İngilizce Ders etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngilizce Ders etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İngilizce ders, Koşullu Cümleler

Türkçede “eğer…. ise ” sözcükleri ile kullandığımız koşul cümlelerine “if clauses” denir . Teknik olarak, if cümleleri zarf kipidir = subjunctive mood.

Bu cümlelerin bir adı koşullu cümlelerdir. = Conditional Clauses. Bundan kastedilen, bir olayın ortaya çıkması, bir hareketin yapılabilmesi, bir halin meydana gelebilmesi için bir koşulun gerekliliğidir.

Koşullu cümlelerdeki koşul, bir şeyin olabilmesi, yapılabilmesi için başka bir hareket veya halin gerçekleşmesi zorunluluktur. Koşullu cümleler neden bildirilen cümleciklerle ilgilidir. Gerçek olabilecek veya olmayacak bir olayın sonucunu anlatırlar. Şartlı cümlelerin hepsi, iki bölümden oluşur.

a) if ile başlayan cümle ki diğer cümlede anlatılanın ortaya çıkması için gerekli olan koşulu belirler; koşul cümlesidir.

b) if ile başlayan cümledeki koşulun yerine gelmesi veya getirilmesi halinde yapılacak hareketi veya yaşanacak hali ifade eder. Diğer bir deyimle, sonucu anlatır. Bu nedenle, ana cümle veya sonuç cümlesi ( main clause = result clause) olarak adlandırılır.

Bu cümlelerin bazen birisi, bazen öbürü önce yazılır veya sonra yazılır. Her iki halde de anlam aynıdır, değişmez. Ancak, if içeren cümleyle başlarsak, bu cümleden sonra virgül koymamız gerekir.

İngilizce’de if = eğer, şayet ile esasen 3 çeşit fikir beyan edilebilir. Bunların arasında 1. ve 3. tür if cümleleri çok daha önemlidir.

1- Birinci koşullu cümleler = The first conditional : gerçek olasılık

Cümle yapısı şöyle oluşturulur.

İf …..(simple past = geniş zaman) + will + fiilin kök hali

Eğer belirli bir koşul yerine getirilirse veya gelirse, bir şey yapılacaktır veya olacaktır. Bu arada sözkonusu hareketin yapılması veya halin yaşanması mümkündür, ihtimal dahilindedir, olanaksızlık sözkonusu değildir.

Örnekler:

She will come if you invite her. =
Davet edersen o gelecektir.

We’ll all get wet if it rains. =
Eğer yağmur yağarsa hepimiz ıslanacağız.

I’ll help you if I can. =
Elimden gelirse sana(size) yardım edeceğim.

If he comes he’ll see you. =
Şayet gelirse seni görecektir.

You will hurt yourself if you are not carefull. =
Dikkat etmezsen kendini yaralayacaksın.

Will you come to me if I need you? =
Sana ihtiyacım olursa, gelecekmisin?

We are going to play football if it stops raining. =
Eğer yağmur durursa futbol oynayacağız.

İf you deserve it I’ll give it to you. =
Eğer hak edersen, onu sana vereceğim.

I shall see you if I have time. =
Vaktim olursa seni göreceğim.

You will get into trouble if you go on like this. =
Böyle gidersen başın belaya girecek.

If she can play the violen I will play the piano. =
O viyol çalabilirse ben piyano çalacağım.

Gördüğünüz gibi;

-ana cümleler(main clause) hep gelecek zaman- simple future tense kipinde,
- if(eğer) cümleler = yancümle ise; simple present tense –basit şimdiki zaman kipindedir.

Birinci tür koşullu cümleler içinde aşağıdaki yapılara da rastlanır.

If I am entitiled for a holiday , I will be swimming in Bodrum next summer.= Tatil yapmaya hak kazanırsam, gelecek yaz Bodrum’da yüzüyor olacağım.

If I start right now, I will have completed this job in June next year. :=
Hemen şimdi başlarsam, bu görevi önümüzdeki yıl haziranda bitirmiş olacağım.

If I get a scholarship, I am going to study at Sakarya Universty. :=
Burs alırsam Sakarya Üniversitesinde okuyacağım.

If I have enough time, I will be visiting my parents. :=
Eğer yeterli vaktim olursa ailemi ziyaret ediyor olacağım.

