, 6)
Peygamberimiz İslâm’ı kabul ettirmek için insanlara baskı yapmamıştır. Onun daveti iyilik ve güzellikle olmuştur.
Türklerin tarihte kurduğu devletlerde farklı din ve mezheplerden insanlar bir arada yaşamıştır. Bu insanlara dinlerinden dolayı herhangi bir baskı uygulanmamıştır.
Yurdumuzda Osmanlı Devletinden beri farklı dinlere mensup azınlıklar ile bir uzlaşma ortamında yaşamaktayız. Diğer din ve inançlara sahip insanlar, ibadethanelerinde cemaat önderleri ile ibadetlerini yerine getirmektedirler. Lozan Antlaşması ile varlıkları kabul edilen ve kendi okullarında eğitim-öğretim gören bu (Rum, Ermeni, Musevî) azınlıklar dinlerini, örf ve âdetlerine uygun bir şekilde yaşamaktadırlar. Bu özelliği ile ülkemiz, küreselleşmenin özünü oluşturan uzlaşı ortamında "dinin çoğulculuğu"nu özümsemiş ve İslâm ülkeleri içerisinde başkalarının inançlarına saygı gösteren laik portresi ile modern ülke konumuna gelmiştir.Ülkemiz sahip bulunduğu bu kültürel zenginliği, dostluk ve uzlaşı anlayışını, din ve vicdan özgürlüğü alanındaki deneyimlerini diğer dünya ülkeleri ile de paylaşmaktadır.
A.KADİR KOÇHAN
CUMHURİYET İLKÖĞRETİM OKULU
Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmeni
Dinleri tanıyalım
1- Din Evrensel Bir Gerçekliktir:
Din: Akıl sahibi insanları, kendi irade ve arzularıyla dünya ve ahirette mutluluğa yönelten ilâhî kurallar bütünüdür.
İnsan topluluklarının bulunduğu bütün zamanlarda ve yerlerde din var olmuştur. Herhangi bir dine mensup olmayan bir toplum bulmak mümkün değildir.
Genelde dinlerin üç ortak yönü vardır: 1. İnançla ilgili konular 2. İbadet ve ayinler 3. Ahlâkla ilgili öğütler
Peygamberimiz din duygusunun insanın doğasında bulunduğunu şöyle ifade etmiştir: "Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar..." (Müslim, Kader, 25)
Allah da bu konuda şöyle demektedir: "O hâlde sen yüzünü ve özünü içten Allah'ın birliğine inanmış olarak dine yönelt. Yani Allah'ın insanları yaratmasında esas aldığı fıtrata uygun hareket et..." (30/Rum suresi, 30) (*Fıtrat: Yaratılış, tabiat, mizaç, huy anlamlarına gelmektedir.)
İnsan, dinin etkisiyle yaşamını anlamlandırmakta ve şekillendirmektedir. İnsandaki din duygusunun yansımalarını bazen bir mabette bazen bir musiki ya da bir edebî yapıtta görebiliriz.
2. Niçin Birden Çok Din Vardır?
Yeryüzünde, farklı ırk ve dillere mensup pek çok ulus ve topluluk yaşamaktadır. Bu toplulukların yaşam biçimleri, zevkleri, yeme ve içme alışkanlıkları, giyimleri, çevreleriyle ilişkileri de farklı özellikler taşır. Böylesine farklı kültürel özellikler taşıyan toplulukların yüce bir varlığı algılayışlarının ve ona inanıp yönelişlerinin de farklı olması kaçınılmaz bir durumdur. Hinduizm gibi…
Yüce Allah, tarih boyunca Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e kadar pek çok peygamber göndermiştir. Bu peygamberler, insanları evrenin yaratıcısı olan Allah'ın varlığına, birliğine inanmaya çağırmışlardır. Allah'ın güçlü bir yaratıcı olduğunu belirtmişlerdir. İnsanların, yaptıkları davranışlardan sorumlu olduklarını bildirmişlerdir. Herkesin inanıp yararlı işler yapmakla yükümlü olduğunu haber vermişlerdir. Peygamberlerin ortaya koyduğu ve hemen hemen her dinde var olan bu genel ilkeler, zaman içerisinde insanlar tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Her topluluk, bunları kendi kültürel özelliklerine uygun hâle getirmiştir. Böylece farklı dinler ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlık, Musevilik (asıllarını kaybedenler) ve İslâm (aslını korur) gibi…
Yeryüzünde birden çok din olması kaçınılmaz bir durumdur. Hatta aynı dine mensup olan insanlar arasında bile farklı düşünce, inanış ve mezhepler yani yorum farklılığına dayalı oluşumlar görülebilmektedir. Bu, insan doğasından kaynaklanan bir durumdur. Çünkü her insanın zevkleri, düşünceleri, bir olgu ya da olaya ilişkin değerlendirmeleri ve yorumları kendine özgüdür.
Tarih boyunca, çeşitli toplumlarda zaman zaman kötülük ve haksızlıklar yaygınlaşmış, ahlâkî ilkeler unutulmuştur. Böylesi olumsuzlukların yaşandığı bazı toplumlarda, toplum önderi olarak da niteleyebileceğimiz bilge kişiler ortaya çıkmıştır. Siddharta Gotama (Buda), Konfüçyüs bunlardandır. Bu kişiler, insanları haksızlıklardan kaçınmaya, ahlâkî ilkelere uymaya, insan onuruna yaraşır erdemli bir yaşam sürmeye çağırmışlardır. Onların bu çağrıları, zaman içerisinde sistemleştirilmiş ve bir din hâlini almıştır. Dünya üzerinde birden çok din olmasının nedenlerinden biri de budur.
3-GÜNÜMÜZDE YAŞAYAN BÜYÜK DİNLERİ TANIYALIM:
İlk insandan bu yana insanlığın gelişimi ile birlikte bir çok din ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir kısmı varlığını koruyamamış, bir kısmı da zamanımıza kadar devam etmemiştir. Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâmiyet, Hinduizm ve Budizm günümüzde yaşayan büyük dinlerdendir.
