Ay Battı, Ay Battı kitap özeti

Ay Battı

(John Steinbeck)

KİTABIN ADI : AY BATTI
KİTABIN YAZARI : JOHN STEINBECK
YAYINEVİ : BİLGİ YAYINEVİ
BASIM YILI : 1990

KİTABIN KONUSU

Steinbeck bu romanda değişik bir konuyla çıkıyor karşımıza .Savaşın insanı hem fiziksel hem de ruhsal açıdan nasıl eritip bitirdiğini, tükettiğini büyük bir ustalıkla anlatıyor.Tutsak edenlerle edilenlerin neden savaştığını ne zamana dek savaşacağını kestiremeyen insanların içine düştüğü çıkmazı başka bir deyişle savaştan çok savaşanları insancıl bir yaklaşımla ele alıyor.

KİTABIN ÖZETİ

Bir sabah kasabanın delikanlıları, kasabanın dışındaki Corell’in evindeki
atış yarışmasında toplanmıştı. 400 yıldır barışın olduğu bu kasaba, halkı özgürlüğüne düşkün ve kömür madeniyle geçimini sağladığı şirin bir yerdi.

Herkes kasaba yakınlarına paraşütle inen alman askerlerini görünce şok olur. Corell’in evindeki 12 asker duruma müdahele etmek için kasabaya koşarken pusuya düşerek altısı ölür. Üçü yaralanır ve diğer üçü de kaçar. 250 alman askeri ve 6 subay artık kasabayı ele geçirmiştir. Başlarında Albay Lanser’in bulunduğu birliğin görevi, kömür madenini işletmek ve çıkarılan kömürleri liman vasıtasıyla Almanyanın içlerine yollamaktır. Albay Lanser ve kurmayları (diğer beş subay ) belediye başkanının evine yerleşerek kasabayı kontrole başlar. Bu esnada Corell’in bir hain olduğu anlaşılmış ve kasabalı tarafından dışlanmıştır. Bu işbirlikçi ise Albay Lanser’den belediye başkanı olmayı ister. Ancak Albay bunu kabul etmez.

Ilk direniş, madende kendisini zorlayan Alman Yüzbaşı Loft’e saldırırken araya giren Teğmen Prackle’I öldüren Alex tarafından olur. Alman X-12 talimnamesine göre derhal mahkeme kurulur ve idam edilir. Halk tarafından çok sevilen alex’in öldürülmesi, düşman askerleri ile halk arasını açar. Madende işler yavaşlar. Baskı bir süre devam eder. Kasabanın gençleri İngiltereye birer birer kaçar. Almanlar bunu engellemek için halkın yiyeceğini karneye bağlar ve çalışmayanların ailesine yiyecek vermez. Halk yalnız yakaladığı askaerleri öldürmeye başlar. İngiliz uçakları köprü ve madenleri bombalamaya devam etmektedir. Belediye başkanının ahçısı Annie vasıtası ile öldürülen Alex’in evinde dul karısının yardımıyla belediye başkanı kaçan gençlerle buluşur ve onlardan yardım isteklerinin iletilmesini ve İngiliz’lerden patlayıcı maddeler yollamasını ister. Halkını düşünen belediye başkanı direnmesini kırmamaktadır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Bir sabah küçük paraşütlerle mavi kaplı küçük paketler atılır. Çok akıllıca dizayn edilmiş bu paketlerin içinde çok lezzetli bir parça çikolata, küçük dinamit ve bir de bu dinamitin nasıl kullanılacağını anlatan sarı bir kağıt bulunmaktadır.Çocuklar bu kutuları hızla bulup çikolataları yedikten sonra dinamitleri anne ve babasına götürürler. Askerler durdurmak için ne kadar çabalasalarda başarılı olamazlar. Belediye başkanı ve sadık arkadaşı Dr. Winter’dan askerlere yardımcı olması istenir. Buna karşılık çok sert bir konuşma yapan Belediye Başkanı ve Dr. Winter mahkemeye verilir. Albay Lanser son kez yanlarına giderek ikna etmeye çalışırken dışarıdan patlama sesleri hala gelmektedir.

KİTABIN ANA FİKRİ

İnsanların özgürlüğünü silah zoruyla elinden alınamayacağını ve savaşın iki taraf için de büyük bir kayıp olduğunu kitabın ana fikri olarak kabul edebiliriz.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ

Belediye Başkanı Orden: Babası gibi kendiside yıllrdır belediye başkanlığı yapıyordu. Kalın, gür bıyıklı, beyaz saçlı biridir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Albay Lanser: Orta yaşlı, kır saçlı, sert bakışlı ve yorgun görünüşlü, dik ve geniş omuzlu bir subaydır. İşgal birliklerinin komutanıdır.

Dr. Winter: Kasabanın doktoru ve tarihçisidir. Kendi halinde, iyi yürekli,sakallı, güngörmüş, kasabanın ileri gelen insanlarındandır.

Yüzbaşı Loft: Askerlik hayranı olan ve askerliği canlılar içindeki en gelişmiş evre olarak gören ve bütün kadınların üniformaya vurgun olduğunu düşünen bilgili bir subaydır.

Annie: Belediye Başkanının ahçısıdır. Kırk beş yaşlarında, biraz aksi bir kadındır.

George Corell: kasabaya çok yararı olmuş önde gelen bir tüccardır. Sonradan almanlarla işbirliği yaparak onlara istihbarat sağladığıu anlaşılan menfaatçi bir haindir.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitap çok açık bir dille yazılmış olup, cümleler basittir. Ama çok sürükleyici bir eserdir. Bütün arkadaşlarıma tavsiye ederim. Kitaptaki askerlik mesleğiyle ilgili bazı taktikler ileride bize yardımcı olabilir.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

1902 yılında doğdu. Küçük yaşlarda çiftçilik yaptı. 27 yaşında ilk romanı “Altın Kadeh” i yazdı. John Steinbeck’in yapıtları, imgelereden bolca yararlanan, sanatsal yapıtlar olmaktan çok yüzyılın başında önemli toplumsal değişimler yaşanan topraklarda, toplumsal gerçekliğin ayrıntılı bir gözleme dayanan gerçekçi yansıtılışıdır. 1968 yılında öldü.

ÖNEMLİ ESERLERİ

Gazap Üzümleri, Fareler ve İnsanlar, Sardalya Sokağı, Cennetin Yolu, Bitmeyen Kavga.