If you are nice to me, I will be nice to you. =
Sen bana güzel davranırsan, ben de sana güzel davranırım.

2-İkinci Tür Koşullu Cümleler : Second Conditional : Unreal Past = Gerçek Olmayan (Hayali) Geçmiş

Mevcut olduğunu varsaydığımız veya hayal ettiğimiz bir koşulun muhtemel sonucunu ifade ederiz. Olay şu anda olmuyor, ama olsaydı muhtemel sonuçlarını görebiliyorum.

Şuna dikkat edilmeli ki; zaman kipi past tense=geçmiş zaman olmasına rağmen anlam itibariyle şimdiki zaman = present tense veya gelecek zaman =future tense kastedilir.
Birinci türden en belirleyici farkı, ikinci tür hayali durumlar ve olaylardan bahseder.

Cümle yapısı şöyle meydana getirilir:

a)If …..(Past Simple Tense=Basit Geçmiş Zamanda bir Cümle) + Would + Fiilin Çekimsiz Hali
b) To be fiilinin past continous zaman kipindeki birinci ve üçüncü tekil şahıs biçimi olan was, were olur.

Örnekler:

If I were a rich man I would marry a princess.= Zengin olsaydım bir prensesle evlenirdim. (Ama zengin değilim, ve prensesle evlenmem olanaksız.)

If she were my wife I would be very happy. =
O benim eşim olsaydı çok mutlu olurdum.
( O eşim değil, dolayısıyla çok mutlu değilim.)

We would reply if we could. =
Elimizden gelseydi karşılık verirdik.

I would be pleased if you came =
Gelseydin memnun olacaktım.

She would come if you waited. =
Bekleseydin gelecekti.

If he invited me, I would go. =
Eğer beni davet etseydi, giderdim.

Merve would do it if she wanted to. =
Merve isteseydi onu yapardı.

I wouldn’t do it if I were you. =
Senin yerinde olsaydım bunu yapmazdım.

If he wanted me o help him why didn’t he say so? =
Madem ona yardımcı olmamı istedi neden söylemedi?

You would catch the plane if you left earlier. =
Erken ayrılsaydın uçağı yakalardın.

If I had enough money I would buy a computer. =
Yeterli param olsaydı bir bilgisayar satın alırdım.

If your prices were competitive we would place an order. =
Eğer fiyatlarınız rekabetçi olsaydı sipariş verecektik.

Şimdiki zamana ait koşullu cümleler de yapılabilir(Present Unreal) Bunlar da hayalidir.

Örnekler:

If you went to the station now, you would catch the train =
İstasyona şimdi gitseniz treni yakalarsınız.

(Ama gitmezsiniz, dolayısıyla treni yakalayamazsınız.)

If I saw her today, I’d give her good news. =
Onu bugün görürsem, kendisine iyi haberlerim var.

(Ama onu bugün görmem, bu nedenle de iyi haberleri veremem.)


Gelecek Zamana ait cümleler de yapılabilir (Future Unreal) Bunlar da hayalidir.

Örnek:

If she arrived in time tomorrow, she would be welcomed. =
Yarın zamanında varırsa, iyi ağırlanacaktır(ağırlanır).

Ama zamanında varamayacak, böylece ağırlanmayacaktır.

İkinci türde aşağıdaki yapılara da rastlanır.

If you listened to me becarefuly you wouldn’t be dealing with rubbish now.=
Eğer beni dikkatle dinleseydin şimdi saçmalıklarla uğraşıyor olmazdın.

If I could afford a car, I might (could) buy a Mustang. =
Eğer yeterli mali gücüm olsaydı, bir Mustang alabilirdim.

If I didn’t need money so urgently, I wouldn’t have to work at such an environment.=
Eğer paraya acil ihtiyacım olmasaydı, böyle bir ortamda çalışmak zorunda olmazdım.

If I were to decide to marry someone, I would certainly ask the opinion of my parents. =
Eğer birisiyle evlenmeye karar verseydim, mutlaka ailemin fikrini alırdım.

You were so careless if you went out without a sweeter. =
Kazaksız dışarıya çıktıysan çok dikkatsizsin.