3.1. YAHUDİLİK:
Yahudilik vahye dayalı en eski dinlerden biridir. Yahudi sözcüğü Yahudi ırkına ve dinine mensup olma anlamına gelmektedir. Yahudiler için İsrâiloğulları ve İbraniler de denilmektedir. Bunlar, Hz. Musa'ya bağlılıklarından dolayı Musevî olarak da adlandırılırlar.
Yahudiler, tarih sahnesine Mısır ve Filistin'de çıkmışlardır. Hz. İbrahim ve Hz. Musa Yahudilerin en önemli peygamberleridir. Yahudiler, Hz. Süleyman ve Hz. Davut dönemini en görkemli dönemleri olarak anarlar.
Yahudiler dinlerini başka insanlara kabul ettirmeye çalışmazlar.
YAHUDİLİĞİN TEMEL ÖZELLİKLERİ:
Sembolü: Menora denilen yedi kollu şamdan ve altıgen yıldızdır.
Yedi kollu Şamdan (Menora) Magen Dawid (Davut Mührü), Altıgen Yıldız
Tanrı anlayışı: Yahudi inancına göre Tanrı Yahve tek ve her şeyin yaratıcısıdır. Yahudiler Tanrı Yahve'nin kendilerini her türlü zorluklara karşı koruyup yardım ettiğine inanırlar. Onun adı gereksiz yere ağza alınmaz. O her türlü benzetmeden uzaktır. Onunla ilgili herhangi bir suret (resim) yapılmaz.
Kutsal kitapları: 24 kitaptan oluşan Tanah-Torah (Ahdiatik)tır. Tevrat Tanah'ın ilk kitabıdır. Talmut ise kutsal kitapların yorumudur; Tanah'tan ayrıdır. Kutsal kitaplarının dili İbrânice’dir.
Peygamber inancı: Peygamberlere inanılır. Hz. İbrahim ve Hz. Musa en önemli peygamberlerdir.
Mabetleri: Sinagog (havra)'dur. Din adamları: Hahamdır. Kutsal günleri: Şabat/cumartesidir. Bu günde hiçbir iş yapılmaz.
İbadetleri: Günlük ve haftalık olmak üzere ikiye ayrılır. Günlük ibadet sabah, öğle ve akşam olmak üzere üç vakitte yerine getirilir. Yemek ve içmekle ilgili kurallar (koşer) titizlikle takip edilir.
Bayramları: Yahudiler tarihte geçirdikleri sıkıntılardan kurtuluşlarının yıl dönümlerinde, Yahudi yılbaşlarında (Tişri: Eylül-Ekim) ve Tevrat'ın hatminden sonra bayram yaparlar. Ahiret inancı: Ahiret inancı vardır. Ölüler toprağa gömülür.
Mensupları: Günümüzde dünyada 15 milyon civarında Yahudi bulunmaktadır. Yahudilerin çoğu, İsrail'de bulunmaktadır. Yahudiler, Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde yaşamaktadırlar.
ON EMİR:
1. "Seni Mısır diyarından, esirlik evinden çıkaran Allah benim. 2. Benden başka Tanrın olmayacak, varlıkların resimlerini yapmayacak ve onlara tapmayacaksın.
3. Allah'ın adını boş yere ağzına almayacaksın. 4. Cumartesi gününü daima hatırlayıp onu kutsal sayacaksın. Haftanın altı gününde çalışacak, yedincisinde dinleneceksin. Cumartesi günü, Tanrı'ya ayrılmış genel dinlenme günüdür. O gün ne sen ne oğlun ne kızın ne uşağın ne de hayvanların kısacası hiçbiriniz çalışmayacaksınız.
5. Anne ve babana hürmet edeceksin. 6. Öldürmeyeceksin. 7. Zina yapmayacaksın. 8.Çalmayacaksın. 9. Komşuna karşı yalan yere şahitlik yapmayacaksın.
10. Komşunun evine, barkına, karısına, hizmetçisine, öküzüne, eşeğine kısacası sana ait olmayan bir şeye göz dikmeyeceksin." (Tevrat-Çıkış XX:1-17: Tesniye, 5:6-21)
3-2. HRİSTİYANLIK:
Hıristiyanlık vahye dayalı dinlerdendir. Hz. İsa'nın getirdiği dine Hıristiyanlık denilmektedir.
Hıristiyan sözcüğü, “Hristos” sözcüğünden türemiştir. Hristos, Allah’tan gelen kurtarıcı demektir. Bu dinin taraftarları, Hz. İsâ’ya Hristos adını vermişlerdir. Daha sonraları Hıristos’a bağlı anlamına gelen “Hıristiyan” sözcüğü kullanılmıştır.
Hıristiyan sözcüğü İsâ’ya mensup olan anlamına gelmektedir. İslâm inancına göre Hz. İsa insanları iyilik ve güzelliklere yönlendirmek için Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Günümüzde Hıristiyanların çoğunluğu İsa'yı Allah'ın oğlu ve Tanrı olarak kabul ederler.
Başlangıçta Hıristiyanlık zor koşullar altında varlığını sürdürmüştür. Ancak Hıristiyanlık Bizans İmparatorluğu’nun devlet dini oluşundan sonra (M. S. 313) daha kolay yayılmıştır.
Hıristiyanlığın en önemli ayinleri vaftiz ve evharistiya ayinleridir.
Vaftiz: Hıristiyanlığa girebilmek için kilisede din adamı tarafından çocuğu suya daldırarak ya da üzerine su serpilerek yapılan tören. Bu işlem Hıristiyanlarca kabul edilen aslî günahtan temizlenmek için yapılır.
Evharistiya: Hıristiyanların Hz. İsâ ile simgesel bütünleşmesine yarayan ekmek-şarap ayini.