Devamını Oku

Aşina Yüzler, Aşina Yüzler kitap özeti

Aşina Yüzler

(Samet Ağaoğlu)

KİTABIN ADI : AŞİNA YÜZLER
KİTABIN YAZARI : SAMET AĞAOĞLU
YAYINEVİ : AĞAOĞLU YAYINEVİ
BASIM YILI : EKİM 1965

KİTABIN KONUSU

Yazar kitabında 1920 ile 1950 yılları arasındaki siyasetçileri eleştirmekle beraber kitapta kendi görüşlerini doğrularını ve yanlışlarını açık bir dille anlatmıştır. Yazar Cumhuriyet yılları Türkiye’sinde insanların hayat anlayışlarını siyasetle birleştirip, anlattığı kişilerin isimlerini vermeden kitabına kahraman olarak geçirmiştir.

KİTABIN ÖZETİ

Yazar romanında Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren 1920’li yıllardan 1950’li yıllara kadarki insanların “ kim bu bir iki üç adam? İsimleri önemli değil, sadece kudret sahipleri o kadar!” cümlesinde belirtiği gibi bu dönemin insanlarını bir şair bir hikayeci ve bir çok siyaset adamı çatısı altında koca bir imparatorluğun yıkılışından sonra temelleri atılan Cumhuriyet Türkiyesindeki insanların hayat anlayışlarını tasvir etmeye çalışmış. Aklımıza belki koca bir topluluğun bir şair bir hikayeci ve birçok siyaset adamından mı teşekkül olduğu sorusu gelebilir. Burada yazar bu açık kapıyı da “Devrin bütün öteki tanınmışları, büyüklüğü, küçüklüğü bilerek, bilmeyerek onların taklitçileri” diyerek kapatmaya çalışmıştır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Yazar romanına başlarken bir şair olarak Nurullah ATAÇ’I aklı ile kalbi durmadan değişen, birinin güzel dediğine ötekini çirkin damgasını yapıştırdığı kuvvetli hislerinin ve engin zekasının çarpışmasından doğmuş çeşitli acıları bazen gerçekten insanların insafsız olduğu kadar kuvvetli keskin ironisi ile örmesini bilen bir adam olarak tasvir etmiştir.

Hikayeci olan Ahmet Hamdi TANPINAR’I da İran minyatürlerinin ağaçlıklarına benzeyen Rıfkı Melül’e benzetmiştir. Tanpınar’ın eserlerini sanat istidadının yarattığı acemi fakat güzel bir ses olarak tanımlamış, incelendikce Türk Dilinin büyük eserlerine ilham kaynağı olabilecek nitelikte görmüştür.

Yazar daha öncede belirttiğimiz gibi bir şair bir hikayeciyi Nurullah ATAÇ ve Ahmet Hamdi TANPINAR’I temsil etmiştir. Birçok politikacıyı da önce yüz ifadelerini, görünüşlerini ve bir o kadar da karekterlerinin romana has bir üslup ile izah ederek politika adına giriştikleri bir çok tecrübe ve deneyleri, bunun yanında yapılan bir çok hataları ilişkilendirmeye çalışmıştır. Yazar, eserinde politika hakkındaki görüşlerine de oldukça sık yer vermiştir. Bu dönem tarihine damgasını vuran birçok siyasetçi ve hatta perde arkasındaki birçok kişinin siyasete gerçekten hakim olan kişilerden ziyade kendilerinin dizginlenemeyen başakalarını hayran bırakma, kendi isimlerinin tarihin sayfasında daima kalıcı olamsı için çalışan insanlar olarak anlatmaya çalışmıştır. Bunu da eserinde bilgi , sanat ve askerliğin daha derin ve yürünmesi güç vadilere benzetmiş, bunlardan daha kolay ve kestirme olan politikayı da şahısların bu emellerini gerçekleştirebilecekleri en süratli vasıtaya benzetmiştir. Yazara göre, politikanın istediği sadece çevikliktir. Burada çeviklikten kastedilen değişen durumlarda en uygun söz ve davranışın söylenebilmesi için gereken çevikliktir. Hatta yazar, politikayı hayatın kıskançlık, dalkavukluk, yüze gülme, arkadan hançerleme, iftira, hıyanet, vefasızlık olguları kazanında kaynamaktan ibaret olarak görmüştür. Yazarın yunan felsefesinide incelediğini bazı noktalarda Sokrat ve Eflatundan da örnekler vererek istenilen ideali ifade etmeye çalışmasından anlıyoruz.

Yazarın eserinde anlattığı siyasetçiler ve gelişen olayların “milli şef” olarak adlandırdığımız Ismet İNÖNÜ ve Demokrat Parti arasında kendi kişilik ve karakterlerini arayan siyaset adamlarının hataları ve yanlışları ile politikaya bir bakış açısı kazandırmıştır.

Bu dönem ve siyasetçilerin özelliklerini de yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi’nin temellerinin yeni yeni oturması ve insanlarında bu belirsizlikten sıyrılırken sergiledikleri davranışları; siyasetçi, romancı ve şair üçlemesi ile açıklamaya çalışmıştır.

KİTABIN ANA FİKRİ

Hiçbir zaman kendi kötü emellerimiz için bir insanı veya birini etkileyecek bir nesneyi- bir devletin ileri gelen politikacısı olsak bile – kullanmamalıyız. Bu bizim o an yararımıza olabilir fakat, ileride bizden götürebileceklerini de düşünmemiz gerekmektedir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ

Nurullah ATAÇ, Ahmet Hamdi TANPINAR ve ismi açıklanmayan siyasetçiler romanımızın kahramanıdır. Bunların karakter analizini yaparken romansı bir hava içinde, genelde tasvire dayanan, yüz şekillerini, görünüşünü ve fiziki özelliklerini açıklamaya çalışmıştır.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Yazarın Aşina Yüzler adlı eserinde karekterlerin ismini açıklamadan olayları anlatmış olması ve Osmalıca türkçesinden alıntı bir sürü kelimeleri kullanması kitabın akıcılık etkisini azaltır.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