2-Üçüncü Tür Koşullu Cümleler : Third Conditional Sentences

Üçüncü türde geçmiş zaman ‘olmuş olsaydı’ sözleriyle ifade edebileceğimiz hareket, durum ve olaylar için kullanılır. Koşul; hayalidir, gerçek dışıdır. Geriye dönüp söz konusu koşulu yaratmak olanaksızdır.
Gerçekleşmesi olanaksız koşulları ifade eden cümlelerdir. Biz koşulun gerçekleşmediğini çok iyi biliyoruz. Ama sonucu hayal ediyoruz.

Zaten bu cümlelerde geçmiş zaman ve mişli geçmiş zaman kullanılması da hayali bir şeyden bahsedildiğini gösterir.

Cümle yapısını oluşturmak için:

If …..(Past Perfect Tense = Mişli Geçmiş:kullanılır) + would have + fiilin 3. hali


Örnekler:

I would have come if you had called me. = Bana telefon etmiş olsaydın, gelmiş olurdum.

If you hadn’t told me I would never have known. =
Eğer bana anlatmamış olsaydın, ben hiçbir zaman biliyor olmazdım.

If she had fallen into sea, she would have been drown. =
Denize düşmüş olsaydı boğulmuş olacaktı.
It would have been better if nobody had come. = Kimse gelmemiş olsaydı daha iyi olmuş olacaktı.

If you had gone to the party, you would have met her. = Eğer partiye gitmiş olsaydın, ona rastlamış olacaktın.

If I had had a high salary, I would have been living my own life. = Eğer yüksek bir maaşım olmuş olsaydı, kendi hayatımı yaşamakta oluyor olacaktım.

3-Unless anlam bakımından if not’a yakındır. Ama tamamen aynı anlama gelmez. Unless İkaz anlamı taşır içinde geçtiği cümle olumlu bile olsa yine de uyarı mahiyetindedir. Türkçedeki karşılığı: olmadıkça, gerçekleşmedikçe veya oldukça, gerçekleştiği sürece…. gibidir.

You will make an accident if you are not careful = Dikkatli olmazsan kaza yapacaksın.
= ( Öyleyse dikkatli ol.)

You will make an accident unless you are careful. = Dikkatli olmadığın takdirde kaza yapacaksın.
= Öyleyse, en iyisi dikkatli olman.

Örnekler:

You won’t speak good English unless you go to England. İngiltere’ye gitmediğin takdirde iyi İngilizce konuşmayacaksın.


I shan’t talk to her unless she talks to me. = O benimle konuşmadığı takdirde ben onunla konuşmayacağım.

Unless you apologize I won’t forgive you. =
Özür dilemediğin takdirde seni affetmeyeceğim.

She won’t pass the exams unless she works harder. = Daha sıkı çalışmadığı takdirde sınavları geçemeyecek.

You won’t be rich unless you are lucky. = Şanslı olmadığın takdirde zengin olamayaksın.

4-Koşullu Cümlelerin Başka Türleri:


Yukarıda anlattığımız 3 tür koşullu cümleler dışında başka türler de vardır. Ama sakın unutmayın koşullu cümleler demek esas olarak yukarıda anlattığımız üç türdedir. Diğerleri kesinlikle ayni derecede önemli değildir.

Neden -Sonuç Bildiren Cümleler


Bilimsel bir zaruret olarak gerçeği, veya genel gerçekleri ifade eden cümlelerdir. Bazı gramer kitaplarında 4. tür koşullu cümle veya sıfır koşullu ümleler = Zero Conditional olarak anlatılır. Bize göre, 4. tür diye bir şey yoktur.

If it rains, the ground becomes wet. =
Yağmur yağarsa toprak ıslanır.

İf you eat too much, you put up weight. = Çok yersen kilo alırsın.

Water boils if it is heated at a high temperature. =
Eğer yüksek bir derecede ısıtılırsa, su kaynar.

If it snows, the animals can’t feed. =
Eğer kar yağarsa, hayvanlar beslenemez.

If it rains, the ground becomes wet. =
Yağmur yağarsa toprak ıslanır.

İf you eat too much, you put up weight. = Çok yersen kilo alırsın.

Karşı Tarafın Onayı İstenen Kibar İfade Biçimleri :

Bu durumda if sözcüğünden sonra will veya would kullanılır.

