
İngilizce Öğrenmeye yeni başlayanlar için İngilizce Dersleri
2.BÖLÜM
bu kez ikinci bölümü ile geliyoruz. Bu bölümde hangi derslerin bulunduğunu öğrenmek için tanıtım filmini izleyebilirsiniz.

KPSS 2014 KPSS TERCiHLERi BAŞVURULARI SINAV TARiHi SORULARI 2014 kpss,kpss 2014,2014 kpss başvuruları,kpss soruları,2014 kpss sonuçları,kpss sınavı,kpss başvuru formları,kpss başvuru formu






What is the time?
What time is it ?
Tam saatlerde
04:00 :It is four o’clock.
05:00 :It’s five o’clock.
Yarımlarda half past kullanılır
05:30 : It is half past five.
09:30 : It is half past nine.
Çeyreklerde quarter kullanılır
08:45 : It is a quarter to nine.
02:15 :It’s a quarter past two.
-e var demek için : “to” kullanılmalıdır.
03:40 : It is twenty to four.
06:55 : It is five to seven.
- … geçiyor demek için : “past” kullanılmalıdır.
10:10 : It is ten past ten.
11:20 : It’s twenty past eleven.am ve pm arasındaki fark nedir?
am : Gece 12.00′den öğlen 12.00′ye kadar olan vakit aralığı
pm : Öğlen 12.00′dan gece yarısı 12.00′a kadar olan vakit
Örnekler
01.10 pm : Öğlen saat 01.10
04.20 am : Sabaha karşı saat 4.20
Pratik saat söyleme yolları
02.20 : two twenty
04.30 : two thirty
09.45 : nine forty five
Mouse u kullanarak sol tuş yardımıyla peyniri saatin üstüne bırakın fakat doğru saat olması gerekiyor.
Ülkeler ve milletleri üzerine tıklayınca dinleyebiliyorsunuz.
Telefona cevap verme
Good morning/night/evening/afternoon Gesty Ltd. How can I help you?
Günaydın…Gesty şirketi.Size nasıl yardımcı olabilirim?
Arayanı başka telefona bağlama
One second, please
Bir saniye lütfen
Bir problem olduğunu anlatma
I am sorry but the boss is not available at his office.
Üzgünüm patron ofisinde değil.
Yardım önerisi
What else can I do for you?
Sizin için başka ne yapabilirim?
Would you like to hold?
Hatta kalabilirmisiniz?
Bilgiyi kontrol etme
Could you spell your name please?
Could you repeat the phone number?
İş yapmak amacıyla telefonda nasıl İngilizce konuşmalıyız
Birini telefona isteme
Good evening/morning/night/afternoon. Could I speak to Mr. Albert, please?
Günaydın,Albert beyle konuşabiliriyim,lütfen?
Telefonda birisine mesaj bırakma
Could you tell Mr.Albert I sent the cargo an hour ago?
Albert beye kargoyu bir saat önce gönderdiğimi söylermisiniz?
Telefon numarınızı bırakın
This is speaking ,Mr.Allisonton.My telephone number is 1537867.
Telefondaki Bay Allisonton.Telefon numaram 1537867.
accept : kabul etmek I accept your conditions.
allow : müsaade etmek I allow you to go to the cinema.
ask : sormak I ask my teacher a question.
believe : inanmak I do not (don’t) believe your words.
borrow : ödünç almak I borrow money from you every month.
break : (broke-broken) kırmak I break the window when I am not careful.
bring : (brought-brought) getirmek I bring you a newspaper everyday.
buy : (bought-bought) satın almak I buy some clothes for the summer.
Can / be able : (could) (Y.F) yapabilmek I can speak English. I am able to speak Eng.
cancel : iptal etmek I cancel our meeting on Monday.
change : değiştirmek I change my plans if there is a problem.
clean : temizlemek My mother cleans my room everyday.
close / shut : (shut) kapamak My secretary closes the door every morning.
comb : taramak My son combs his hair in front of the mirror.
complain : şikayet etmek Old people always complain about their health.
cough : öksürmek The students cough when they have cold.
count : saymak I count my money before I pay for something.
cut : (cut-cut) kesmek The waiter cuts the bread for his customer.
dance :dansetmek Young girls dance all night.
draw : (drew-drawn) çizmek / çekmek I draw money from the bank when I need it.
drink : (drank-drunk) içmek The runners drink a lot of water after the race.
drive : (drove-driven) sürmek (vasıta) My wife and I drive to Sapanca on Sundays.
eat : (ate-eaten) yemek We don’t eat red meat for dinner.
explain : açıklamak I explain everything in English.
