kitap özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çatıdaki Rüzgar kitap özeti

Çatıdaki Rüzgar

(V. C. Andrews)

KİTABIN ADI : Çatıdaki Rüzgar
KİTABIN YAZARI :
V.C.ANDREWS
YAYINEVİ VE ADRESİ : Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : 1999

Kitabın Konusu

Çocukların Aile Yaşantılarının, Geleceklerini Nasıl Etkileyeceklerini Anlatmaktadır.

Kitabın Özeti

Chris, Carrie ve Cathy adlı üç gencin, annelerinin üzerlerinde kurduğu baskı ve öldürme girişimi karşısında evden kaçmasıyla başlayan yolculukları, çocukların üç yıl beş ay tavan arasında kapalı kalmaları, annelerine karşı kin beslemelerine neden olmuştur. Anneleri mirasa konmak için çocuklarını öldürmek üzere arsenik katılmış çörekleri çocuklara yedirir.

Annelerinden kaçtıktan sonra doktor Paul Sheffield’ in üç çocuğu yanına alır. Onların hastalıklarının tedavisini yapar ve bir baba şefkatiyle yanına alıp onları özel okullara gönderir. Yıllar geçtikçe doktor ile en büyük kız olan Cathy arasında yakınlaşma olur. Ayrı kaldıklarında büyük çöküntü içine girerler. Cathy’ in balerin olma arzusu onu Julian ile tanıştırır. Onunla aşk yaşarken asıl amacının annesinden öcünü almak olduğunu hatırlar. Annesinin genç eşi olan Bart’ı ayarlayıp kinini ve çektiği acıları aynen onada yaşatmaya çalışır.Bir gün itirazda bulunarak “ben Catherine Leigh Foxworth’un bayan Winslow’ un ilk kocası Christopher Foxworth’ den olan büyük kızıyım. Herhalde babamın, annemin üvey amcası olduğunu ve evlendikleri için Malcolm Foxworth’un öz kızını mirastan yoksun bıraktığını anımsıyorsunuzdur. Ağabeyim Christopher şimdi doktor oldu. Bir zamanlar Cory ve Carrie adında ikiz kardeşlerimde vardı. Ama ikisi de öldüler …”der On beş yıl önceki noel partisinde Chris’le ben balkondaki dolaba gizlenmiş sizleri izlerken ikizler kuzey kanadındaki odamızda uyuyorlardı. Oyun yerimiz tavan arasıydı ve asla aşağıya inmezdik.

Para annemizin yaşamına girdikten sonra biz istenmeyen sevilmeyen çatı fareleri olmuştuk. Cathy, Barta dönüp evet sevgilim ben karının kızıyım ve çalıştığım avukatlık firması, karının ilk evliliğinden dört çocuğu olduğunu öğrendiği takdirde her şeyi yitireceğinizi bilmektedir. Anne diye başlar.Donuk bir sesle Cary’nin cesedini ne yaptın der? Çevredeki tüm mezarlıkları dolaşıp kayıtları incelerler.1960 yılında Ekim ayının son haftasında sekiz yaşında bir çocuğun ölüp gömüldüğünü gösteren bir kayıt yoktur. Yutkunup yüzüklerini ışıldatarak ellerini ovuşturur “Ne yapacağımı bilemedim” diye fısıldar. “Daha hastaneye varmadan ölür. Birden bire soluk almaz olur. Kendimden nefret ettim. Onu öldürmek değil biraz hasta etmek istemiştim. Cinayetle suçlanabilirdim. Ben de bir hendeğe atıp üzerini yapraklar ve taşlarla örttüm” diye konuşur.