If you will wait a moment, I’ll arrange everything.
Şayet biraz beklerseniz, her şeyi ayarlayacağım.

If you would help me in this matter, I shall be very gratefull. = Bu meselede bana yardım ederseniz, çok minnettar kalacağım.

5-Bu konuda biraz ileri düzeydeki noktaları da öğrenelim.

Yukarıda gördüğünüz gibi, 2. ve 3. tür koşullu cümleler imkansızı varsayarak kurgulanır. Basit Geçmiş Zaman cümlesi gerçek olamayanı(unreal past) veya temenni edileni (wished for) ifade eder. Past Perfect Tense (mişli geçmiş) teki ise, varsayım veya temenni bütünüyle geçmişe aittir.
Hayali geçmiş ile ilgili olup, geçmiş zaman kipleriyle kurulan başka ifade şekilleri de vardır ve bunları öğrenmek lisanımızı geliştirir.

Örnekler:


I wish I knew the answer. =
Keşke yanıtı bilseydim.

It’s (high) time) we left this place. =
Burayı terketmemizin tam zamanıdır.

It’s high time you had a shave. =
Traş olmanın zamanı geldi.

I’d rather you kept quiet. =
Sessiz kalmanı yeğlerim.

Would to Got you were a better student.=
Daha iyi bir talebe olmanı Tanrı’dan dilerim.

Suppose you did everything wrongly. =
Farzet ki, her şeyi yanlış yaptın.

It seems as if he could do nothing without the help of others. =
Öyle görünüyor ki, başkalarının yardımı olmadan hiçbir şey yapamaz.

Only if; sonucun ancak tek bir koşulda değişeceğini vurgular. Burada ‘Only’ = ‘ancak’, veya benzeri bir anlama karşılık gelir.

I will give you a good mark, only if you promise to work harder.=
Sana ancak daha çok çalışacağına söz verirsen iyi not vereceğim.

Only if you behave properly, will I permit you to stay. =
Ancak düzgün davrandıgın takdirde kalmana müsade edeceğim.

(Dikkat: Only if; yan cümle başına geldiği takdirde, ana cümle devrik olur.)

Provided that veya providing that =
Olduğu / olmadığı takdirde…

You can get this job provided that the manager wants it. =
Müdür istediği takdirde bu işi alabilirsin.
As long as veya so long as = …….. olduğun veya yaptığın takdirde

The shareholders never complain about the activities of the company as long as (= so long as) the company makes money. =
Sermayedarlar şirket para kazandığı müddetçe şirket faaliyetleri hakkında hiç şikayet etmezler.

Even if = ……olsa bile

Bahsedilen koşul gerçekleşmese dahi sonucun değişmeyeceğini ifade eder. Yani bir hareket yapılsa da yapılamasa da ya da bir hal ortaya çıksa da çıkmasa da veya bunlara rağmen sonuç değişmeyecektir.

Even if she did her best to convince her husband, she couldn’t prevent a divorce= Kocasını ikna etmek için elinden gelen her şeyi yaptığı halde boşanmayı engelleyemedi.


7- if ile when cümlelerin farkı.

Şayet koşul gelecekte maddeten olanaklı, ihtimal dahilinde bir hareket veya hal ise, o takdirde “if” kullanılır. Ama eğer koşul kesin ise o takdirde “ when” kullanılır.

İf you visit me, I will give you some Money. = Eğer beni ziyaret edersen, sana para vereceğim.

When you visit me I will give you some money. =
Beni ziyaret ettiğinde sana para vereceğim.

If you don’t stop talking, I will put you out. =
Eğer konuşmayı kesmezsen, seni dışarıya atacağım.

When you stop talking I will start the lesson. = Konuşmayı kestiğinde derse başlayacağım.

Devamını Oku

İngilizce Ders Sık Yapılan Hatalar - Common Mistakes

Ana dili İngilizce olmayanların sıkça yaptığı hataları öğrenmenin iki türlü yararı oluır. Birincisi bu hataları tekrarlamayız. Ayrıca, bu çalışma sırasında İngilizce hakkında değerli bilgiler ediniriz.