Fall : (fell-fallen) düşmek Leaves fall from the trees in Autumn.
fill : doldurmak Please fill the glass with water.
find : (found-found) bulmak I find time to learn English everyday.
finish : bitirmek /bitmek Do you finish your work late ?
fit : (fit-fit) uydurmak I can not fit the screw in the hole.
fix : tespit etmek We must fix an appointment for Sunday.
fly : (flew-flown) uçmak Turkish Airlines fly to America every day.
forget : (forgot-forgotten) unutmak I often forget names of my clients.
give : (gave-given) vermek My father gives me money every wek.
go : (went-gone) gitmek My friend and I go to the cinema every Sunday.
have : (had-had) sahip olmak I have many friends at school.
hear : (heard-heard) duymak We can hear the music because it’s loud.
hurt : (hurt-hurt) incitmek You hurt me with these bad words.
know : (knew-known) bilmek I know that the world is small.
learn : öğrenmek We must learn all our lives.
leave : (left-left) Terketmek/ayrılm. I leave home at 8 every morning.
listen : dinlemek We must listen to wise people.
live : yaşamak We can’t live a comfortable life without money.
look : bakmak The young girl looks at the sky to see the stars.
lose : (lost-lost) kaybetmek You should not lose time and learn English.
make/do : (made- did-done) yapmak I do good things. My wife makes me coffee.
need : Ihtiyaç hissetmek I need much money to start this business.
open : açmak Please open the door when the teacher comes.
organize : düzenlemek We organize a party every summer.
pay : (paid-paid) ödemek We pay 100 dollars for our rent.
play : oynamak We play football after school.
put : (put-put) koymak I put my books on the table.
rain : yağmak(yağmur) It rains in Istanbul very frequently.
Read : (read-read) okumak We must read many books to learn.
reply : yanıt vermek I don’t reply to telephone calls after 10o’clock.
run : (ran-run) koşmak The athlete runs 100 meters in 10 seconds.
say : (said-said) söylemek Don’t say rude words to your friend please.
see : (saw-seen) görmek I can’t see any good reason for this behaviour.
sell : (sold-sold) satmak My friend sells vegetables at the market.
send : (sent-sent) göndermek We send letters to our friends in England.
sign : imzalamak The manager signs many letters everyday.
sing : (sang-sung) şarkı söylemek Italians can sing very well.
sit : (sat-sat) oturmak I sit at my desk for many hours everyday.
sleep : (slept-slept) uyumak Young children sleep for many hours.
smoke : tütün içmek People smoke many cigarettes allover the world
speak : (spoke-spoken) konuşmak We can speak many languages.
spell : hecelemek Please spell this word for me.
spend : (spent-spent) harcamak We can not spend much money. We are poor.
stand : (stood-stood) Ayakta durmak You cant stand here. This is private area.
start/begin : (began-begun) Başlamak/atmak The classes start on 28th February.
study : çalışmak (ders) Please study you lessons to pass your exams.
succeed : başarmak We must succeed in English to get a job.
swim : (swam-swum) yüzmek All the children swim in this pool.
take : (took-taken) almak Take this money and go now.
talk : konuşmak Ahmet always talks on the phone .
teach : (taught-taught) öğretmek I teach English to professionals.
tell : (told-told) Söyle/anlatmak Tell me about your life please.
think : (thought-thought) düşünmek I think Istanbul is an expensive city.
translate : tercüme etmek We must translate this text into English.
travel : seyahat etmek We travel across Europe every Summer.
try : denemek We must try this car.
turn off : Kapamak Turn off the television please.
turn on : Açmak Don’t turn on the radio because I am tired.
type : Tape etmek Can you type these letters please ?
understand : (understood) Anlamak I understand everything very easily.
use : Kullanmak We must use our time very efficiently.
wait : Beklemek I wait for the bus every morning.
wake up : (woke-woken) Uyanmak The students wake up very early every morning.
want : Istemek I want more money.
watch : Seyretmek My mother watches every program on TV
work : Çalışmak My teacher works very hard to earn more money.
worry : Endişe etmek I worry about my girlfriend.
write : (wrote-written) Yazmak The secretary writes many letters every day.