Foxworth malikanesinde çıkan yangında Bart ve büyükanneleri ölmüştür. Jory ve Bart isminde çocukları ile yaşamlarını sürdürmek için Californiya’da dört odalı iki banyolu evlerine gidip, eski evlerindeki yaşantılarından uzaklaşırlar. Cathy de annesinin kendilerine yaptıklarını çocuklarına yapmayacağını söyler.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Bu kitapta azimli ve hırslı olan Chris’in doktor, Cathy’nin ise balerin olması iyi bir olaydır. Yalnız bir kardeşten öte bir sevgili olarak görürler. Cathy’ ise kendini rüzgarın savurduğu istikamete bırakır ve birçok erkekle tanışıp, evlenir ama iyi bir yaşantısı olmaz. En son tekrar Chris’e dönmesi ise aile bağlarının önemini anlaşılır.

Kitabın Ana Fikri

Sonuç olarak küçüklüğünde insanların aile ortamları ve yaşantıları, anne ve babalarının çocukları üzerinde uyguladıkları yöntemler çocukların geleceğini etkilemektedir. Kötü uygulamalar çocukların zihninde bir hırs yaratıp aile yaşantısından uzaklaşarak ve ailesinden öcünü almaya kadar ve hatta kendi yaşantısında iyi bir geleceği garanti edemeyerek, özellikle kız çocuğu ise hayattaki kötü ve zor şartlarla uğraşıp, hayatı öğrenmek ve kişisel olarak düşük ve aciz hale düşmektedirler.

Kitaptaki Olayların ve Şahısların Değerlendirilmesi

Chris:Hırslı, azimli ve yardımsever bir doktordur.

Cathy:Balerin olmak isteyen Chris’e aşık güzel bir kızdır.

Winslow:Chris’in annesi gözünü para hırsı bürümüş kötü kalpli bir kadındır.

Kitap Hakkındaki Şahsi Görüşler

Kitap oldukça sade bir dille yazılmıştır. Ama olaylar arasında kopukluklar olmuştur. Bu da kitabın akıcılığını bozmuştur. Dramatik roman türlerinden hoşlanan arkadaşlarıma bu kitabı tavsiye ederim.

Devamını Oku

Çölde Uyuyan Sır kitap özeti

Çölde Uyuyan Sır

(Tom Holland)

KİTABIN ADI : Çölde Uyuyan Sır
KİTABIN YAZARI : Tom HOLLAND (Enver GÜRSEL)
YAYINEVİ VE ADRESİ : Remzi KİTAPEVİ
BASIM TARİHİ : 1999

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Mısır tarihi ve firavunlara duyduğu ilgi, çalışmalarındaki başarı nedeni ile Mısır eski baş müfettişi olan Howard Carter lanetli bir firavun mezarı bulur. Roman bu mezarın hikayesini ve sahibini anlatır.

KİTABIN ÖZETİ

Howard Carter gece boyunca rüyasında hep bir şeyler arayıp durdu. Rüyasında taş bir labirent içerisinde kaybolmuştu. Burada silinmiş papirüslerden, mumya sargılarından başka hiçbir şey yoktu. Ama yinede labirent içerisinde yürümeye devam ediyor, taşlara gömülmüş gizli bir firavun mezarının kendisini beklediğini biliyordu.

Bu beklentiyle yürümeye devam ederken mezara yaklaştığını hayal ediyordu. Aniden bir parıltı görür gibi oldu. Bu bir altın parıltısıydı. Bu güne dek sarf etmiş olduğu çabaların semeresini almanın verdiği mutlulukla sevindi. Ancak parıltı aniden kayboldu. Yıkılmıştı kollarını öne doğru uzattı, ama altın falan yoktu. Tam bu sırada altın sarısı kanaryasının ötüşü ile uyandı. Kuşunun kendisine şans getireceğini umuyordu.