1- Absorbed : (bir konuyla çok ilgilenmek) “at” ile değil, “in” ile kullanılır.

Yanlış (Don't say) : The scientist was absorbed at his work.

Doğru (Say) : The scientist was absorbed in his work. (Alim işine dalmıştı.)


2.Accuse of : suçlamak

Yanlış (Don't say) : Her friends accused her for stealing.

Doğru (Say): Her friends accused her of stealing.

Fakat aynı anlama gelen, “charge” fiili “with” ile kullanılmalıdır.

He was charged with murder. (Cinayetle suçlandı)


3.Accustomed to (alışmak,kanıksamak): not with.

Yanlış (Don't say): I’m accustomed with cold weather.

Doğru (Say) : I’m accustomed to cold weather.(Soğuk havaya alıştım.)


4.Afraid of : korkmak,

Yanlış (Don't say): The woman is afraid from the dog.

Doğru (Say) : The woman is afraid of the dog.(Kadın köpekten korkuyor veya korkar.)


5.Aim at : nişan almak, hedef almak

Yanlış (Don't say) : The hunter aimed on (veya against) the bird.

Doğru(Say) : The hunter aimed at the bird.(Avcı kuşa nişan aldı.)


6.Angry with: kızmak, öfkelenmek

Yanlış (Don't say): The manager was angry against me.

Doğru (Say) : The manager was angry with me.(Yönetici bana kızdı)


7.Anxious about: endişelenmek, meraklanmak

Yanlış(Don't say): His family was anxious for his health.

Doğru (Say): His family was anxious about his health.(Ailesi onun sağlığından endişe duydu.)


8.Arrive at : Varmak, ulaşmak

Yanlış(Don't say) : We arrived to the city at midnight.

Doğru (Say): We arrived at the city at midnight(Şehire gece yarısı vardık.)


9.Ashamed of: utanmak,hicap duymak

Yanlış(Don't say): We’re always ashamed from him.

Doğru (Say) : We’re always ashamed of him (Ondan daima utandık.)


10.Believe in: İnanmak, iman etmek

Yanlış( Don't say) : Everybody believes to him.

Doğru (Say) : Everybody believes in him.(Herkes ona inanır.)

Doğru (Say) : We, muslims, believe in Allah.(Biz müslümanlar Allah’a inanırız(iman ederiz)).

11.Boast of: Böbürlenmek

Yanlış (Don't say): She boasted for her beauty.

Doğru (Say): She boasted of (veya about) her beauty.


12.Careful of : Dikkat etmek, özen göstermek

Yanlış (Don't say) : You are so careful for your health.

Doğru (Say): You are very careful of your health. (Sağlığına çok dikkat ediyorsun)


13. Watch : Aynı anlama gelmek üzere watch prepozisyonsuz kullanılır.

Doğru (say): Watch your steps (words). (Adımlarına (sözlerine) dikkat et.)


14.To travel by train, bus, aeroplane : Seyahat etmek

Yanlış (Don't say): They always travel with train(bus veya aeroplane)

Doğru (Say) : They always travel by train (veya bus, aeroplane.) (Onlar daima trenle (veya otubüsle, uçakla) seyahat ederler.)


15.Complain of : Şikayet etmek

Yanlış (Don't say) : Many people complain for the cold.

Doğru(Say) : Many people complain of the cold. (Bir çok insan soğuktan şikayet eder.


16.Composed of : meydana gelmek,oluşmak

Yanlış (Don't say) : Our team is composed from ten people.

Doğru(Say) : Our team is composed of ten people. (Bizim takım on kişiden meydana geliyor.


17.Confident in : Güven duymak, güvenmek

Yanlış (Don't say): She has great confidence to me.

Doğru (Say) : She has great confidence in me.(Onun bana çok güveni vardır.)

Aynı anlama gelen trust fiili prepozisyonsuz kullanılır.

Doğru : I trust him with all my heart.(Ona bütün kalbimle inanırım.)

18.Conform to: Uymak, itaat etmek

Yanlış (Don't say) : You should all conform with the rules.

Doğru ( Say) : You should all conform to rules. (You should all conform to rules.)


19.Congratulate on : kutlamak, tebrik etmek

Yanlış (Don't say) : I congratulate you for your success.