Hıristiyanlıkta başlıca mezhepler şunlardır: * Katolik mezhebi * Ortodoks mezhebi * Protestanlık mezhebi
HRİSTİYANLIĞIN TEMEL ÖZELLİKLERİ:
Sembolü: Hz. İsa'nın çarmıha gerilmiş olduğunun simgesel resmi olan Haç.
Tanrı anlayışı: Baba-Oğul-Kutsal Ruh'tan oluşan üçlü birlik, yani teslis (Threnty) inancı şeklindedir.
Kutsal kitapları: Eski Ahit (Ahd-i Atik) ve Yeni Ahit'ten (Ahd-i cedit) oluşan Kitâb-ı Mukaddes'tir. Hristiyanlar için bu kitapların içinde İncilerin yeri çok daha önemlidir. İncil, müjde ve iyi haber anlamına gelir. Şuan Hristiyanların elinde 4 İncil vardır. Bunlar: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’dır.
Peygamber inancı: Peygamber inancı vardır. Ancak Hristiyanlar Hz. İsa'yı bir peygamber olarak değil, Tanrı'nın oğlu ve dolayısıyla Tanrı olarak kabul ederler.
İbadet yerleri: Kilisedir. Din adamları: Papaz, piskopos, rahip, rahibe vb. Kutsal günleri: Pazardır. İbadetleri: Günlük ibadetler, pazar ayinleri ve diğer önemli günlerdeki ibadetler.
Bayramları: Yılbaşı olarak da bilinen Kristmas (Hz. İsa'nın doğumu) ve Paskalyadır.
Dine giriş: Hristiyanlık herkese açık bir dindir. Dine giriş, çoğunlukla kişinin kilisede vaftiz edilmesiyle gerçekleşir.
Ahiret inancı: Öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme inanılır. Ölüler toprağa gömülür.
Mensupları: Dünyada en yaygın din Hristiyanlıktır. Hristiyanların çoğu Avrupa, Amerika, Asya ve Okyanusya kıta’larında yaşamaktadır.
İSLÂM:
İslâm sözcüğü teslim olmak, boyun eğmek ve kurtuluş yoluna girmek; esenliği, huzuru, güveni sağlamak anlamlarına gelir. Müslüman, İslâm’ı kabul etmiş kişi demektir. İslâm dini, Hz. Âdem'den beri gelen vahye dayalı ilâhî dinlerin bir devamı ve son halkasıdır.
Allah'ın varlığım, birliğini ve Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul eden herkes İslâm dinine girmiş olur.
İslâm’ın yorumunu farklı yapan mezhepleri vardır. Bunların bir kısmı inanç, bir kısmı ise ibadetlerle ilgilidir.
İSLÂM’IN TEMEL ÖZELLİKLERİ:
İlah anlayışı: Allah, tektir. O hiçbir şeye muhtaç değil, her şey ona muhtaçtır. Herkesin yardım dileyeceği varlık odur. Allah doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey onun dengi değildir. Evrenin yaratıcısı ve sahibi odur. Yaşamı da ölümü de yaratan odur. O tektir, hiçbir şeye benzemez.
Kutsal kitabı: Kur'an-ı Kerim'dir. Dili Arapça’dır.
Peygamber inancı: İslâm’da peygamberlere inanmak mümin olmanın bir gereğidir. Hz. Muhammed en son peygamberdir.
İbadet yeri: Mescid ve câmiidir. Ancak İslâm’da Cuma ve bayram namazları hariç, insanlar namazlarını her yerde kılabilirler.
Din adamı: İslâm’da din adamı sınıfı yoktur. Ancak, din hizmetlerini yürüten görevliler vardır. Camilerde cemaate namaz kıldıranlara ise İmam denir.
Kutsal ziyaret yeri: Kâbe’nin bulunduğu Mekke, Peygamberin hatıralarıyla dolu Medine kentlerine önem verilir.
İbadetleri: Namaz, oruç, zekât, hac ve benzeri günlük, haftalık, yıllık ibadetler de vardır. Örneğin vakit namazları günlük, cuma namazı haftalık, bayram namazı yıllık ibadetlerdendir.
Bayramları: Ramazan ve Kurban Bayramları olmak üzere iki bayramı vardır.
Ahir et inancı: Öldükten sonra dirilmeye ve ahirete inanma vardır. Ölüler toprağa gömülür.
Dine giriş: İslâm dini bütün insanlara açıktır. Müslüman olmanın bir ön koşulu yoktur.
Mensupları: İslâm dini en yaygın dinlerden biridir. Müslümanlar sırasıyla, en çok Asya'da, Afrika'da, Avrupa'da ve Amerika'da bulunmaktadır.
1. HİNDUİZM
Hinduizm, Hindistan'da yaşayan insanların din ve inançlarına verilen addır. Hindu sözcüğü o bölgede bulunan İndus nehrinden gelmektedir. Hindular kendi dinleri için Sanatana Dharma (Ezelî-Ebedî Kanun) ifadesini kullanırlar.
* Hinduizmin en belirgin yönü, toplumu kastlara bölmesi ve insanları sınıflara ayırmasıdır:
1. Brahmanlar (rahipler, din adamları) 2. Kşatriya (hükümdar sülâlesi ve savaşçılar) 3. Vaisya (tüccar, esnaf, çiftçi) 4. Sudra (işçiler)
* Ayrıca kast sistemine dahil edilmeyen, kast dışı kabul edilen paryalar (dokunulmazlar) vardır.
* Kastlar arasındaki ilişkiler sınırlıdır. Ancak aynı kasttan insanlar birbirleriyle evlenebilir veya birlikte yemek yiyebilirler. Kastlar arasında geçiş söz konusu değildir. Kast seçilmez, ailenin kastı çocuğun da kastıdır.
* Hinduizmde alçakgönüllülük, hoşgörü, cömertlik, dürüstlük, adaletli olma yapılması istenilen davranışlardır. Canlılara kıyma, yalan söyleme, hırsızlık yapma gibi kötü davranışlar ise yasaklanmıştır.
HİNDUİZMİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
Sembolü: Om diye telâffuz edilen en kutsal sözcüktür.
Tanrı anlayışı: Hinduizmde Şiva, Vişnu ve Brahma en önemli tanrılar olarak kabul edilir. Bir Hindu bunlardan Şiva'yı veya Vişnu'yu benimser, diğerlerini de reddetmez. Çok tanrıcılık gibi gözükmesine karşın, bu dinde de tek tanrı inancı hissedilir. Tanrı birdir. Bilgeler onu çeşitli şekilde adlandırıyorlar." İfadesi bunu özetlemektedir.
Hinduizmde inekler uğurlu ve kutsal sayıldığı için saygı görürler.
Kutsal kitapları: Vedalar, Upanişadlar ve özellikle Bhagavat Gita (Bagavat Jita) en kutsal sayılan kitaplarındandır. Kitapların dili Sanskrit’çedir.
Peygamber inancı: Hinduizmde peygamber inancı yoktur. Ancak, Tanrı Vişnu'nun çeşitli devirlerde Rama, Krişna gibi insan biçimine girerek insanlara yol gösterdiğine inanılır.
Din adamları: Brahman olarak adlandırılır. İbadet yerleri : Mandir. Her köyde bir Hindu mabedi vardır.
İbadet: Bir Hindu sabah erkenden kalkar, yıkanır, tanrısının adını anar, onun putuna yakarır, hediye sunar ve ilâhi okur. Yönünü doğuya döner, çevresine su serper. Öğle ve akşam da aynı işlemleri tekrarlar. Evlerde tanrıların putlarına ayrılmış bir köşe bulunur. Tanrının putuna saygı gösterme, ona zaman zaman yiyecekler sunma, o putu güzel kokularla tütsüleme, çiçeklerle süsleme bir ibadettir. Ayrıca onlara kurbanlar sunma gibi işler ibadet olarak görülür.
Hinduizmde ruhun başka bir veya birçok bedende yeniden dünyaya gelmesi diye bilinen tenasüh (reenkarnasyon) inancı vardır. Ölen insanların bedenleri yakılır. Böylece ruh yeni bir bedende yeniden doğma olanağı bulmuş olur.
Mensuplarının sayısı: Dünyada 800 milyon civarında Hindu bulunduğu sanılmaktadır.
Hindular çoğunlukla Hindistan'da yaşamaktadır.
2. BUDİZM:
Budizm sözcüğü Buda'nın öğretisi veya dini anlamına gelmektedir. Buda sözcüğü ise "aydınlanmış" anlamında Siddhartha Goatama (Sitarda Gotama) için kullanılmış bir addır.
Budizm, M.Ö. VI. yüzyılda Hindistan'da Buda tarafından kurulmuş ve evrensel nitelik kazanmış yayılmacı bir dindir. Bu din Hindistan'da doğmasına karşın günümüzde inananları çoğunlukla Hindistan dışında bulunmaktadır. Budizm, Hint kültürünün hâkim olduğu bir çevrede doğmuş bir din olmasının etkisini hep üzerinde taşımıştır. Budizm’de de Hinduizm gibi ruh göçü anlayışı vardır.
Budizm’de de ruhun olgunlaşması için doğum-ölüm çemberinde gidip gelmesi gerekir. Tenasüh/yeniden doğma Hinduizmdeki gibi devam etmektedir. Budizm’de insanlar iki gruptur:
1. Rahipler grubu denilen evlenmeyen, sarı elbise giyerek ve başlarını tıraş ettirerek Budizm’e hizmet edenler (Sangha)
2. Budizm’i benimseyen diğer insanlar, yani halk
BUDİZMİN TEMEL ÖZELLİKLERİ:
Sembolü: Sekiz dilimli tekerlek ve Buda heykelidir.
Tanrı anlayışı: Budizmde tanrının varlığı veya yokluğu ile ilgili bir ifade kullanılmaz. Ancak bazı Budist mezheplerinde Buda, tanrı konumuna yükseltilmiş gözükmektedir.
İbadetler: Kutsal metinleri okumak, meditasyon (derin düşünce) ve belli zamanlarda oruç tutma.
Kutsal kitapları: Tripitaka (Üç Sepet) diye anılan üç kitaptır. Kitapların dili Pali dilidir.
Mabetleri: Stupa, pagoda ve vihara (manastır)dır.
Kutsal yerleri: Buda'nın Nepal'de doğduğu Lumbini Koruluğu, Bihar'da Bodhi Gaya denilen aydınlanma yeri ve ilk vaazını verdiği Benares yakınlarındaki Sarnath Geyik Parkı'dır.
Ahiret anlayışları: Budizmde de Hinduizmdeki gibi ruhun bir başka bedende yeniden dünyaya gelmesi anlayışı vardır. Bu dinde ebedî dinginlik diye tanımlanan Nirvana'ya erişmek en önemli amaçtır. Budizmde ölüler, reenkarnasyon inancı gereği genelde yakılmaktadır. Ölüleri yakmayıp toprağa gömmeyi tercih eden mezhepler de vardır.
Dine giriş: Budizm, öğretilerini yaymaya çalışan bir dindir. Günümüzde özellikle batılı ülkelerde barışçıl mesajlar taşıyan öğretileriyle dikkat çektiği görülmektedir.
Mensupları: Yeryüzünde yaklaşık olarak 300-400 milyon civarında Budist yaşamaktadır. Bu din Güney ve Doğu Asya ülkelerinde yaygındır. Bazı batı ülkelerinde özellikle Zen Budizm’i ilgi görmüş ve yeni taraftarlar kazanmıştır.
BUDA
Buda Kshatriya (Kşatriya) kastına mensup bir prenstir. O, sarayda rahat bir hayat yaşamaktadır. Ancak mutlu değildir. Ailesi onu mutlu olsun diye evlendirir ve bir de çocuğu olur.