İngilizce’de En Çok Kullanılan 100 Kelime
Aşağıdaki 12 kelime okuduklarımızın yaklaşık dörtte birine denk gelir
A : bir / a book : bir kitap
And : ve
He : O (erkek)
I : Ben
in : içinde
is : dir
it : o (cansız ve hayvan)
Of : ..nın (of my car : arabamın)
That : şu
The (artikel) : The car (belirli araba)
to : e.. a .. (Ankara’ya)
Was : dı.. / He was a teacher (O bir öğretmendi)
Aşağıdaki 20 kelime ile birlikte 32 kelime okuduklarımızın yüzde otuzunu oluşturur
all : bütün (hepsi)
are : dırlar
as : gibi
at : de / da (at school)
Be : ol (mak) - fiil / I am .. You are … It is
But : fakat
For : için
Had : sahip olmak (dili geçmiş zaman) / I had a book : Bir kitaba sahiptim.
Have : Sahip olmak / I have a book : Ben bir kitaba sahibim
Him : Onu / I know him : Onu bilirim
his : Onun (erkek için) / His book : Onun kitabı – Her : onun (kadın için)
not : değil / This is not a book : bu bir kitap değildir.
On : üzerinde / on the table : masanın üzerinde
one : bir / one book : bir kitap
said : söyledi (say fiilinin dili geçmişi) / I said : ben dedim .. You said : Sen söyledin
so : böyle / böylece ..
they : onlar
we : biz
with : ile
you : sen / siz
Aşağıdaki 68 kelimeyi de eklerseniz toplam 100 kelimenin okuduğumuz yazılardaki kelimelerin yaklaşık yüzde ellisini oluşturur
About : hakkında
An : bir / an error : bir hata / an hour : bir saat
Back : geri / arka / Go back : geri git
Been : be fiilinin 3. hali (be / was / been)
Before : önce / before the party : partiden önce
Big : büyük / big man : büyük adam
By : ile / vasıtasıyla / by car : arabayla
Call : çağırmak / telefon etmek / I called my brother : Kardeşimi aradım
Came : gelmek - dili geçmiş / I came to work : İşe geldim
Can : yardımcı fiil .. bilir / I can go : Ben gidebilirim
Come : gel / I come to work at 8 : Ben 8 de işe gelirim
Could : can yardımcı fiilinin dili geçmişi / I could go oto school : Ben okula gidebildim
Did : do fiilinin dili geçmişi / I did my work : Ben işimi yaptım
Do : Yapmak fiili / I do my work every day : Ben hergün işimi yaparım
down : aşağı / sit down : otur aşağı
first : birinci / first lesson : birinci ders
from : den / dan / from Ankara : Ankara’dan
get : almak / elde etmek / ulaşmak / I will get water for you : Senin için su alacağım
go : gitmek / I go to school every morning : Her sabah okula giderim
has : have fiilinin 3. şahıs çekimi / He has a book : O bir kitaba sahiptir.
Her : Onun (kadın için) / Her book is on the table : Onun kitabı masanın üzerindedir.
Here : burada / buraya
İf : eğer / if you come early we will g oto the cinema (eğer erken gelirsen ….)
İnto : içine / Come into the room : odanın içine gel / odaya gir
Just : yalnızca
Like : beğenmek / hoşlanmak / I like music : Müzik severim
Little : az / little Money : az para / we have little Money / Az paramız var
Look : bak / Look at me : Bana bak
Made : make (yapmak) fiilinin dili geçmişi / I made a mistake / Ben bir hata yaptım
Make : Yapmak / I make a toast every morning : Her sabah bir tost yaparım
More : daha fazla / I have more Money : Benim daha fazla param var
Me : beni / bana (zamir) / Give me Money : Bana para ver
Much : çok (sayılamayan isimler için) / much love : çok sevgi / much patience : çok sabır
Must : meli.. malı (yardımcı fiil) / I must go : Ben gitmeliyim
My : benim / my book : benim kitabım
No : hayır / hiç / No I dont have a book : Hayır, bir kitaba sahip degilim.