1909’da Karabağ’da doğdu. 1932’de Ankara Hukuk Mektebi’ni bitirdikten sonra doktorasını Fransa’da tamamladı. 1946’da Ticaret Bakanlığı’ndaki görevinden istifa ederek girdiği Demokrat Parti’de hızla yükselerek, partinin önde gelen yöneticilerinden biri oldu. 1950’de Manisa milletvekili olarak Meclis’e giren Ağaoğlu, bu görevini 27 Mayıs 1960 askerî darbesine kadar sürdürdü. Çeşitli bakanlıkların yanısıra, başbakan yardımcılığı da yaptı. Yassıada mahkemeleri tarafından yargılandı ve ömür boyu hapse mahkûm edildi. Ekim 1964’de özel afla salıverilen Samet Ağaoğlu anılarını Aşina Yüzler (1965), Arkadaşım Menderes (1968) ve Marmara’da Bir Ada (1972) adlı kitaplarda topladı. Üniversite yıllarında yazmaya başladığı öyküleri Varlık ve Yücel dergilerinde yayımlandı. Yine bu yıllarda Ahmet Muhip Dranas ve Behçet Kemal Çağlar’la birlikte Hep Gençlik adlı bir dergi çıkardı. Daha sonra öykülerini Strasburg Hatıraları (1945), Zürriyet (1950), Öğretmen Gafur (1953), Büyük Aile (1957), Hücredeki Adam (1964) ve Katırın Ölümü (1965) adlı kitaplarda topladı. Demokrat Parti’nin Doğuş ve Yükseliş Sebepleri / Bir Soru adlı kitabı hem bir anı, hem de Demokrat Parti üzerine bir tahlil denemesidir. Samet Ağaoğlu 1982’de İstanbul’da öldü. Ölümünden sonra bulunan 14 defter ve yüzlerce sayfadan oluşan günlüğü Cemil Koçak tarafından yayına hazırlandı ve 1992’de İletişim Yayınları tarafından Siyasi Günlük / Demokrat Parti’nin Kuruluşu adıyla yayımlandı.

Yazdığı Eserler : Babamın Arkadaşları, Siyasi Günlük/Demokrat Parti`nin Kuruluşu

Devamını Oku

Annem ve Hayatın Anlamı kitap özeti

Annem ve Hayatın Anlamı

KİTABIN ÖZETİ

“Nietzche Ağladığında” ve “Aşkın Celladı” gibi ülkemizde de çok satan ve tanınmış kitapların yazarı Irvin Yalom, bu kitabında psikoterapi ve uygulamaları üzerinde durmuştur. Gündelik hayatta bizlere uzak bir terim olan psikoterapiyi bizlere daha yakından tanıtmak için Yalom kitabında, yaşanmış hikayelere yer vermiştir. Bu hikayelerde kendimizi ve geçmişimizi sorgulamamız da isteniyor. Aslında bu da kitabın temel amacını özetliyor.

Kitap; birbirinden bağımsız gibi görünen ama gizli bir bağla bağlanan altı hikayeden oluşmuştur. Bu hikayelerin dördü yazar Irvın Yalom’ un hastalarının, diğer ikisi de yakın arkadaşı Dr. Steve Lash’ in hastalarının öykülerinden oluşuyor.

Birinci hikaye olan “Annem ve Hayatın Anlamı”, yazar Irvın Yalom’ un kendi kabuslarının ve ölmüş üvey annesiyle yüzleşmesini anlatıyor. Aslında yazar burada hasta olarak kendini görüyor ve kendi kendine tedavi uygulama yöntemini deniyor. Hayatının her anında hiç de hoş hatırlamadığı annesiyle olan ilişkisindeki pişmanlıkların su üstüne çıkması ve bu ilişkideki suçun kendisinde de olmasından duyduğu pişmanlıkların önüne geçmek için geçmişe yaptığı yolculuk anlatılmış. Aslında bu hikaye bizlere kişinin kendi kendisine de psikoterapi uygulayabileceğinin iyi bir göstergesidir.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

İkinci hikaye, yazarın ölümcül bir kanser hastalığına yakalanmasına rağmen hayattan kopmayan, çevresine umut dağıtmayı sürdüren Paula adlı hastasıyla ilgili. Yazar, Paula ile olan ilişkisini, doktor-hasta ilişkisinin çok üzerinde görüyor. Paula; yazarımızın hem hastası, hem grup tedavi yönteminde yardımcısı hem de yakın bir sırdaşı görevlerini üstleniyor. Ölümcül bir hastalığa yakalanmasına rağmen, yaşama sevinci ve çevreye yaydığı enerjisi, Dr. Yalom’ un Paula’ ya hayran olmasının sebeplerini özetliyor. Hayatının kalan kısmını kendisi gibi kanserli hastalarla geçirmeye adayan Paula’ nın ölümüne kadar olan zamandaki Dr. Yalom ile olan yakın ilişkisinin de özeti veriliyor.

Kitapta yoğun işlerinden dolayı Paula’ ya yeterli zaman ayıramayan Dr.Yalom’ un, hastasının ölümünden sonraki düşünceleri ve onun işlerini devam ettirmesi de anlatılmış.

Üçüncü hikaye ise farklı sorunlar taşıyan hastaların biraraya gelerek, Dr.Yalom tarafından oluşturdukları psikoterapi grubunun işleyişi ve çözümler üretmesi ile ilgili. Her biri umutsuz gibi görünen hastaların tedavisinde yine kendilerini kullanarak çözüm aramak yöntemini, Dr. Yalom bu grupta başarıyla uyguluyor. Tekerlekli sandalye ile yaşamak zorunda olan ve bundan ötürü içine kapanık ve hayata küsmüş Maglonia, kas hastalığından dolayı yatağa bağlı Martin, intihar girişiminden dolayı yarı felçli Dorothy, anoreksik hastalığına yakalanmış iki bayan Rosa ve Carol; grubun üyelerini oluşturmaktadır. Grup üyelerinin birbirlerine kısa sürede kaynaşmaları; tedavi süreçlerini de etkilemiş, sonuçları daha kısa sürede ve daha olumlu sonuçlandırmıştır.

Dördüncü hikaye; çok sevdiği ağabeyini ilk gençlik yıllarındaki bir araba kazasında yitirmiş ve daha sonrada beyin kanserine yakalanmış kocasının ölümünü yaşamakta olan, duygusal olarak kenetlenmiş Irene ve Dr. Yalom’ un yas terapisi ile ilgili çalışmalarını konu ediyor. “Yas Terapisinde Yedi İleri Ders” adlı hikayede Dr. Yalom, Irene’ nin rüyalarından hareketle tedavi yöntemi seçiyor. Periyodlar halindeki seanslarda Irene’nin rüyalarındaki ve gerçek hayattaki iyileşme belirtileri tedavinin de asıl amacına ulaştığını gösteriyor.