O, bir gün sarayından çıkıp giderken yolda bir ihtiyar, ertesi gün bir hasta, üçüncü gün bir cenaze, dördüncü gün de dilenci bir keşiş görür. Bunlar onun yaşam üzerine derin düşüncelere dalmasına neden olur.
Bir gün uşağına elbiselerini verip onun elbiselerini de kendisi alır. O, önce çileci bir yaşamı benimser; ancak daha sonra çilecilikle bir yere ulaşılamayacağını anlayıp orta yolu tercih eder. Buda, bir incir ağacının altında aydınlandığını hisseder ve ondan sonra vaazlar vermeye başlar.
Buda'nın en önemli amacı arzuları ortadan kaldırmak ve dolayısıyla ulaşılamayan arzuların vereceği ıstırapları dindirmektir. Budizmde acıları dindirmek ve Nirvana'ya ulaşmak için aşağıdaki esasları uygulamak gerekir: Buna sekiz dilimli yol denir.
* Doğru söz, doğru davranış (iş), doğru geçim (yaşam), doğru düşünme, doğru murakabe (meditasyon), doğru anlayış, doğru düşünce, doğru niyet.
Ayrıca yapılmaması istenilen beş şey şunlardır:
1. Hiçbir canlıya kıymama 2. İçki içmeme 3. Zina etmeme 4. Yalan söylememe 5. Çalmama
4- REENKARNASYON (RUH GÖÇÜ):
Reenkarnasyon Fransızca kökenli bir sözcüktür. Öldükten sonra ruhun başka bir insan, hayvan veya bitkide yeniden doğarak varlığını sürdüreceği inancıdır. Bu inancı ifade etmek için tenasüh ve ruh göçü ifadeleri de kullanılmaktadır.
İnsanların, dünya yaşamının sonunda, bütün yaptıklarının karşılığını alması ve adaletin ortaya çıkması konusunda iki temel inanış bulunmaktadır:
1. İnsanın ölümüyle birlikte dünya yaşamının sona erdiği ve bu dünyada yaptığı iyi ve kötü işlerin karşılığını, kıyamet gününden sonra, öte dünya denilen ahirette alacağı inancı.
Yahudilik, Hristiyanlık, İslâmiyet ve Zerdüştlük (günümüzdeki Parsîlik) bu inancı kabul eder. Bu dört dinde tekrar bu dünyaya geri gelme düşüncesi yani reenkarnasyon inancı söz konusu değildir. İnsan bu dünyada bir kere yaşar. İlâhî dinlere göre bu dünya geçicidir. Ahiret yaşamı ise sonsuzdur. İnsanlar bu dünyada yapmış olduklarının karşılığını, ceza veya ödül olarak öbür dünyada göreceklerdir.
2. İnsanın ya da başka bir canlının ölümü yani ruhun bedenden ayrılmasından sonra eylemlerine göre bulunduğu durumdan daha iyi bir hâle yükselmiş olarak, ya da aşağı bir durumda, bir hayvan, bir böcek hatta bir bitki şeklinde yeni bir bedende dünyaya geleceği inancı.
Eski Mısır'da ve Eski Yunan kültüründe reenkarnasyon inancını benimseyenler olmuştur. Ancak günümüzde, bu konuyu dinin bir ilkesi olarak gören dinler Hint dinleridir.
Reenkarnasyon anlayışında, ruh bedenden tamamen bağımsız olarak varlığını devam ettirir. Bütün canlıların taşıdıkları ruhlar birbirinin benzeridir. Hinduizme göre ruh Tanrıdan kopmuş, dünya yaşamının kötülüklerine bulaşarak kirlenmiştir. Tekrar Tanrı ile buluşabilmesi ve onunla bütünleşebilmesi için arınması ve saflaşması gerekir. Böylece o ruh Tanrı’ya lâyık bir duruma gelmiş olacaktır.
Hint kültüründeki bu inanç, Hint toplumundaki kast sistemi ile ilişkilidir. Bu anlayış kast sisteminin yüzyıllarca ayakta kalmasını sağlamıştır. Geleceği garanti altına almak için insanlar bulundukları durumlarını değiştirmek istemezler.
İslam’a göre insan bir kere dünyaya gelir, yaşar ve ölür. İnsan öldükten sonra kıyamet gününe kadar bekler. Kıyametten sonra ahiret yaşamı için bütün insanlar hep birlikte diriltilirler. İnsan, dünya yaşamında yaptığı iyilik ve kötülüklerin karşılığını ahiret yaşamında görecektir. İslâm reenkarnasyon inancını onaylamaz.
"Nihayet onlardan birine ölüm gelince; 'Rabb'im! Beni geri çevir, belki yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim.' der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lâfıdır. Tekrar diriltilecekler! güne kadar arkalarında geri dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır." (23/Mü'minûn suresi, 99-100)
İslâm’da kimse kimsenin günahını yüklenemez. Oysa reenkarnasyon anlayışına göre kötü bir durumda yaratılmış bir varlık hiç tanımadığı bir varlığın, ne suç işlediğini bilmediği hâlde, cezasını çekmektedir. İslâm’da ise insan dünya yaşamı sırasında ne işlemiş ise onun farkında olarak cezasını çekecektir.
Günümüzdeki ileri derecedeki teknik ve bilimsel gelişmelere karşın, ruh hakkındaki bilgimiz oldukça sınırlıdır. Bu konu Kur'an-ı Kerim'de de belirtilmektedir: "Ya Muhammed! Sana ruhu sorarlar. De ki; ruh Rabb'imin emrindedir. Ve size, ruh ilminden ancak pek az şey verilmiştir." (17/İsrâ suresi, 85)
Reenkarnasyon anlayışında bir ruh farklı farklı ve çok sayıda bedene girerken, İslâm’da ruh ve beden tektir. Yani ruh ve beden bütünlüğü vardır.