New : yeni / New chance : yeni şans / new car : yeni araba
Now : şimdi / I will go now : Şimdi gideceğim
Off : kapalı / edat / the radiator is off : radyatör kapalıdır
Old : eski / yaşlı / an old lady : yaşlı bir kadın
Only : yalnız / only children : yalnız çocuklar
Or : veya
Our : bizim / our friends : arkadaşlarımız
Other : diğer / other ways : diğer yollar
Out : dışarı / go out : dışarı git
Over : üzerinde / üzerinden / jump over the wall / duvarın üzerinden atla
Right : sağ / doğru / haklı / You are right : Haklısın
She : O (kadın için) / She is a good girl : O iyi bir kızdır
See : gör / I see a woman : Bir kadın görürüm (görüyorum)
Some : bazı / we need some Money : Bizim biraz paraya ihtiyacımız var
Their : onların / their friends : onların arkadaşları
Them : onlara / onları / I love them : Onları severim (seviyorum)
Then : o zaman / ondan sonra / öyleyse / Then I went to work : Ondan sonra işe gittim
There : Orada / oraya / I will go there : Oraya gideceğim
This : bu / this book : bu kitap
Two : iki / two girls : iki kız
Up : yukarı / stand up : Ayağa (yukarı) kalk
Want : istemek / I want Money : Para isterim (istiyorum)
Well : iyi (zarf) / He speaks well : O iyi (şekilde) konuşur.
Went : gitmek (dili geçmiş hali) / I went to work : Ben işe gittim
Were : be fiili dili geçmiş zaman / They were friends : Onlar arkadaştılar
What : ne / What do you want / Ne istersin (istiyorsun)
When : Ne zaman / When do you go to school ? : Ne zaman okula gidersin?
Where : Nerede / Nereye / Where are you ? : Neredesin ?
Which : hangi / Which car do you want ? : Hangi arabayı istersin ?
Who : kim / kime / Who are you : Sen kimsin ?
will : cek / cak / I will go to school : Ben okula gideceğim
your : senin / sizin / Your school : senin okulun
PRATİK İNGİLİZCE / ABOUT US (KENDİMİZ HAKKINDA)
Adım Ali’dir : My name is Ali (may neym iz Ali)
Türk’üm : I am Turkish (ay em törkiş)
İstanbul’luyum : I am from İstanbul (ay em fırom İstanbul)
30 yaşındayım : I am …(30) years old (ay em törti yiırz old)
Ben bir öğrenciyim : I am a student (ay em e sütuyudınt)
Ben bir işadamıyım : I am a businessman (ay em e biznısmen)
Ben bir doktorum : I am a doctor (ay em e daktır)
İstanbul’da yaşıyorum : I live in İstanbul (ay liv in İstanbul)
Bu otelde kalıyorum : I am staying in this hotel (ay em sitaying in dis hotel)
Tatillerimi Marmaris’te geçiriyorum : I spend my holidays in Marmaris.
Amerika’nın neresindensiniz ? : Where in America are you from ? (weyr in amerika ar yuu from)
Which part of America are you from ?
Babam bir mühendistir : My father is an engineer (may fadır is en enciniyr)
Adınız nedir : What is your name ? (wat iz yor neym)
Soyadınız nedir : What is your surname (wat iz yor sör neym)
Fransız mısınız ? Are you French ? (ar yu firenç)
Nerelisiniz ? : Where are you from ? (weyr ar yu fırom)
Kaç yaşındasınız ? : How old are you ? (hau old ar yu)
Ne iş yapıyorsunuz ? : What do you do ? (wat du yu duu)
İşiniz nedir ? : What is your job ? (wat iz yor cob)
Evli misiniz ? : Are you married ? (ar yu merid)
Evet, evliyim ? : Yes, I am married (Yes, ay em merid)
Bekarım : I am single (ay em singıl)
Çocuğunuz var mı ? : Do you have children ? (du yu hev çıldrın)
Bir oğlum ve bir kızım var : I have a son and a daughter (ay hev e san end e dootır)
Ali adında bir oğlum var : I have a son called Ali (ay hev e san kold Ali)
Çocuğum yok : I don’t have children (ay dont hev çıldrın)
Karım bir doktordur : My wife is a doctor (may wayf iz e daktır)
Kocam bir banka müdürüdür. My husband is a bank manager (may hazbınd iz e benk menıcır)
Kardeşleriniz var mı ? : Do you have brothers or sisters ? (du yuh ev bıradırs or sistırs)
Hiç kardeşim yok : I don’t have any brothers or sisters (ay dont hev eni bıradırs or sistırs)
Bir erkek kardeşim var : I have a brother (ay hev e bıradır)
Bir arkadaşım var İngiltere’de : I have a friend in England (ay hev e firend in inglınd)
Yolculuk yapmayı severim : I like travelling (ay layk tirevıling)
70 kiloyum : I am seventy kilos (ay em sevınti kiloz)
Boyum 1,80 dir : I am 1 metre eighty centimeters tall (I am 1 metre 80)
(ay em wan mitır eyti)
Hobilerim sinema ve müziktir : My hobies are cinema and music (may hobis ar sinema end miyuzik)
Ben müslümanım : I am muslim (ay em muzlim)
Memnun oldum : How do you do ? (Hau du yu duu)
İlk tanışmalarda kullanılır.