Son iki hikaye Dr. Yalom’ un arkadaşı Dr. Lash ve hastaları ile ilgili. “Çifte Açıklama” adlı hikayede, Dr. Lash’ in hastaları ile olan diyaloglarını kasetlere alması ve bunları hastalarına dinleterek onların da seanslar hakkındaki görüşleri ile ilgili yaptığı çalışmalar konu edilmiş. Fakat bu kasetlerin birinde önceden kaydettiği ve silmeyi unuttuğu kendi yorumlarını, hastasının dinlemesi ve tedavi sürecinde meydana gelen mevcut değişmelerin seanslara da yansıması anlatılıyor. İçine kapanık hastasının bu yorumlardan sonra; yorumlara yönelik davranması, olayları irdelemesi ve kendi kendine güven kazanması anlatılıyor.

Yedinci ve son hikaye olan “Macar Kedinin Laneti” adlı hikayede Dr. Lash’ in; sürekli kabuslar gören hastasının tedavisinde ilerleme kaydetmek istemesi ve kendisinin de onun gibi davranışlar içerisine girmesi konu edilmiş. Bu yöntemin sonuçlarının hastaya yararı olmasıyla birlikte, Dr. Lash’ in bazı geçmiş olaylarla da yüzleşmesini sağlamıştır. Bir psikologun bile bazı sorunlar karşısında ne yapacağının bilememesi ve yardım istemesinin normal olduğu vurgulanıyor.

“Annem ve Hayatın Anlamı”, ölüm ve insanın daha anlamlı yaşamak için verdiği kişisel mücadeleler üzerine derin gözlemler içeren bir kitap. Terapi kelimesinden korkulmaması gerektiği mesajını iletmeye çalışılıyor. Her şeyin birinci kuralının inanmak ve sevmek olduğunu bizlere bir daha hatırlatıyor.

Devamını Oku

Anna Kareninna, Anna Kareninna kitap özeti

Anna Kareninna

(Tolstoy)

Özet;

Anna Karenina, Rus aristokrasisine mensup şık ve güzel bir kadındır. Kibarlığı ve saygıdeğer kişiliği ile çevresinde hayranlık uyandırmaktadır. Kocası, yüksek bir devlet memurudur. Anna Ka-renina’nın monoton bir evlilik hayatı vardır; bütün mutluluğu evinde ve çok sevdiği çocuğunda bulmaktadır.

Bir gün, Anna Karenina’ya, ağabeyi ile yengesinin aralarının açıldığı haberi gelir. Anna onları barıştırmak için Moskova’ya gider. Orada Vronski adında yakışıklı, genç bir kontla tanışır. Kontun, Anna’nın akrabası olan bir genç kızla seviştiği haberi ortalıkta dolaşmaktadır. Aslında Kont Vronski, ilk görüşte Anna’ya hayran olmuş ve genç kadına kur yapmaya başlamıştır. Önceleri ilgisiz davranmaya çalışan Anna, bir süre sonra dayanamaz, Vronski’nin aşkına karşılık verir. Bu durum birçok dedikoduya neden olur. Genç kadın bunları umursamaz. Hatta durumu, kocasına bile anlatır. Ağırbaşlı, dedikodudan korkan bir adam olan kocası, karısının itirafları karşısında sarsılır, ama belli etmez. Çevreye karşı itibarlarının sarsılmaması için boşanmayı reddeder. Kocası, Anna’ya, çocuğunun geleceğini düşünerek bu ilişkiye son vermesini ister. Fakat Anna, Vronski’yle birlikte İtalya’ya kaçar.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Anna ile Vronski İtalya’da gözlerden ırak yaşarlar. Dönüşlerinde hiç kimse onlarla arkadaşlık yapmak istemez; dışlanırlar. Bu durum Anna’nın sinirlerini iyice bozar. Sevgilisiyle aralarında huzursuzluk başlar. Vronski de kayıtsız, içe dönük bir kişi olmuştur. Anna, Vronski’nin artık kendisini sevmediğini düşünmeye başlar. İyice bunalıma girer. Yaptıklarından büyük pişmanlık duyar ve sonunda intihar eder. Anna’nın ölümünden sonra Vronski de manevi bir çöküntü içine girer. Çareyi orduya yazılmakta bulur.

Tolstoy

Rus edebiyatının tanınmış romanlarından olan Anna Karenina, realist bir eserdir. Tolstoy, bu eserinde kişileri tek tek ruhsal açıdan incelemiş, romanına psikolojik boyut kazandırmıştır. Anna Karenina’da dürüst bir ev liliğin getirdiği mutlulukla evlilikteki yasak aşkın yol açtığı yıkım anlatılır. Bu romandan 19. yüzyıl Rus aile yapısı hakkında bilgiler edinilebilir.

Devamını Oku

Akşam Güneşi, Akşam Güneşi kitap özeti

Akşam Güneşi

(Reşat Nuri Güntekin)

Konu

Eser, hareketli bir hayattan sonra hasta olan bir adamın başından geçen olayları ve aşklarını anlatıyor.

Özet

Necati küçük yaşta annesini ve babasını kaybedene kadar ailesiyle birlikte Büyükada’da yaşar. Amcası onu İstanbul’a yanına alır ve büyütür. Amcasının iki kızı vardır. Necati orta okulu bitirdikten sonra askeri okula girer. Buradan mezun olduktan sonra amcasının yardımıyla Fransa’ya askeri akademiye girer. Fransa’da gönlünü epeyce eğlendirir. Buradan mezun olduktan sonra İstanbul’a döner. İstanbul’dan Şam’a tayini çıkar. Şam’da sıkıcı iki yıl geçirdikten sonra Bulgaristan’a tayini çıkar. Bu göreve gitmeden önce bir aylığına izin alır. Amcasının yanına gider. Burada amcasının büyük kızı, kocası ile sorunları yüzünden kendisini vurur ve felç olur. Kızıyla birlikte babasının yanına taşınırlar. Bu tatil sırasında Necati gönlünü komşu kızı Zehra’ya kaptırır ve kendisini beklemesini söyler.


Necati Bulgaristan’a giderken bir Türk çetesi treni durdurur. Necati’nin subay olduğunu anlarlar ve çeteye dahil ederler. Bu Türk çetesi Rum çeteleri ile çatışmalara girerler. Bir çatışmada Necati ağır yaralanır ve yolunu kaybeder. Dört gün gibi bir süre terk edimiş değirmende kalır. Birisi onu bu yerde bulur ve bir hastahaneye götürür. Değirmende kalırken çok kan kaybeder ve yarası mikrop kapar. Doktorlar, Necati’ye bundan sonraki yaşamında heyecan yaşamamasını, eğer çok heyecanlanırsa öleceğini söyler. İyileştikten sonra hastahaneden ayrılır ve İstanbul’a amcasının yanına döner. İstanbul’a gidince durumu Zehra’ya açıklar ve ondan ayrılır. Necati’nin amcası görev sırasında ölmüştür ve yeni haberi olur.