Altı yıldır aradığı gizli altın mezarını bulmak için şanstan daha fazlasına ihtiyacı olduğunu düşündü. Zira kendisini kazı çalışmaları için finanse eden Lord Carnarvon’un daha fazla sabrı yoktu. Kazı çalışmalarının yürütüldüğü vadide daha önce yağmalanmamış hiçbir mezar yoktu. Fakat o yinede aradığı mezarın orada olduğunu biliyordu. Kazı çalışmalarını yürüten işçilere su taşıyan çocuk bir an için durarak, su testisini bıraktı. Yaptığı iş ona saçma geliyor, o da diğerleri gibi kazı çalışmalarına katılmak istiyordu. Çevresine imrenen gözlerle baktı. Yüzünü buruşturarak can sıkıntısı ile ayağıyla toprağı eşelemeye başladı. Birden kumların ortasında bir kaya parçası hissetti. Eğilerek elleri ile toprağı eşelemeye devam etti, İşte mezarı bulunmuştu.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Howard Carter kazı alanına gelirken çalışmaya devam eden işçilerine moral vermek için kanaryasını da getirmişti. Girişin ilk kısmı temizlenip ortaya çıktığında aşağıya indi. Kapının üzerinde krallar vadisi mezarlığının simgesi üzerinde olan mührü gördü. Ama burası da daha önceki yıllarda yağmalanmış olabilirdi. Yaptığı ilk araştırmalardan sonra, bu mezarın daha önce hiç açılmamış olduğu kanaatine vardı. Çalışmaya devam ederken parmakları bir şeye değmişti. Tüm dikkati ile o bölgeyi temizledi. Bir süre sonra bir tablet bulduğunu anladı. Tablet bozulmamıştı. Yavaş yavaş yerinden çıkardı. Üzerinde ki bir satır hiyeroglifi okudu. Tablette; kim firavunun mezarına dokunursa ölüm ona hızlı kanatlarıyla gelecektir yazıyordu.

Ona bakan işçiler yüzünün sararmış olduğunu gördüler, Carter, Ahmet Gurgar’ın tüm ısrarlarına rağmen yazının anlamını söylemedi. Merdivenlerden çıktı ve “Doldurun orasını“ diye emretti. Lord Carnarvon gelinceye dek hiçbir şey yapılmayacaktı: Tableti bir bez parçasına sararak evine ***ürmeye karar verdi. Evine dönmek için yola çıktı ve vardığında bir kuşun ani kanat çırpışlarını duyarak ona doğru baktı. Kuş, yerlilerin “Teyrelmat” dedikleri anlamı “ Ölü Kuşu” olan çoban aldatan kuşuydu. Yerliler onun uğursuz olduğuna inanırlardı. Akşam evinde Lord Carnarvon’a gönderilmek üzere aradıkları şeyi bulduklarını anlatan bir telgraf hazırladı. Telgrafı ertesi sabah erkenden göndermeliydi öylede yaptı. Bir süre sonra, Lord Carnarvon’dan iki hafta sonra İskenderiye’de olacağına dair bir cevap aldı. Lord Carnarvon’un beklentilerini boşa çıkarmamak için bu süreyi kazı çalışmaları için gerekli hazırlıkları yapmak için kullanacaktı. Ancak kazı alanından getirdiği tableti aldığı için pişmanlık duyuyor. Bilime ve mantığa yürekten inanan bir insan olmasına rağmen yerlilerin hissettikleri korkuyu azda olsa paylaşıyordu. Ancak bu kadarı bile onu rahatsız ediyor. Geceleri rüyasında berbat şeyler görüyordu. Ondan kurtulmaya karar vererek evden ayrıldı. Nil üzerinde sefer yapan bir tekneye binerek, hiç kimsenin kendisini görmediği bir anda, tableti Nil nehrine bıraktı.