5. NOEL VE YILBAŞI:
Noel; Hristiyanların, Hz. İsa'nın doğum yıl dönümü hatırasına kutladıkları dinî bir bayramdır. İlk Noel kutlamaları 336 yılında Roma'da başlamıştır.
Noel, 24 Aralık akşamı kilisede yapılan ayinle ve evlerde yapılan kutlamalarla başlar. 25 Aralık sabahı kilisede şenlikler yapılır. Bayramın ikinci günü olan 26 Aralıkta misafirler ağırlanır, ziyafetler verilir, hastahaneler ve kimsesiz çocuklar ziyaret edilerek sevindirilir, onlara armağan verilir. Noel'de evlerin ve kiliselerin çam ağacıyla süslenmesi âdet olmuştur.
Noel baba, kırmızı başlıklı paltosu ve kocaman beyaz sakalı ile temsil edilen bir kişidir. Onun Noel'de çocuklara çeşitli armağanlar dağıttığına inanılır.
Noel'in yılbaşı ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Noel dinî bir bayramdır. Yılbaşını herhangi bir dinle ilişkilendirmek doğru değildir. Milâdî takvimi kullanan uluslar, 31 Aralık akşamı yeni yılın girişini sevinç ve neşe içinde kutlamaktadırlar. Yılbaşı kutlamaları ülkemizde de yaygın olarak yapılmaktadır.
NOEL BABA:
Noel Baba efsanesi Anadolu'da yaşamış Aziz Nikolas ile ilişkilendirilir. Aziz Nikolas M.S. 300 yıllarına doğru Akdeniz kıyısında Patara olarak bilinen Demre'de doğmuştur. Onun çocukluk ve gençlik dönemlerinin güzel olaylarla dolu olduğundan söz edilir. O, Myra'da başpiskoposluk yapmıştır. 6 Aralık 343'te öldüğü ifade edilen Aziz Nikolas'ın anısına her yıl Hristiyanlar tarafından, 6 Aralıkta dinî törenler düzenlenir. Aziz Nikolas'ın ünü önce İtalya'da (9. yy.), sonra Almanya'da (10. yy.) ve diğer Avrupa ülkelerinde yayılmıştır. Noel Baba halk arasında Hristiyanlığın en önemli kültür ögelerinden biri olarak ün kazanmıştır. Gereksinim sahiplerine ve çocuklara yardımcı olmayı seven Noel Baba'nın hediyelerini vermek için bacadan indiği ve armağanları bıraktığı öyküsü yaygınlaşmıştır.
Bugünkü Noel Baba imajı, Kuzey Avrupa ülkelerinde, özellikle ilk kez Almanya'da ortaya çıkmış ve zaman içinde diğer ülkelere yayılmıştır.
6- MİSYONERLİK:
Misyon sözcüğü sözlükte görev, yetki, vekâlet ve bir kimseye bir işi yapması için verilen özel görev anlamına gelir. Ancak tarihî süreç içinde bu sözcük daha çok Hristiyanlığı yayma görevi için kullanılmıştır. Bu görevi yürüten kişiye misyoner; etkinliklerin tamamına ise misyonerlik denilmektedir.
Misyonerlik etkinlikleri örgütlü olarak öncelikle Hristiyanlıkla başlamıştır. Hristiyanlık, havarilerin dini yaymayı üstlenmesinden beri misyonerlik faaliyetlerini sürdürmüştür. Modern anlamda misyonerlik ise İngiltere'de 1646 yılında Hristiyanlığın yayılması için kurulan bir cemiyetle başladı. 1662 yılında Vatikan'da Propaganda Bakanlığı kuruldu. Daha sonra diğer Avrupa ülkelerinde misyoner yetiştirmek için okullar açıldı.
Misyonerler özel olarak yetiştirilmiş kişilerdir. Onlar özel program ve yöntemlerle görevlerini yerine getirirler. Misyonerler yetenekli gençler arasından seçilerek özel koşullara göre hazırlanmış kişilerdir.
7-BAŞKALARININ İNANÇLARINA SAYGI GÖSTERELİM:
Her insanın kendine özgü bir inancı vardır. İnsanların inanç olarak benimsedikleri değerler ise kendileri için kutsaldır. İnsanlar dinleri ve kutsal değerleri konusunda duyarlıdırlar.
Bizim inançlarımız nasıl kutsal ve değerli ise başkalarının inançları da o kadar değerli ve önemlidir.
Bizler, inançlarımıza saygı gösterilmesini ve inançlarımızın gereği olan uygulamalarımızı rahatça yapmak isteriz. Bu, bizim olduğu kadar başkalarının da hakkıdır.
İslâmiyet insanların inanç ve yaşayışlarıyla ilgili olarak hoşgörülü olunmasını istemektedir. Dinimiz hiç kimseye inanç konusunda baskı yapılmamasını ister. Dinimize göre inanıp inanmama veya herhangi bir dini seçme bireyin kendisine bırakılmıştır. Yüce Allah bu konuda şunları bildiriyor:
"Dinde hiçbir zorlama yoktur." (2/Bakara suresi, 256)
"Ey Muhammed, sen öğüt ver; çünkü sen sadece bir uyarıcısın. Sen onlara zor kullanacak değilsin." (88/Gâşiye suresi, 21-22)
"Ey Muhammed! Rabb'in dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi mutlaka inanırdı. O hâlde sen mi insanları inanmaya zorlayacaksın?" (l0/Yunus suresi, 99)
"Peygamberin görevi sadece tebliğ etmektir." (5/Mâide suresi, 99)
"De ki: 'Gerçek (bu Kur'an) Rabb'inizdendir.' Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin..." (l8/Kehf suresi, 29)
"Sizin dininiz size, benim dinim banadır." (109/Kâfırûn suresi, 6)
Peygamberimiz İslâm’ı kabul ettirmek için insanlara baskı yapmamıştır. Onun daveti iyilik ve güzellikle olmuştur.