Nilgün, Necati ile ilgilenir ve ona bakar. Bir süre sonra Nilgün, Necati ile evlenir. Hastalığından dolayı düzenli bir hayat sürmek için babasından miras kalan Büyükada’daki çiftliğe yerleşir. Bir süre sonra Leyla çifliğe ziyarete gelir. Leyla büyümüş ve genç bir kız olmuştur. Necati ve Leyla çiftlikte gezerler, ata binerler, beraber dolaşırlar. Bu sırada birbirlerine bağlanırlar. Ve bir gün baloda Leyla ile dans ederken aşırı heyecanlanır ve ölür.

Ana Fikir

Hayat her zaman umduğumuz gibi gitmeyebilir, fakat değişikliklere kendimizi hazırlamalıyız.

Şahıslar ve Olaylar

NECATİ; gençliğini dolu dolu yaşamış, istegiği herşeyi yapmıştır. Geçirdiği hastalıktan dolayı eski hareketliliği kalmamıştır.

LEYLA; sevecen, çok güzel bir kızdır. Gönlünü genç yaşta Necati’ye kaptırır.

NİLGÜN; yardımsever ve iyi kalpli bir kızdır. Necati’ye çoçukluğundan beri aşıktır, fakat bunu söyliyemez.

Devamını Oku

Acımak, Acımak kitap özeti

Acımak

(Reşat Nuri Güntekin)

Konu

Küçük yaşta gördüğü kötü muamelelerden dolayı acıma duygusu olmayan bir öğretmeni anlatıyor.

Özet

Zehra adında bir öğretmen çok acımasız bir karaktere sahipti.Öğrencilerine her zaman kötü davranıyordu. Bir gün babasının öldüğünü duydu.Babasının evine gitti.Fakat hiçbir şekilde üzülmüyordu. Babasını yanına gitmeden başka bir odaya geçti. Odada bulunan sandıktan babasının hatıra defterini buldu.Bu hatıra defterini okudukça babasına haksızlık ettiğini anlamaya başladı.Acıma duygusu olmayan Zehra öğretmen babasının geçmişte bulunduğu duruma acımaya başlamıştı. Annesinin babasına karşı haksızlık yaptığını anladı.Büyük bir üzüntüyle odadan çıkarak babasının bulunduğu odaya gider. Ve onun yüzüne örtülü olan çarşafı kaldırarak onu öper. Daha sonra Zehra öğretmen okuluna geri döner ve bir süre sonra orada evlenir

Ana Fikir

Geçmişte yaşanan acı olaylar insan yaşamının diğer bölümlerinde sürekli etkili olur.

Şahıslar ve Olaylar

Zehra Hanım: Acımak nedir bilmeyen dik başlı, çatık kaşlı, asabi bir insandır.
Tevfik Bey: Zehra Hanım için elinden gelen herşeyi yapmak isteyen fedakar ve iyi bir insandır.
Mürşit Efendi:
Zehra Hanım’ın babası. İyiliklerden yana ve fedakâr bir insandır.

Müşerref: Mürşit Efendi’nin karısı. Oldukça bencil ve para düşkünüdür.

Feriha: Mürşit Efendi’nin kızıdır.Veremden öldü.

Kayınvalide: Aşırı tutkuları olan ve bencil bir yaratılışa sahiptir.

Yazar Hakkında Bilgi

Reşat Nuri GÜNTEKİN;

25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi(1912). Bursa’da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okulllarda devam etti. Mili Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Pais Kültür Ataşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’da öldü. İstanbul’da Karacaahmet mezarlığına gömüldü. Çalıkuşu, Yaprak dökümü, Dudaktan Kalbe ve Kavak Yelleri adlı eserleri bulunmaktadır.

Devamını Oku

Ago Paşanın Hatıratı,Ago Paşa’nın Hatıratı kitap özeti

Ago Paşa’nın Hatıratı

(Refik Halit Karay)

Konu

Bir papağanın öğrendiklerinin başına neler getirdikleri…

Özet

Kitap kısa kısa hikâyelerden oluşmuştur. Kitabın birinci hikâyesi ise kıtabın ismi olan “AGO PAŞA’NIN HATIRATI”dır.

Ago Paşa, herkesin isminden dolayı yanıldığı gibi bir insan değil aksine bir papağandır. Zamanında bir kuşçu dükkânında eğitilmiştir. Orada sahibi tarafından konuşmayı öğrenmiştir.

Ago Paşa’nın sahibi ona o zamanda neler yasak değilse onu öğretirdi ve o da bunu söylerdi. İnsanlar da onu merakla dinlerlerdi. Ama her şeyin bir sonu vardır. Ve kuş bunu anlayamaz. Bu sefer yine aynı şeyi söylemesine rağmen bu yasaklanmıştır. Bunun üzerine bu sefer sahabi polislerle uğraşmak zorunda kalır.O zaman sahibi onu tavan arasına saklar.Olaylar geçtiğinde de ona bu sefer ne söylemesi gerekiyorsa onu öğretirdi.

Ona ilk önce “yaşasın padişahımız” öğretilmişti. Bu yasaklanana kadar sahibi ve o mükemmel bir hayat sürmüşlerdi. Ama bu cümle de yasaklandığında yine büyük bir tehlike yaşamışlardı.Daha sonra “yaşasın hürriyet” öğretilmişti.Yine ilk önceleri herkes şaşırmış,kuşun söylediklerine şaşıyordu.Sonra bu cümle yüzünden bu sefer “ittihat ve terakki cemiyeti”ne girmişlerdi.Orada “yaşasın ittihat ve terakki” diyerek yüzlerce kişiyi başına topluyor ve onların verdiği şeyleri yiyordu.Gün geçti bu da yasaklanmıştı.Bu sefer “yaşasın şeriat” öğretilmişti.Görenler bu kuşun kendi dillerine uygun olduğunu düşünerek yine ona yiyecekler veriyorlardı.Sonra bu da yasaklanınca “yaşasın Mahmut Şefket Paşa” öğretilmiş ve bunu haykırıyordu.Bu yüzden Hareket Ordusu erkanından birine satılmıştı.İlk önceleri orada da rahat içindeydi.Bir gramofondan:

Kimdir onlar? Kimdir onlar?

Hareket Ordusu!

öğrenmişti. Daha sonra sokaktan geçen bir lahana turşucusunun taklidini yaparak bunu

Kimdir onlar? Kimdir onlar?

Hareket Ordusu!

Lahana turşusu!

çevirmişti. Sonra bunu dedi diye onu oradan atmışlardı.