Tanıştığımıza memnun oldum : Nice to meet you
Merhaba : Hello (Heloo)
Merhaba (Selam) : Hi (Hay)
Günaydın: Good morning (gud morning)
Tünaydın : Good afternoon (gud aftırnuun)
İyi Günler : Have a nice day (hev e nays dey)
İyi akşamlar : Good evening (gud ivning)
İyi geceler : Good night (gud nayt)
Nasılsınız : How are you ? (hau ar yuu)
İyiyim, teşekkürler : I am fine.. Thank you (Ay em fayn tenk yuu)
Nasıl gidiyor : How is it going (Hau iz it going)
Karınız nasıl ? : How is your wife (Hau iz yor wayf)
Kocanız nasıl : How is your husband ? (Hau iz yor hazbınd)
O iyi : He is fine (Hii iz fayn) / She is fine (Şii iz fayn) He : O (erkek) She : O (kadın)
Çocukların nasıl ? : How are your children (Hau ar yor çıldrın)
Onlar iyiler : They are fine (dey ar fayn)
Introducing People
Sizi Ahmet Bey ile tanıştırayım :
Let me introduce you to Mr. Ahmet (let mi introdyus yuu to Mr. Ahmet)
Kendimi size takdim edeyim :
Let me introduce myself to you (let mi introdyus mayself tu yuu)
Bu benim arkadaşım Ali’dir.
This is my friend Ali (dis iz may firend Ali)
Tanıştığımıza sevindim
Nice to meet you (nays to miit yuu)
Memnun oldum (ilk tanışmalarda)
How do you do (hau du yuu duu) / Not : cevap da aynıdır
Adınız nedir ?
What is your name ? (wat iz yor neym)
Adım Alidir.
My name is Ali (may neym iz Ali)
Soyadınız nedir
What is your family name (surname)
(wat iz yor femili neym / wat iz yor sörneym)
Affedersiniz, adınız Bay Carter’mı ?
Excuse me, is your name Mr. Carter? (eksküyuz mi, iz yor neym mistır kartır)
Siz Ali Bey misiniz ?
Are you Mr. Ali ? (ar yuu mistır Ali)
Burada mı yaşıyorsunuz (oturuyorsunuz) ?
Do you live here (du yu liv hiyır)
Nerede kalıyorsunuz ?
Where are you staying (weyr ar yuu siteying)
Otelde kalıyorum
I am staying in a hotel (ay em siteying in e hotel)
Bir arkadaşla kalıyorum
I am staying with a friend (ay em siteying wid e firend)
Burada yalnızmısınız ?
Are you alone here (ar yuu eloon hiyır)
Ne iş yapıyorsunuz ?
What do you do (wat du yu duu)
Burayı sevdiniz mi ?
Do you like this place (du yu layk dis pileys)
Lütfen
Please (piliiz)
Bana bir kalem verebilir misiniz lütfen ?
Can you give me a pen please ? (ken yu giv mii e pen piliiz)
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim.
I am sorry to trouble you (ay em sori tu tırabıl yuu)
Lütfen bana yolu gösteriniz
Show me the way please (şou mi dı wey piliiz)
Kapıyı kapar mısınız lütfen ?
Will you close the door please ? (wil yuu kılooz dı door piliiz)
Bana bir iyilikte bulunabilirmisiniz ?
Could you do me a favour ? (kud yuu du mii e feyvır)
Müsade eder misiniz ?