Türklerin tarihte kurduğu devletlerde farklı din ve mezheplerden insanlar bir arada yaşamıştır. Bu insanlara dinlerinden dolayı herhangi bir baskı uygulanmamıştır.
Yurdumuzda Osmanlı Devletinden beri farklı dinlere mensup azınlıklar ile bir uzlaşma ortamında yaşamaktayız. Diğer din ve inançlara sahip insanlar, ibadethanelerinde cemaat önderleri ile ibadetlerini yerine getirmektedirler. Lozan Antlaşması ile varlıkları kabul edilen ve kendi okullarında eğitim-öğretim gören bu (Rum, Ermeni, Musevî) azınlıklar dinlerini, örf ve âdetlerine uygun bir şekilde yaşamaktadırlar. Bu özelliği ile ülkemiz, küreselleşmenin özünü oluşturan uzlaşı ortamında "dinin çoğulculuğu"nu özümsemiş ve İslâm ülkeleri içerisinde başkalarının inançlarına saygı gösteren laik portresi ile modern ülke konumuna gelmiştir.Ülkemiz sahip bulunduğu bu kültürel zenginliği, dostluk ve uzlaşı anlayışını, din ve vicdan özgürlüğü alanındaki deneyimlerini diğer dünya ülkeleri ile de paylaşmaktadır.
A.KADİR KOÇHAN
CUMHURİYET İLKÖĞRETİM OKULU
Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmeni
DİNLER VE EVRENSEL ÖĞÜTLERİ
DERS NOTLARI:
DİNLERİN VE İSLAM'IN EVRENSEL ÖĞÜTLERİ Dinler, insanların inanç ve davranışlarını güzelleştirmek isterler. Bu amaçla, insanlara çeşitli öğütlerde bulunurlar .Bu özellik, dünyadaki bütün dinler için geçerlidir ve evrenseldir. Dinin kendisi de evrensel bir olgudur. Dünyanın her tarafında bir veya birden fazla dine inanılmakta ve inanılan dine göre yaşanmaktadır. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz:Dinlerin evrensel öğütleri vardır. Bu öğütlerin amacı, insanların hayatını kolaylaştırmak, güzelleştirmek ve iyileştirmektir. Dinlerin ve İslam’ın evrensel nitelikte bir çok öğüdü vardır. Aşağı.da bunlardan bazıları açıklanmaktadır. 1. DOĞRULUK*Doğruluk, dinimizin öğütlediği güzel huyların başında gelmektedir. Yüce Allah, Kuran’ımızın ilk suresi olan Fatiha'da, Müslümanlara şu duayı öğretmektedir:''. ..Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi, doğru yola ilet. Kendisine nimet verdiklerinin yoluna, sapıtmışların ve gazaba uğramışların yoluna değil. '' Dinimiz her zaman doğru ve doğrudan yana olmamızı istemektedir. Yalan söylemeyi, ölçü ve tartıda hile yapmayı, iftira atmayı, yalan yere şahitlik etmeyi yasaklamaktadır. 2. TEMİZLİKTemizlik, dinlerin evrensel öğütleri arasında yer alan ve İslam’ın da önemle öğütlediği temel konulardan biridir. Peygamberimiz, temizliğin imandan olduğunu ve hatta imanın yarısı olduğunu bildiren sözler söylemiştir. Sevgili peygamberimiz, temizlik konusunda da Müslümanlara örnek olmuştur. 0, hiçbir zaman çok yeni ve Lüks giysilere sahip olmamıştır. Fakat, giydiklerini tertemiz tutmuştur. Saçının, sakalının temiz ve güzel taranmış olmasına özen göstermiştir. Sürekli güzel kokular sürünmüştür. Diş temizliğine dikkat etmiş ve ashabına dişlerini temiz tutmaları için öğüt vermiştir. * Doğruluk konusunda kitabımızın 55. sayfasındaki Yalan ve Hile konusunu okuyunuz. Temizlik, sadece maddi temizlikten ibaret değildir. Manevi temizlik, yani ruh temizliği ve güzelliği de en az dış temizlik kadar önemlidir. Başka İslam olmak üzere, bütün dinler , insanların ruh temizliğini ve güzelliğini hedeflemişlerdir .Ruhu temiz olan, bunu davranışlarında da gösterecektir. 3. İYİLİK VE YARDIMSEVERLİKiyilik ve yardımseverlik, dinlerin ve İslam dininin öğütlediği temel hususlardandır. Dinimiz, iyiliği, yardımseverliği ve cömertliği teşvik etmektedir. Kutsal kitabımızda yoksul ve düşkün insanlara yardımda bulunanlar cennetle müjdelenmektedir. Ancak, yardımın hiçbir karşılık beklenmeden yapılması, başa kakılmaması gerekir. Menfaat umularak yapılan veya sonradan başa kakılan yardımların iyilik ve yardımseverlik ile ilgisi olmaz. Bunlar için bir sevap da yoktur. 4. BÜYÜKLERE SAYGI, KÜÇÜKLERE SEVGİ GÖSTERMEK ''Büyüklere saygı, küçüklere sevgi'' aile, toplum ve bütün insanlık hayatı için önemli bir ilkedir. Bütün dinler, bu ilkeye uyulmasını öğütlemişlerdir. İslam dini de bu ilke üzerinde önemle durmuştur . 5. HAYVANLARA İYİ DAVRANMAK Hayvanlara da iyi davranmalıyız. Onlara kötü davranmamalı, onlara işkence yapmamalıyız.Dinler ve İslam dini bütün varlıklara olduğu gibi, hayvanlara karşı nasıl davranılması gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunur. Özellikle İslam dini, her varlığı Allah'ın yarattığı ve insanların faydasına sunduğu bir emanet gibi gösterir. Her canlı değerlidir ve faydalıdır. 