Bu böyle devam etmişti. Ago Paşa öğrendikleri yüzünden ne acılar çekmiş ve neler neler ile ödüllendirilmişti. En sonunda yeni bir cümle öğrenmişti.Bu “yaşasın Kuvayı Milliye”idi.Daha sonra bu da yasaklandı.Artık bunlardan iyice sıkılmıştı.Çünkü ne öğrettiyseler önce onu rahat ettiriyor sonra cezalanmasına neden oluyordu.

Ana Fikir

Herşeyi sadece zamanına göre değil biraz da ileri düşünerek yaşamalıyız.

Şahıslar ve Olaylar

Ago Paşa:Öğrendikleri yüzünden başına gelmeyen kalmamış olan bir papağan.

Yazar Hakkında Bilgi

REFİK HALİT KARAY;

1888′de İstanbul’da doğdu. 18 Temmuz 1965′te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Vezneciler’de Şemsü’l-Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te öğrenim gördü. Özel ders aldı. Galatasaray Lisesi ve Hukuk Mektebi’ni yarıda bıraktı. Maliye Merkez Kalemi’ne katip olarak girdi. 1908′de Servet-i Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikat’te çalışmaya başladı. Son Havadis adıyla bir gazete kurdu, 15 sayı yayımladı.

Fecr-i Ati Topluluğu’na katıldı. Kalem adındaki mizah dergisinde de “Kirpi” takma ismiyle (müstear) siyasi mizah yazıları yazdı. Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesinden sonra Sinop, Çorum, Ankara ve Bilecik’te sürgün hayatı yaşadı. 1918′de İstanbul’a döndü. Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği yaptı. Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleleri yayımlandı.

Damat Ferit Paşa’nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı. Posta ve Telgraf Umum Müdürü olarak görevlendirildi (1919). İzmir’in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul Hükumetini tuttu. İstanbul’un düşman işgalinden kurtarılışının ardından 1922′de Beyrut’a kaçtı. 1938′de affın çıkmasından sonra yurda döndü. Ölünceye dek yazılarını sürdürdü.

Devamını Oku

Anamın Kitabı, Anamın Kitabı özeti

Anamın Kitabı

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Konu

Çocukluk yıllarında çok acı çekmiş bir çocuğun bu anılarının onu nasıl etkilediğini ve sonuçlarını anlatır.

Özet

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun belki bütün romanlarımın anahtarlarını verdiğim kitabım dediği “Anamın Kitabı”onun en önemli eserlerinden biridir. Eserde, yazar çocukluk anılarından bahsetmekte, bunu yaparken de şuuraltı tekniğinden yararlanmaktadır. İnsanın alınyazısının çocuklukta yazıldığını ve hangi yaşa girerse girsin, şuuraltında daima çocukluk kaldığını savunur.

Yakup Kadri, Aydın ve Manisa’da hüküm sürmüş Karaosmanoğulları sülalesine mensuptur. Yazar altı yaşına kadar babasının Mısır’daki İbrahim Paşa Konağına yerleşmiş ve İkbal Hanımla evlenene kadar burada yaşamıştır. İkbal Hanımla evlendikten sonra Kahire’ye yerleşmiştir. Daha sonra İbrahim Paşanın ölmesi nedeniyle Manisa’ya yerleşmiştir. Eser, hayatının doğrudan doğruya bu bölümleriyle ilgilidir.

Yazar babasını, çevresinde çok saygın bir kişiliğe sahip olmasına rağmen sevmez. Babasının konuşma tarzı, hareketleri, konuşması ve bilhassa annesine karşı olan davranışları yazara çok ilkel gelir. Nitekim babası eve geldiğinde önüne konulan terlikleri giydikten sonra annesini peşinden sürükler, kendisi ile ilgilenilmekte biraz gecikilse evi velveleye vererek huzursuzluk çıkartır.

Yazarda geçmişe daima bir özlem vardır. Lalasıyla Nil boyunca Ehramlara doğru ya da şehrin kalabalık caddelerine doğru yapılan gezintiler, hele babasıyla şehrin hayvanat bahçesi karakterindeki “Özbekiye Bahçesine” yaptığı araba gezintileri onun için tadına varılmaz saatlerdir.

Mısır’daki bu ihtişam dolu çocukluk günlerini, altı yaşında geldiği Manisa’daki sıkıntılı günler takip eder. Burada, okula giderken uyku sersemi kalkışını, eline “Amme Cüzzü” tutuşturularak sokak kapısından dışarı bırakılıverişini, kendisine kahvaltı olarak bir dilim kuru ekmekle bir topak tulum peyniri sunuluşunu hiç unutmaz. Hele okula giderken yolun bozukluğu onun için işkence dolu saatlerdir.

Okul hayatı ise ona göre pek verimsizdir. Okulun doksanlık kapıcısı onu teneffüslerde rahat bırakmaz. Sınıf hocası Mustafa Efendinin daima çatık ve kızgın suratı, okulun müdürü Hüseyin Efendinin şimşir sopası da onu rahatsız etmektedir. Ama yazarı mektepten asıl yıldıran okulun pisliği ve mundarlığıdır. Bu nedenle biraz utangaçlığından, bilhassada bu ağır koku yüzünden annesinin kendisine hazırladığı yemeği bile yemez, arkadaşlarına bırakır.

Mısır dönüşü Karaosmanoğulları sülalesi kendilerine itibar göstermediğinden sıkıntılı günler yaşarlar. Kendilerine babasının arkadaşı Hulusi Bey kucak açar. Onun konağında önce misafir olarak birkaç gün kaldıktan sonra konağın yanındaki küçük evi kiralalar. Bu evde yazarın ilk dikkatini çeken şey, evin arka kısmından kendisine çok yakın görünen Manisa Dağıdır. Dağa baktıkça, dağdaki boz renkli kaya diz çökmüş bir deve gibi, buradaki inde aslan gibi görünür kendisine. O dağdaki tabiat şekillerini iniş, yokuş, yar, oyuk, tepe masallardaki peri padişahının sarayındaki denizlere, kulelere benzer varlıklarmış gibi düşünür. Sürekli olarak bu dağa gitmek ister. Bir gün komşusunun oğlu Cemal ile oraya giderler. Fakat beklediğini bulamaz, hayal kırıklığına uğramıştır.