Will you allow me .. (wil yuu elau mii ..)
Excuse me (afedersiniz ..)
Ne arzu ederdiniz ?
What would you like ? (wat wud yuu layk)
Teşekkür ederim
Thank you (tenk yuu)
Çok teşekkür ederim
Thank you very much (tenk yuu veri maç)
Teşekkürler
Thanks (tenks)
Bir şey değil
Not at all (nat et ool)
Sağolun
Thank you (tenk yuu)
Yardımınız için teşekkürler
Thank you for your help (tenk yuu for yor help)
Çok naziksiniz
It is very kind of you (it iz veri kaynd of yuu)
Her şey için teşekkürler
Thanks for everything (tenks for evri ting)
Üzgünüm (Özür dilerim)
I am sorry (ay em sori)
Pardon
Pardon
Efendim ?
Sorry / Yes
Sizi kırmak istemedim
I did not want to hurt you (ay did nat want tu hört yuu)
Benim hatam
It is may mistake (it iz may misteyk)
Bir daha olmaz
It won’t happen again (it wont hepın ageyn)
Farketmez
It doesn’t matter (it dazınt metır)
Rica ederim
That’s all right (dets olrayt)
Rahatsız ettiğim için özür dilerim
Sorry to disturb you (sori tu distörb yuu)
RİCALAR - İSTEKLER (REQUESTS)
Bana bir …(kalem) verebilir misiniz lütfen?
Can you give me a ….. (pen) please?
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim.
I am sorry to trouble you.
Lütfen bana yolu gösteriniz.
Please show the way.
Kapıyı kapar mısınız,lütfen?
Will shut the door,please?
Bana bir iyilikte bulunabilir misiniz?
Could you do me a favour?
Müsaade eder misiniz?(otobüste vs.)
Excuse me.
Ne arzu ederdiniz?
What would you do like?
…(masa)nın nerede olduğunu söyleyebilir misiniz?
Could you tell me where …(table)is?
Ne istiyorsunuz?
What do you want?
Bir paket şeker istiyorum.
I want a packet of sugar.
Bir gömlek(bir çift ayakkabı,bir şişe şarap)istiyorum.
I want a shirt(a pair of shoes,a bottle of wine).
…(kitap)ister misiniz?
Do you want …(book)?
…(kalemlik)ister miydiniz?
Would you like …(pencilcase)?
…(kaşık)ı uzatabilir misiniz,lütfen?
Can you pass the …(spoon) please?
Hiçbir şey istemiyorum.
I don’t want anything.
Bir telefon edebilir miyim?
Can I make a telephone call?
Faks çekebilir miyim?
May I send a fax?
Nereden kontör kartı alabilirim?
Where can I get a phonecard?
Kontörlü telefon var mı?
Is there a public telephone?
Nerede bir internet vafe bulabilirim?
Where can i find an internet cafe?
Maillerimi okumak istiyorum.
I want to read my e-mails.
Nasıl bir mail gönderebilirim?
How can I send an e-mail?
Telefon kartı bulabilir miyim?
Can I find a phonecard?
Cep telefonunuzu kullanabilir miyim?
May I use your mobile phone?
Bu gömlekleri satın almak istiyorum.
I want to buy these shirts.
Size bir soru sorabilir miyim?
Can I ask you a question?
Kaleminizi ödünç alabilir miyim?
Can I borrow your pen?
…(tuvalet)i gösterebilir misiniz?
Can you show …(toilet)?
Accept kabul etmek anlamına gelir,Except hariç ,dahil olmayan demektir.
Advice-Advise arasındaki fark
Advice bir isimdir ve tavsiye anlamına gelir.Advise bir fiildir ve tavsiye etmek anlamına gelir.
I need an advice.
I advise you not to come back.
Affect - Effect kelimeleri arasındaki fark
Affect fiildir,etki etmek,etkilemek manasında kullanılır.Effect ise bir isimdir,anlamı ise “etki”.
His decision affected the result.
The effect of the storm was destructive
All right -Alright arasındaki fark
All right “tamam,iyi,kabul edilebilir,olur “anlamlarını taşır.Alright ise bir standart olarak kabul edilmedi sadece alright ‘a alternatif oldu fakat günümüzün en önemli arama motorunda 70 milyona yakın sonuç vermektedir.