Doğru (Say) : I congratulate you on (veya upon) your success.


20.Consist of : içermek, ihtiva etmek

Yanlış (Don't say) : A year consists from twelve months.

Doğru (Say) : A year consists of twelve months.(Bir yıl on iki ay içerir.)


21.Covered with : kaplanmak, örtülmek

Yanlış (Don'say) : The mountains are covered by snow.

Doğru (Say) : The mountains are covered by snow. (Dağlar karla kaplı.)


22.Cure of : iyileşmek, düzelmek

Yanlış (Don't say) : The patient was cured from his illness.

Doğru (Say) : The patient was cured of his illness.(Hastanın hastalığı düzeldi.)

Fakat aynı anlama gelen “recover” fiili “from” ile kullanılır.

She has recovered from flu. (Gribi iyileşti.)


23.Depend on or upon: Bir şeye bağlı olmak, dayanmak

Yanlış (Don't say) : It all depends to you

Doğru (Say): It all depends on (or upon) you.(Herşey sana bağlı)


24.Deprive of : Mahrum olmak, yoksun kalmak

Yanlış (Don'say) : They were deprived from their freedom.

Doğru (Say) : They were deprived of their freedom.(Özgürlükten mahrum edildiler.)


25.Die of an illness : Bir hastalıktan ölmek

Yanlış (Don't say) : Thousands of people have died from malaria.

Doğru (Say) : Thousands of people have died of malaria.( Binlerce insan sıtmadan öldü.)


26.Different from : Farklı olmak

Yanlış (Don't say): My book is different from yours.

Doğru (Say) : My book is different than yours.(Benim kitabım seninkinden farklı.)


27.Disappointed in: hayal kırıklığına (hüsrana) uğramak

Yanlış (Don't say) : I was disappointed from his manners.

Doğru (Say) : I was disappointed in his manners. (Onun terbiyesinden dolayı hayal kırıklığına uğradım.)


28.Divide into parts : Parçalara bölmek

Yanlış (Don't say) : I divided the cake in four equal parts.

Doğru (Say) : I divided the cake into four equal parts.( Pastayı dört eşit parçaya böldüm.)

29.Doubt of veya about : Kuşkulanmak, şüphe etmek

Yanlış (Don't say) : I have no doubt for his ability (honesty).

Doğru (Say) : I have no doubt of (or about) his ability (honesty). (Onun yeteneğinden (dürüstlüğünden) hiç kuşkum yok.)

Ama aynı anlama gelen “suspect” prepozisyonsuz kullanılır.

I suspect him. (Ondan kuşkulanıyorum.)


30.Dressed in : Giyinmek, bezenmek

Yanlış (Don't say) : The girl was dressed all with white.

Doğru (Say) : The girl was all dressed in white. ( Kız beyazlar giyinmişti.)


31.Exception to : İstisna olmak

Yanlış (Don't say) : This is an exception of the rule.

Doğru (Say) : This is an exception to the rule.( Bu kuralın istisnasıdır.)


32.Exchange for : Takas etmek, değiş tokuş yapmak

Yanlış (Don't say) : They exchanged food by machinery.

Doğru (Say) : They exchanged food for machinery.( Yiyecek karşılığında makinaları takas ettiler)


33.Fail in : Başarısız olmak, kalmak, çuvallamak

Yanlış (Don't say) : He has failed from mathematics

Doğru(Say) : He has failed in mathematics ( Matematikten kaldı)

He failed to pass the exam. (Sınavı geçemedi.)

34.Full of : Dolu olmak

Yanlış (Don't say) : The jar was full with oil.

Doğru (Say) : The jar was full of oil.( Kavanoz yağ ile doluydu.)

Buna mukabil : The room was filled with smoke. ( Oda dumanla doluydu.)


35.Get rid of : gidermek,yok etmek

Yanlş (Don't say) : I shall get rid from him.

Doğru (Say) : I shall get rid of him. (Onun hakkından geleceğim.)


36.Glad of or about (Memnun, mutlu olmak)

Yanlış (Don’t say): I am happy with the news.

Doğru (Say) : I am glad of ( veya about) the news. (Haberden memnunum.)


37.Good at : Bir konuda iyi olmak

Yanlış (Don't say) : My sister is good in mathematics.