Çocukluğunda en derin, en ihtiraslı sevgisini tercih ettiği insan Afet Ninesidir. Ninesi, Kadri Beyin küçüğü Nazif Beyi kaybettiğinden bu yana tek sevgisini torunu Yakup Kadiri’ye yöneltmiştir. Ninesi onlarda kaldığı süreçte Yakup Kadri ondan ayrı yatmaz. Hatta ninesi hastalandığında bile ondan ayrılamaz. Hele ninesi kendi evine dönmeye kalsın; evde kıyametleri kopartır, günlerce ağlar, yemekten içmekten kesilir, evdekilere hayatı zehir eder.

Babasının hastalığı da eserde geniş yer alır. Babası hayatının son devresinde kendisini dünyadan iyice çekerek ahirete verir. Seccadesinin başına oturarak saatlerce tespih çeker, on dakikada kılınacak namazları yarım saatte bitirir. Yakup Kadiri’ye Kuran-ı Kerim öğretmeye çalışır. Ama Yakup Kadri bunu hiç beceremez. Yazarı bu derslerden evde bozulan antika saatler kurtarır. Babası günlerce saatleri yapmaya çalışır ama muvaffak olamaz.

Babası ölümüne doğru “Ramazanı Şerif” geliyor diye evin içinde çocukça bir sevinçle dolaşır. Ramazanı mutlaka İstanbul’da geçirmek niyetindedir. Fakat gidecekleri günün arifesinde babası ansızın hastalanarak yatağa düşer. Hastalığı çok ağırdır, çok geçmeden ölür.

Yakup Kadiri’yi ölümden ziyade kardeşiyle birlikte komşusunun evinde geçirdikleri ayrılık geceleri etkiler. Babasının cesedi önüne götürüldüğünde diğerleri gibi ağlamak istediği halde ağlayamaz.

Çayırbaşı İlkokulunun, yazarın huyunun değişmesinde büyük rolü vardır. Okuldaki çocuklar öyle yabanidir ki onu okula evin kalfası götürmektedir. Kalfası teneffüslerde bile yanından ayrılmamaktadır. Ancak bu vaziyet yazara ağır gelmektedir. Buradaki çocuklar daima birbirleriyle kavga etmekte, çete savaşları yapmakta ve birbirlerine ağır küfürler savurmaktadırlar.

Yine bir gün böyle bir kavga esnasında kalfanın (kendisinden 5 –6 yaş büyük) kavgayı ayırmaması nedeniyle kızarak kalfasına ağza alınmayacak küfürler savurup, yumruklamaya başlar. Bu nedenle kalfası onu bir daha okula götürmeye cesaret edemez. Ancak yazar kendisinden daha büyük birini dövmenin verdiği gururla kendisine olan güveni yerine gelir.

Bu olaydan haberinin olmadığını sandığı annesi ona küser. Bunu bilmeyen Yakup Kadri, annesinin ilgisini çekmek ve annesinin sevgisini tekrar kazanmak için çeşitli muziplikler yapar, kendisini yaralar. En küçük bir olayda bile üzerine titreyen annesi, bu olaylarda yanına bile gitmez. Sonunda yazar, durumu anlayarak bir daha ağzına öyle sözler almayacağına söz vererek annesinden özür diler ve elini öper. İşler yoluna girer.


Ana Fikir

Aile bireyleri, çocukların gelişme döneminde onlara karşı daha sağdulu davranmalı,aile içindeki tutum ve davranışların onları nasıl etkilediğini fark etmelidir.

Şahıslar ve Olaylar

Yazar : Çocukluğunda bir acı çekmiştir. Bundan dolayı sessiz , sakin fazla konuşmayan bir yapıya sahiptir. Duygusaldır. Arkadaşlarıyla fazla konuşmaz.

Yazarın babası: Çevresi tarafından sevilir.Fakat evde aile bireylerine karşı ilkel davranır. Kılık ve kıyafetine özen gösterir. Eskiye bağlı bir insandır.

İkbal Hanım: Yazarın annesidir. Güzel bir kadındır. Fazla konuşmaz. Çevresinde sevilir. Sessiz, sakindir. Olaylara mantığıyla yaklaşır. İnsanları ayırt etmeden sever.

Afet nine : Yazarın en sevdiği aile üyasidir. Tatlı ve şirin bir hanımdır. Yaşlıdır. Eşini kaybettikten sonra tüm sevgisini torununa verir. Neşeli bir hanımdır.

Yazar Hakkında Bilgi

21. Yüzyıl edebiyatının büyük romancısı 27 Mart 1889’da kahire’de doğdu. Kurtuluş savaşı yıllarında Anadolu’ya geçti. Emekliye ayrılınca verimli bir yazı hayatında başladı.yazarlığını sürdürürken 13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü. Yazar, eserlerinde Türk toplumunun, Tanzimattan Atatürk Türkiye’si dönemi ne kadar olan yaşantısını anlatan hikaye,makale ve romanlar yazmıştır.

ESERLERİ:

HİKAYE: Bir serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikayeleri.

ROMAN: Yaban, Kiralık konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Ankara, Bir Sürgün, Hep O Şarkı.

ANI : Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda.

MONOGRAFİ: Atatürk, Ahmet Haşim

Devamını Oku

Aldatacağım, Aldatacağım kitap özeti

Aldatacağım

(Esat Mahmut Karakurt)

Konu

O zamanların ünlü bir muharirinin başından geçen olayları anlatmaktadır.

Özet

Macit isimli bir muhariri bir gün kitap yazarken bir bayan arar.Bu bayan Macit’e kocasının onu aldattığını ve o da aynı şekilde kocasını aldatmak istediğini söyler.Bu aldatma işini de onunla icra etmek istediğini ifade eder.


Macit ilk önce bunun bir oyun olduğunu ve bu bayanın onunla dalga geçtiğini zanneder.Fakat kadının konuşmasıyla onun ciddi olduğunu anlar ve kadının teklifini kabul eder.Kadın onu emin olduktan sonra tekrar arayacağını söyleyip telefonu kapatır.Bu görüşmeden sonra Macit’in içine kurt düşer.Bu ona hazırlanmış bir tuzak olduğu hakkında şüpheye düşer.


Bir sonraki gün o kadın tekrar arar ve Macit’e hemen gelmesini söyler.Macit hemen bir taksiye atlar ve kadını evine gider.O akşam Macit Mualla’la birlikte olur.Sabah olduğunda Mualla Macit’e hemen evden gitmesini ,içinde kötü bir his olduğunu söyler.Bu olaydan bir iki dakika sonra Mualla’nın kocası yanında iki polisle eve gelir.