Alone - Lonely arasındaki fark
Alone hem sıfat hemde zarf olarak kullanılmaktadır.Tek başına anlamındadır.Lonely ise tek başına kaldığı için mutsuz hissetmeyi ifade eden bir sıfatdır.
I stayed alone at home yesterday.
I felt lonely after my wife had left me.
All ready - already arasındaki fark
All ready tamamiyle hazır olma durumunu ifade eder.Already ise bir zarfdır,çoktan-önceden anlamında kullanılır.
We were all ready before the match.
I have already done the homework.
Apart-A part farkı
Apart mesafe ve zaman bakımından ayrı kalma durumunu ifade eder.A part ise bir bütünün parçasını ifade eder.
When I am apart I miss you.
A part of the machine lost.
a lot - alot arasındaki fark
A lot birçok ,çok anlamındadır.Alot ise hiçbir anlam taşımaz.
Altogether - All together arasında fark
Altogether hep beraber anlamında gelir.All together ise tamamiyle,tamamen anlamındadır.
Repeat altogether.
She consumed the food in the kitchen all together.
been - gone arasındaki fark
Been “be” fiilinin 3.halidir.Gone “go” fiilinin 3. hali yani past participle formudur.Been tamamlanmış ziyaretleri ifade eder.
I have been to England.(İngiltere’de bulundum ama şu anda orada değilim geri geldim anlamı taşır)
He has gone to England.(İngiltere’ye gitti ve hala orda,geri dönmedi)
Travel - Trip- Voyage - Journey arasındaki fark
Travel seyahat etmek dir ve genel bir anlam taşır.Fiil formunda sıklıkla kullanılmasına rağmen isim haliyle pek nadiren kullanılır.I travel all around the world every year.
Trip isim tatil anlamında kullanılır fakat holiday kelimesinin yerine kısa gezi ve tatilleri ifade etmekte kullanılır.My trip was fantastic.Fiil anlamı ise tamamen farklıdır,devrilmek-yıkılmak manasına gelir.She felt over the table.
Voyage gemiyle yapılan uzun yolculukları ifade eder.Fiil anlamıyla pek kullanılmaz.The voyage had started a year ago.
Journey ise Britanya İngilizcesinde sık görülür.Bir seyahatın içerisinde kısmı,parçayı ifade eder.
How do you do - How are you arasındaki fark
How do you do aslında bir soru değildir.Selamlamanın bir yoludur ve İngilizce İngilizcesidir.Bir kimseyle ilk kez karşılaşmış isek kullanılabilir yani formel bir ifadedir.
How are you ise bir kimsesinin halini hatrını sormakta kullanılır.Nasılsın anlamına gelir.
Borrow - Lend
borrow ödünç almak ,lend ise ödünç vermektir.
I borrowed ten dollars.(on dolar borç aldım)
Can I lend ten dolars ? (on dolar borç alabilirmiyim?)
Dil öğrenmede ilk adım:
Bir dili öğrenmede ilk adım, o dilde hakim olmak için güçlü bir arzu ve istek geliştirmektir. Bu isteğe sahip arkadaşlarınızla bir araya gelin, klüpler kurun. İsteği kendi aranızda kamçılayacak şeyler tasarlayın. Bir dili ortam oluşturmadan öğrenmek zordur. Kısaca kendinizi sürekli güdüleyin (motive edin) ve buna istekli çevre oluşturun.
En sık kullanılan 1000 kelime:
Bir dili kestirme öğrenmenin yollarından biri o dilde en sık kullanılan 1000 kelimeyle işe başlamaktır. Günlük konuşulan Türkçede 500 kelime kullanıldığı söylenmektedir. Öğrendiğiniz yabancı dilde en sık kullanılan 1000 kelimeyi öğrenerek işe başlayabilirsiniz
Flaş Kart: Flash Kart örnekleri kısa bir süre içinde siteye eklenecektir
Flaş kart kullanmanın amacı bir kelimeyi ezberlemek veya hafızaya kalıcı olarak almaktır. Kullanımı çok basittir. Bir kart tarafına soru diğer tarafına cevabı yazılır. Kağıdın bir tarafına sözcük diğer tarafına anlam ve kullanımı yazılır. Flaş kart sadece dil için değil her amaçla kullanılabilir (sözcük, tarih, formül vs). Öğrenilen kartlar diğerlerinden ayrıştırılır. Rasgele, otobüste giderken, gezerken vs kullanılabilir.