Doğru (Say) : My sister is good at mathematics.(Bacım matematikte iyidir.


38.Guard against : uzak durmak, sakınmak

Yanlış (Don't say) : You must guard from bad habits.

Doğru (Say) : You must guard against bad habits.( Kötü alışkanlıklardan uzak durmalısın.)


39.Guilty of : suçlu olmak

Yanlış (Don't say) : He was found guilty for theft.

Doğru (Say) : He was found guilty of theft. ( Hırsızlıktan suçlu bulundu.)


40.Independent of : Bağımsız olmak

Yanlış (Don't say) : They are independent from their parents.

Doğru (Say) : They are independent of their parents.( Onlar ebeveynlerinden bağımsızlar.)


41.Indifferent to : Kayıtsız olmak

Yanlış (Don't say) : The scientists are indifferent for politics.

Doğru(Say): The scientists are indifferent to politics.(Bilim adamları siyasete kayıtsızlar)

42.Insist on : Israr etmek

Yanlış (Don't say): He never insisted to his opinion.

Doğru (Say) : He never insisted on his opinion.( Fikrinde asla ısrar etmezdi.)


43.Interested in : İlgilenmek

Yanlış (Don't say) : She is not interested at her work.

Doğru (Say) : She is not interested in her work. ( İşine ilgi duymuyor.)


44.Jealous of : Kıskanmak

Yanlış (Don't say) : He is very jealous about his friends.
Doğru(Say): He is very jealous of his friends.( Arkadaşları
nı çok kıskanır.)

45.Leave for a place : Ayrılmak, terketmek

Yanlış (Don't say) : They are leaving to Sakarya soon.

Doğru (Say) : They are leaving for Sakarya soon. (Yakında Sakarya gitmek üzere ayrılacaklar.)


46.Live on

Yanlış (Don't say) : He lives from his salary.

Doğru ( Say) : He lives on his salary. ( Maaşıyla geçiniyor.)


47.Look at : Bakmak

Yanlış (Don't say) : Look to this beautiful picture.

Doğru (Say): Look at this beautiful picture.( Bu güzel resme bakın)

Fakat look to : ummak, beklemek

The manager is looking to high profits for the current year. (Yönetici cari yılda yüksek kar umuyor.)


48.Married to : Evlenmek, evli olmak

Yanlış (Don't say) : She was married with a rich man.

Doğru (Say) : She was married to a rich man.( O zengin bir adamla evlendi.)


49. Pass by : Yanından geçmek

Yanlış (Don't say) : Will you pass from the post-office?

Doğru ( Say): Will you pass by the post-office?( Postaneden geçecek misiniz)


50.Work for : Birisine bağlı olmak

Yanlış (Don’t say): She is working to me.

Doğru (Say): She is working for me. (O bana bağlı olarak çalışıyor.)



51.Play for a team : Bir takımda oynamak

Yanlış (Don't say) : He plays regularly with that team.

Doğru (Say) : He plays regularly for that team.


52.Pleased with : Memnun,hoşnut olmak

Yanlış (Don't say): The teacher is pleased from me.

Doğru (Say) : The teacher is pleased with me.( Öğretmen benden memnun.)


53.Popular with : Popüler olmak, sevilmek

Yanlış (Don't say) : Arda is popular among his friends.

Doğru (Say) : Arda is popular with his friends.( Arda arkadaşları arasında popülerdir.)


54.Prefer to : tercih etmek, yeğlemek

Yanlış (Don't say) : I prefer a blue pen from a red one.

Doğru (Say) : I prefer a blue suit to a red one.( Yeşil elbiseyi kırmızı elbiseye yeğlerim.)


55.Preside at or over : Toplantıya başkanlık etmek

Yanlış (Don't say) : Who presided in the last meeting?

Doğru (Say): Who presided at (veya over) the last meeting? (Son toplantıya kim başkanlık etti?)


56.Proud of : Gurur duymak, iftihar etmek

Yanlış (Don't say) : He is very proud for his husband.

Doğru (Say) : He is very proud of his husband. (Kocasıyla iftihar ediyor


57.Rejoice at or in : sevinmek

Yanlış (Don't say) : We rejoiced for his success.