Macit’le karısını yatak odasında yakalar.Macit çok kötü bir durumda olduğunu ve bütün hayatının bittiğini düşünür.Tam bu sırada Mualla’nın kocası Macit’i odaya çağırır.Burada adam ona işlediği suçun cezasını okur ve bir kurtuluşu olduğunu söyler.Bu kurtuluşun onun rızasını alırsa olabileceğini söyler ve bir miktar para istediğini söyler.Bunun üzerine Macit çok sinirlenir ama parayı verir, dolayısıyla bu işten yakasını kurtarır.


Bu olaydan birkaç gün sonra Mualla Macit’in parasını geri getirir.O günün akşamı kocasını öldürür. Macit bu olayı gazeteden öğrenir,Mualla yargılanırken şöhretini kaybetme pahasına mahkeme salonuna gider.


Doğruyu söyleyerek Mualla’nın beş seneyle kurtulmasını sağlar.Bu beş sene boyunca Mualla’nın iyi geçinmesi için hapisaneye her ay para yollar. Macit, Mualla’ya hapisaneden çıktıktan sonra ona evlenme teklif eder ve evlenirler.


Ana Fikir

Zararın neresinden dönersek kardır.


Şahıslar ve Olaylar

Macit zeki ve başarılı fakat kendini çabuk kaptıran birisidir. Mualla, kendini kocasına köle etmiş, ahlaksız bir kadındır. Mualla’nın kocası, tamamen ahlak kurallarından yoksun birisidir.

Yazar Hakkında Bilgi

Esat Mahmut Karakurt, birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla, yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biriydi. 1902 İstanbul doğumlu yazarın, iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. 1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.

Devamını Oku

Ankara, Ankara kitap özeti

Ankara

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Konu

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU’nun Ankara romanı ütopik bir romandır. Bu romanda yazarın özlediği, özlemini çektiği geleceğin Ankara’sı dolayısı ile Türkiye’sidir.

Özet

Cumhuriyet inkılabı ile birlikte Anadolu’nun yeniden dirilişi yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu yeni yapı üzerine acil bir şekilde bina inşaa edilmelidir. Bunu yapacak olanlar ise dönemin idealist vatansever insanları olacaktır. Ankara romanında ise bunu gerçekleştirecek idealist insanların verdiği mücadele anlatılmaktadır.

Bu idealist insanlar inkılap hareketini özümsemiş, milli şuura sahip karakterlerdir. Bu insanlar hayat serüveni içerisinde karmaşık yollardan geçerek romanın son bölümünde bir araya gelirler. Kendi hayatlarını geleceğin çağdaş, modern, öz benliği ile çelişmeyen maddi ve manevi varlığını kaybetmeyen, değerleri ile övünen yeni Türk toplumu yaratma mücadelesi içinde geçer.

Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır.;

Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).

İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).

Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).

Bu üç bölümdeki olaylar yazarın her bölümde ayrı bir kişilik olarak karşımıza çıkardığı Selma Hanım’ın çevresinde geçer. Selma Hanım’ın arayışı Ankara’nın arayışıdır. Yazgısı Ankara’nın yazgısıdır. Yaşamı da Ankara’nın yaşamıdır. Selma Hanım’ın ilişki kurduğu erkekler ise birer simgedirler.

Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklamaktadır. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçiriyor. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısıdır.

Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbul’lu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Boş zamanlarında Hatice Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Bu dönemlerde Hakkı Bey’in milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler.

Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.

İkinci bölümde Selma Hanım Nazif Bey’den boşanmıştır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişmiş değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirmiştir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmışlardır. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey’in yeni yüzüyle karşılaşırız.

Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan birisine dönüşmüştür. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır.

Selma Hanım yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.

Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Ankara’nın çehresi değişmiştir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur.

Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir.

Selma Hanım ve Neşet Sabit fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.


Ana Fikir

Yeni kurulan bir devletin buhranlı dönemlerinde insanların kendi menfaatlerinden çok devletini ve milletini düşünmesi gerekir.Bu zor dönemin atlatılmasında her ferdin yürek yüreğe, el ele çalışması; engelleri, ne kadar güç olsa da, beraberce aşması gerekmektedir.

Şahıslar ve Olaylar

Selma Hanım: İyi bir öğrenim görmüş, haksızlıklara boyun eğmeyen, vatansever, vatan sevgisi uğrunda oradan oraya koşan; hep bir şeylet arayan, aradığını bulamayan; azimli ve hoş görülü, halden anlar, olgun bir kişidir.

Nazif Bey: İyi bir öğrenim görmüş banka şefidir. Sessiz, sedasız, vatanından çok canını seven kişidir.

Binbaşı Hakkı Bey: Milli mücadele yıllarında atılgan ve yiğit bir askerdir. Milli mücadele bitince tavır ve hareketlerinde değişmeler olur. Milli mücadele vurguncusudur, sömürücüdür, vurdumduymaz biridir.

Neşet Sabit Bey: İyi bir öğrenim görmüş, genç bir yazardır. Milli mücadelenin yanında yer almış, gönülden desteklemiş, inkılabın yanında canla başla çalışan; sorumluluğunu bilir, azimli, hoşgörülü, halden anlayan bir kişidir.

Murat Bey: Kendisi Anadolu’nun bağrında yetişmiş, milli mücadelenin yanında yer almış, tutucu, kendi çıkarını herşeyin üstünde tutan bir insandır. Milli mücadele vurguncusudur. Milli mücadele sonunda zengin olmuş, harvurup harman savuran bir kişidir. Ailesi ile Avrupa’ya kaçmıştır.

Ömer Efendi ve Ailesi: Kültür düzeyleri düşük insanlardır.Kendilerinin ayıp saydıkları şeyleri başkaları yaparsa ayıp sayarlar. Kendileri yaparsa olağan karşılarlar. Tutucudurlar. İş hayatında başarılıdırlar.

Yıldız Hanım: Tiyatro sanatçısıdır.

Şeyh Emin: Dini bir kişidir, tutucudur.

Yazar Hakkında Bilgi

27 Mart 1889′da Kahire’de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa’da başladı. 1903′te İzmir İdadisi’ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır’a döndü, öğrenimini İskenderiye’deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908′de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi.

1909′da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916′da tedavi olmak için gittiği İsviçre’de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. 1921′de Ankara’ya çağrıldı ve bazı görevler verildi.

1923′te Mardin, 1931′de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. Kadro Dergisi 1932′de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934′te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı.

Daha sonra 1935′te Prag, 1939′da La Haye, 1942′de Bern, 1949′da Tahran ve 1951′de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960′tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974′te Ankara’da öldü.

ESERLERİ Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panaroma, 2 cilt, Hep O Şarkı. Hikaye Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri. Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl,

Gençlik ve Edebiyat Hatıraları.

Devamını Oku