Aynı anda Howard Carter’in evinde uşağı veranda da oturmuş kafesinde ötüp duran kanaryanın namelerini dinliyordu. Birden hafif ve insan çığlığına benzer ses duydu, ayağa kalkarak kuşun bulunduğu odaya baktı. Kafesin içinde koskocaman bir şey vardı, yaklaşınca bunun bir kobra yılanının kafası olduğunu ve aynı anda da ağzında kımıldamadan duran kanaryayı fark etti. Yılan kuşu bırakarak kafesten aşağı doğru süzüldü. Uşak geriye doğru çekilerek masanın üzerinden kendisini korumak için bulduğu ilk şeyi aldı, yılan ilerlemeye devam ediyordu. Ancak uşağın yanından geçerek pencereye doğru gitti, ve aşağıya doğru süzüldü. Uşak yılanın gidişini görmek için pencereye yaklaştı ama hiç bir şey yoktu. Sanki yılan uçmuştu, tekrar kafese döndü, zavallı kuş ölmüştü. Elinde tuttuğu şeye baktı, küçük bir heykelcikti. Heykeldeki insan figürünün kafasında bir taç, üzerindeyse başını kaldırmış bir kobra yılanı bulunuyordu.

Howard Carter, eğitiminin yetersiz oluşundan her zaman üzüntü duymuştu. Ancak bu noksanını yıllarca süren kişisel çalışmaları sayesinde ortadan kaldırmıştı. Mısır sanatlarına olan ilgisi, daha çocukluk yıllarına dayanıyordu. Londra’da kitap ve dergilere resim çizen ve taşrada da ressam olarak çalışan babası sayesinde, kent dışında birçok büyük köşkte kalıyor ve böylece zengin İngiliz lordlarının sahip olduğu Mısır sanatlarıyla ilgili yapıtları yakından görebiliyordu. Onyedi yaşındayken bir araştırma ekibi ile birlikte Mısır’a gitme şansını da ona teknik resim çizmede ki kabiliyeti sağlamıştı. Böylece Mısır’a bulunmuş olan Kral mezarlarındaki resimleri kopyalama görevi ile ilk adımını atarak, krallar vadisinde keşfedilmiş bir çok firavun mezarını yakından görme imkanını buldu. İngiliz ekibinin başında bulunan Percy Newberry, Howard Carter’daki Mısır sanatları aşkını, ilk günden itibaren sezmiş ve ona diğer asistanlarına gösterdiği ilgiden daha fazlasını göstermişti. Bir gün onu yanına çağırarak, aynı bölgede kazı çalışmaları yapan ünlü fransız arkeolog Flinders Petrie’nin yanına ***ürdü. Howard Carter, burada daha çok yabancısı olduğu Mısır tarihi ile ilgili bir çok şey öğrenecek, bulunması yaşamının anlamı ve tek hedefi olacak olan kral Tutankhamon’un varlığını öğrenecekti. Percy Newberry’nin de Howard Carter’den farkı yoktu. Aslında onunda hedefi ve krallar vadisinde bulunmasının tek amacı Tutankhamon’un babası olan ve tarihte kafir kral olarak bilinen Akhenaton’un mezarını bulmaktı. Kral Akhenaton’un kafir olarak anılmasının nedeni, atalarının inandığı tanrılara tapmayarak tek bir tanrının varlığına inanmış olmasıydı. Bu uğurda hükümranlığı esnasında Mısır uygarlığının başkentini dahi bulunduğu yerden başka bir yere taşımış ve atalarının inandığı tanrılara (Amon) ait tapınakları tahrip ettirmişti. Akhenaton inandığı tek tanrıya “Aton” adını vermiş, bu uğurda Akhenamon olan ismini dahi Akhenaton olarak değiştirmişti. Ancak oğlu olan Tutankhaton babasının ölümünden sonra ona ihanet etmiş ve başkenti tekrar eski yerine taşıyarak Tutankhaton olan ismini Tutankhamon olarak değiştirmişti.