Doğru (Say) : We rejoiced at(or in) his success.( başarısına sevindik)


58.Related to : İlişkili olmak, akraba olmak

Yanlış (Don't say) : Are you related with him in any way?

Doğru (Say) : Are you related to him in any way? ( Onunla akrabalığın var mı?)

relative : akraba


59.Repent of : Pişman olmak, nedamet duymak

Yanlış(Don't say) : He repented from his wrongdoing.

Doğru (Say) : He repented of his wrongdoing. (Hatasından dolayı pişmanlık duydu)

Rependant : Pişman, nadim


60.Satisfied with Tatmin olmak,memnun olmak

Yanlış (Don't say) :Are you satisfied from my work??

Doğru (Say) : Are you satisfied with my work? ( Çalışmamdan tatmin oluyormusunuz?)


61.Similar to : benzer olmak

Yanlış (Don't say) : Your pen is not similar with mine.

Doğru (Say) : Your pen is not similar to mine. ( Kalemin benimkiyle benzer değil.)


62.Sit at : üstüne oturmak

Yanlış (Don't say) : The teacher usually sits on his desk.

Doğru (Say): The teacher usually sits at his desk.( Öğretmen genellikle sırasına oturur.)


63.Spend on : Harcama yapmak

Yanlış (Don't say) : I spend much time for my drawings

Doğru (Say) : I spend much time on my drawings. (Çizimlerim için çok zaman harcadım.)


64.Succeed in : Başarılı olmak

Yanlış (Don't say) : I hope you will succeed at your work.

Doğru (Say) : I hope you will succeed in your work. (Çalışmanda başarılı olmanı dilerim.)


65.Superior to : Üstün olmak

Yanlış (Don't say) : No nation is superior than the others.

Doğru (Say) : No nation is superior to the others. ( Hiçbir millet diğerlerine üstün değildir.)


66.Sure of,not for.

Yanlış (Don't say) : I’m quite sure for his honesty.

Doğru (Say): I’m quite sure of his honesty. ( Onun dürüstlüğünden çok eminim.)


67.Surprised at : Şaşırmak, afallamak

Yanlış (Don't say) : We were surprised for his failure.

Doğru Say): We were suprised at his failure.( başarısızlığına şaşırdık.)


68.Suspect of : Kuşkulanmak, şüphe etmek

Yanlış (Don't say) : I suspect him for stealing my money.

Doğru (Say) : I suspect him of stealing my money. ( Onun paramı çaldığından kuşkulanıyorum.)


69.Take by : Bir yerinden tutmak

Yanlış (Don't say) : She took her son from the hand.

Doğru (Say) : She took her son by the hand.( Oğlunun elinden tuttu.)


70.Tie to: bağlamak

Yanlış (Don't say) : The man tied the donkey on a tree.

Doğru (Say) : The man tied the donkey to a tree. ( Adam merkebi ağaca bağladı.)


71.Tired of : Bıkmak

Yanlış (Don't say) : The boys are tired from boiled eggs.

Doğru (Say) : The boys are tired of boiled eggs.( Çocuklar haşlanmış yumurtadan bıktı.)


72.Translate into : tercüme etmek

Yanlış (Don't say) : Translate this text to English.

Doğru (Say): Translate this text into English.( Bu metni İngilizceye tercüme et.)


73.Tremble with cold : Soğuktan titremek

Yanlış (Don't say) : The little girl was trembling from cold.

Doğru (Say) : The little girl was trembling with cold.( Küçük kız soğuktan titriyordu.)


74.Warn(a person)of danger: Birisini tehlikeden dolayı uyarmak

Yanlış (Don't say) : The passengers were warned about the danger.

Doğru(Say) : The passengers were warned of the danger (Yolcular tehlikeden dolayı uyarıldı.)


75.Write in English, French, Turkish : İngilizce ( Fransızca Türkçe vs.) yaz.

Yanlış (Don't say) : I write my letters English, French, Turkish.

Doğru (Say) : I write my letters in English. ( Mektuplarımı İngilizce, Fransızca, Türkçe yazarım.)


76.Without: Yapmadan, etmeden

Yanlış (Don't say) : Do your work without to speak.

Doğru (Say) : Do your work without speaking.( İşini konuşmadan yap.)

Devamını Oku