Bu strateji ile seçici öğrenme gerçekleşir. Zor kartlar bir grupta, sık kullanılan kelimeler bir grupta, mesleki kartlar bir grupta vs.
Bu yöntem Alman piskolog Sebastian Leitner tarafından 1970 yılında önerilmiştir.
Artık kullanılan Elektronik flaş kartlar ile sadece metin değil, resim ve seslerle hatırlama oranı artmakta öğrenme zamanı kısalmaktadır.
Kelime Öğrenmek için Hafıza Geliştirme Teknikleri:
Bir kelimeyi öğrenmede en etkin yoldur. 1990 yılında yurt dışına öğrenim amacıyla çıkmadan önce sözlükten seçtiğim 3500 kelimeyi flaş kartlarla denemiştim. Günde en fazla 20-30 kelime öğrenilebiliyor ve kalıcı da olmuyor. Hedefimin de yarısına ancak ulaşmıştım. Eğer hafıza tekniklerini kullanırsanız günde 200 kelime rahatlıkla öğrenilebiliyor. Evet yanlış okumadınız. Tecrübeyle sabittir. 10 sene sonra tekrar yurt dışına çıkmadan önce kızımla denemiştik. 3500 kelime ile denedik ve pek çoğu da kalıcı oldu. Bu metot çok basit. Yabancı dilde öğrenmek istediğiniz kelimeyi seçiyorsunuz örneğin İngilizcedeki 'accommodation' kelimesini alalım. Okunuşu 'ekomodeyşın' kelimenin anlamı barınılacak yer, ikamet adresi. Kızım hayalinde akademiye yazıldığını ve barınacak yer bulamadığı için her gün kendini ışınlayarak eve gelip gittiğini hayal etmişti. 'Accomodation' kelimesinin okunuşunun Türkçeye en yakın kelimeler grubu olarak 'akademi ve ışın' kelimelerini seçmişti. Çok etkili hayal ve kelimeler grubunu yakalarsanız çok etkin şekilde kelime öğreniliyor.
Zihinde kurulan diyaloglar:
Arabada, trende veya vapurda giderken, caddede yürürken, kuyrukta beklerken kafanızda karşılıklı diyaloglar ve konuşmalar kurun. Örneğin, otobüs bekliyorsunuz. Yanınıza o anda bir turist geldiğini ve bir istikamet sorduğunu, sizin de ona tarif edeceğinizi düşünün. Bu amaçla cep sözcüğü faydalı olabilir. Elbette bu konuşmayı herkesin içinde yüksek sesle yapmadan
Merhaba. | Hello. | Hello. |
| Günaydın. | Good morning. | gud morning. |
| Tünaydın. | Good afternoon. | Gud aftırnun. |
| İyi günler. | Have a nice day. | Hev e nays dey. |
| İyi akşamlar. | Good evening. | Gud ivening. |
| İyi geceler. | Good night. | Gud nayt. |
| Bir şey değil. | You’re welcome. | Yur velkam. |
| Nasılsınız? | How are you? | Hav ar yu? |
| Sağolun, iyim. | Thank you. I’m fine. | Tenk yu. Aym fayn. |
| Evet. | Yes. | Yes. |
| Hayır. | No. | No. |
| Hanım. | Mrs. | Missis. |
| Bey. | Mr. | Mister. |
| Lütfen. | Please. | Pliz. |
| Affedersiniz. | Excuse me. | Ekskyuz mi. |
| Acıktım. | I’m hungry. | Aym hangri. |
| Susadım. | I’m thirsty. | Aym törsti. |
| Kayboldum. | I’m lost. | Aym lost. |
| Tamam. | Ok. | Okey. |
| Önemli. | That’s important | Dets importınt |
| İmdat. | Help! | Help. |
| Hoş geldiniz. | Welcome | Velkam. |
| Teşekkür ederim. | Thank you. | Senk yu. |
| Allahısmarladık | Bye bye. | Bay bay.. |
| Güle güle. | Good bye. | Gud bay. |
| Yine görüşürüz. | See you later. | Si yu leytı. |
| Acele et. | Hurry up. | Höri ap. |
| Anlıyorum. | I understand. | Ay anderstend. |