Bu sebeple Akhenaton’un ölümünden sonra onunla ilgili olan tüm kayıtlar Mısır tarihinden çıkarılmış yaptırdığı eserler ortadan kaldırılmıştı. Mısır tarihindeki bu boşluktan dolayı bir çok kimsenin Akhenaton isimli bir Mısır firavununun yaşamış olduğundan dahi haberi yoktu. Bu sebeple Percy Newberry, Akhenaton ile ilgili çalışmalarını gizli yürütüyordu. Bu çalışmalardan Howard Carter dışında hiç kimsenin haberi yoktu. Ancak bir gün diğer iki asistan vadinin sonunda bir firavun mezarının bulunduğundan bahsettiler. Bulunan mezar Akhenaton’a aitti. Bunun üzerine Percy Newberry Mısır’ı birdaha hiç gelmemek üzere terk ederek İngiltere’ye döndü. O günden sonra, Howard Carter Mısır ‘daki çalışmalarına Flinders Petrie’nin yanında devam etti, ve bu yıllar boyunca Mısır, Mısır tarihi ve Tutankhamon hakkında bir çok şeyler öğrendi. Tüm bu deneyimlerinden sonra tıpkı Percy Newberry gibi, Tutankhamon’un mezarını bulmak onun için yaşamının tek hedefi haline geldi. Ancak, çok kısa bir süre hükümdarlık süren Tutankhamon’un izini bulmak kral Akhenaton’dan geçiyordu. Zaten, Tutankhamon ve kardeşi Smankare aynı soydan gelen Mısır fravunlarının en sonuncusuydular. Ancak, Howard Carter Kral Tutankhamon’un yaşamına giden yolda tek ipucu olan ve daha önce bulunan kral Akhenaton’un mezarında kayda değer hiçbir iz ve işaret bulamadı. Gerçekten de birileri ona ait her şeyi silmek istemişlerdi. Uzun araştırmaları sonunda bulduğu bir takım arapça yazıları tercüme ettirmesi de son derece güç oluyordu. Zira, kendisi henüz Arapça bilmiyor, Flinders Petrie de çok eski Arapça kullanılarak yazılmış bu yazıları tercüme edemiyordu. Bu tür yazıları yerli halka tercüme ettirmek isterken onların yüzlerindeki korku ve çekinmeye yakından şahit oluyor. Hatta bazen para da verse tercüme ettiremiyordu.

Sonunda birileri onun Mısır ve Mısır sanatlarına olan ilgisini fark etmiş olacak ki, daha yirmi beş yaşındayken Mısırda eski eserler baş müfettişliğine getirildi. Böylece çalışmalarını çok daha rahatlıkla yapabilecek, ve kendisi dışındaki arkeologlarca bulunabilecek, kral mezarlarını da kolaylıkla gezerek Tutankhamon’a ait emareleri bulabilecekti. Eski eserler baş müfettişliği yaptığı yıllar boyunca her firavun mezarında bulduğu ve dikkatini çeken bir şeyle karşılaştı. Bu bir tür muska olup bir güneş resmi ve altına diz çökmüş iki insan figüründen ibaretti.