6. ÇEVREYİ KORUMAKÇevre, insanın yaşadığı ortamda bulunan ve kendisine doğrudan veya dolaylı olarak etki eden etkenler bütünüdür. Bunun içinde, maddi çevre, sosyal çevre, manevi çevre gibi alt terimler bulunmaktadır. insan, mutlaka bir çevre içerisinde yaşar. Çevresinde bulunanlardan etkilenir. Aynı zamanda, çevresini etkiler. Akıllı bir varlık olduğu için, özellikle maddi çevrenin üzerinde, insanın etkisi büyüktür.insanların bu konuyu yeniden düşünmelerinde, dinlerin önemli katkıları olacaktır. Aslında, dinler ve özellikle de bizim açımızdan, İslam dini, çevre bilincinin oluşması için evrensel öğütlere sahiptir. Ne yazık ki, insanlar bu öğütleri unutmuşlar veya farkında olmaksızın ihmal etmişlerdir. . 7. ZARARLI ALIŞKANLIKLARDAN KAÇINMAKİnsanın sahip olduğu şeyler, yaşadığı sürece ona emanet edilmiştir. Mesela, insanın bedeni, sağlığı, zamanı, malı, çocukları ona emanettir. Emanet olan şeyin sahibine zarar verilmeden teslim edilmesi gerekir .Zira, emanet, bir kimsenin kendisine bırakılan bir şeyi muhafaza etmesi ve sahibine aynı şekilde iade etmesi anlamına gelmektedir. Allah'ın insana emanet ettiği bu şeylerin Allah'ın yasakladığı bir biçimde kullanılması emanete ihanet etmek demektir . İslam, insana bedenini emanet kabul etmesini, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmasını emreder. Kendi bedenimize bile zarar veremeyiz. Bu sebeple, bedenimizin dokunulmazlığı vardır. Sadece hastalık durumunda, tıbbi müdahale gerektiğinde bu dokunulmazlık ortadan kalkar .İnsanın bedenini bu denli koruma altına alan İslam, ona zarar verebilecek alışkanlıkları da yasaklamaktadır .Mesela, içki insanın canına da malına da zarar veren, insanlık onurunu zedeleyen çok kötü bir alışkanlıktır .Kumar oynamak, aynı şekilde insanın her şeyini kaybetmesine yol açan kötü bir alışkanlıktır .Allah Teala içkiyi ve kumarı açık bir dille yasaklamaktadır: ''Ey İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz.''(II) Sigara içmek pek çok insanın vazgeçemediği alışkanlıklardan birisidir .Sigaranın insan sağlığına zarar verdiğini bilmeyen de yoktur .Ancak alışkanlıklar insanlara bilerek yanlışı yaptıracak kadar güçlü olabilmektedir .En doğrusu bu türlü kötü ve zararlı davranışlara hiç alışmamaktır 8. BAŞKALARINA ZARAR VERMEMEK Hiç kimse kendisine zarar verilmesini istemez. Çoğu dinde geçerli olan ve değişik şekillerde ifade edilmiş bir ilke vardır: Eğer bir şeyin sana yapılmasını istemiyorsan, sen de onu başkalarına yapma. Bu ilkeyi en güzel ifade eden ise Peygamberimiz olmuştur. O bir hadisinde şöyle buyurmuştur: "Sizden hiçbir kimse, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.'' 8. 1. ÖLDÜRMEMEK"Öldürmemek'', dinlerin ortak evrensel öğütlerinden biridir. Başta ilahi dinler, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam olmak üzere, hemen bütün dinlerde, yaşam kutsaldır. Yaşama hakkı, dokunulamaz bir haktır. Bu hakkın temelinde ise, Allah'ın yarattığına saygı vardır. Can vermek ve canı almak Allah'a aittir. Kimse Allah'ın verdiği canı almaya yeltenmemelidir. Eğer yapılırsa, bu en büyük günahtır. 8.2. ÇALMAMAKinsanın, korunma altına alınmış bir diğer hakkı da, mülkiyeti, yani malı ve mülküdür. Bir insanın sahip olduklarını haksız yere, kandırarak almak, büyük günahtır. Çalmak da, bütün dinlerce yasaklanmıştır. Tevrat ve İncil’de çalmayacaksın emri açık olarak ifade edilmiştir. Kuranıkerim, haksızlıkla birinin malını yemenin günahı olduğu üzerinde ısrarla durmaktadır. insanları ve özellikle de inananları kul hakkı yememe konusunda öğütlemektedir. Şu iki ayet meali, çalmanın ve haksız yere birinin malını yemenin ne kadar yerildiğini açıklamaya yetecektir: ''Birbirinizin malını haksız yere yemeyin ve insanların mallarını yemek için bir kısmını bile bile yargıçlara vermeyin. '' ''Ey inananlar, mallarınızı aranızda haksızlık yaparak değil, karşılıklı rıza ile yapılan alış verişle yiyin. .." 8.3. YALANCI ŞAHİTLİK YAPMAMAK Yalancı şahitlik ve iftira, ahlak dışı bir harekettir. Bunun için dinler böyle bir durumu kesinlikle yasaklamışlardır. Bu da dinlerin ortak evrensel özelliklerindendir. İslam dini de, yalancı şahitliği şiddetle yasaklamaktadır. Bu hususta bir ayette şöyle buyrulmaktadır: ''Ey inananlar! Anamız, babamız ve yakınlarımızın aleyhine de olsa. Allah için şahit olarak adaleti gözetin. ..Adaletinizde heveslere uymayın. .." Görüldüğü gibi, bir Müslüman’ın, bırakınız kendi Lehine, en yakın akrabasının ve hatta anne veya babasının Lehine bile olsa yalancı şahitlik yapması yasaklanmaktadır. Bir başka ayette ise şöyle denilmektedir: ''Ey inananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahitler olun. Bir topluluğa öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olun. Bu takvaya daha yakındır. .."