Eski Mısır’da güneş, Aton demekti. Altında Arapça yazılarda olsa böyle bir resim ona çok ilginç geliyor, buralara niçin ve neden bırakıldığını anlayamıyordu. Bu yıllar boyunca bulduğu izler onu, Kahirede’ki El Hakim Camii ne ***ürüyordu. Zaten bu sıralarda da Fransız turistler ile firavun mezarlarının resmi görevlileri arasında çıkan bir tartışma yüzünden eski eserler baş müfettişliğinden istifa etmek zorunda kalarak Kahire’ye döndü ve El Hakim Camiine gitti. Ancak bu ziyaretleri esnasında, Kahire’deki yerli halkın bu camiden garip bir şekilde korktuklarını ve çekindiklerini gözlemledi. Daha da ilginci camiye ait minarelerinin birisinin içerisinde, daha önce krallar vadisinde gördüğü güneş resmi ile altında diz çökmüş iki insan figürünün olmasıydı. Howard Carter, El Hakim camiinde kimseye anlatmadığı bir takım garip olaylar ile karşılaştı. Ancak, burada gördüğü ve birkaç kez muhatap olup ilginç bir şekilde ortadan kaybolan yaşlı adam tarafından kendisine okuması için, eski Arapça ve elle yazılmış ilginç bir kitap verildi. Howard Carter kitabı okumaya başladı. Kitap kendilerini tanrı ilan eden firavunların dahi ölüme yenik düştüklerini ve gerçekte Allah’tan başka yol gösterici olmadığına işaret ederek başlıyordu. Kitabın kahramanları, Mısır’da saltanat süren halifelerin altıncısı ve Mısır tarihin de “Müslüman Caligula” adıyla kötü bir şöhreti olan El Hakim Bi-Emrillah, halife El-Hakim’in ablası Sitt El-Mülk ve maceraları genellikle bin bir gece masallarından alınmış hayali kahraman Harun El-Vahel idi. İçerisinde belirtilen bu şahıslar arasındaki ilişkilere parelel olarak birer tanrı olduğu düşünülen ve insanoğlu, eski Mısır topraklarında, düzensiz ve akıldan uzak bir halde yaşarken, gökteki yıldızlardan inerek, insanlığa düzenli bir şekilde yaşamayı öğreten ve birbirleriyle kardeş Osiriş, Set ve İsis’in soyundan gelen ve Tutankhamon ile sona eren ölümsüz olduklarına inanılan Mısır firavunlarını ve onların geldikleri bu soydan kaynaklanan ölümsüz olmakla ilgili gizemli sırlarından bahsediyordu. Harun El-Vahel halife El-Hakim Bi-Emrillah’ın babası, yine halife olan El-Aziz’in sadık bir kumandanıydı ve ölmeden önce halife El-Azize’e oğlu El-Hakim’i koruyup, onun her dediğini yapacağına dair söz vermişti.

Nihayet Harun El-Vahel yeni halife El-Hakim’in emriyle içerisinde ruhlarını teslim eden insanların yaşadığı ve bu insanların Allah’a değil de Lilith’e taptıkları gizemli kente sefer düzenledi. Bu seferi esnasında, aldığı tüm yaralara rağmen kalbi deşilmedikçe asla ölmeyen garip yaratıklarla savaşarak zorda olsa onları yendiler. Sefer dönüşünde halife Harun El-Vahel’e gerçek isteğini söyledi. İstediği şey eski Mısır firavunlarının soyuna ait olduğuna inanılan ve Allah’ın gizli adının bilinmesine bağlı olan ölümsüz olmaktı. Halife, bunu ortaya çıkarması için Harun El-Vahel’i görevlendirdi. Harun’a tüm dünyayı dolaşmasını ve Allah’ın gizli adını öğrenmeden geriye dönmemesini emretti.

Bu amaçla Harun dünyanın her yerini dolaştı. Fakat, bu gizemin ortaya çıkmasının tehlikesini öğrenmekten başka hiçbir şey yapamadı. Dönüşünde bunları halifeye anlattı, yanından ayrıldı ve uzunca bir süre halifeyi görmedi. Harun dünyayı dolaşırken çok iyi bir hekim olmuştu ve bundan sonra yaşamını insanların hastalıklarını tedavi etmekle geçirmeye başladı. Günün birinde, gittiği bir hasta evinde göğsünde ince bir yara olan bir kız çocuğu ile karşılaştı. İlk muayenesinden sonra hiçbir şey yapamayacağını anladı ve umutsuzluğa düştü. Bu sırada eve aynı hastalıktan müzdarip bir adam geldi. Adam rüyasında kendisine Harun El-Vahel’in yanına gitmesinin ve onun tarafından tedavi edileceğinin söylendiğini anlatıyordu. Harun adama nazikçe onu tedavi edemeyeceğini anlattı, ancak adam yine rüyasından bahsetti ve onun için kendisine rüyasında da söylendiği gibi bir cariye getirdiğini söyledi. Harun, rüyadan hiçbir anlam çıkaramıyordu. Hastanın getirdiği cariye son derece güzel hiçbir erkeğin reddedemeyeceği kadar çekici bir kadındı. Harun birden üzerinde ki pelerinin ruhunu teslim etmiş insanların şehrine düzenlediği seferde giydiği pelerin olduğunu hatırladı. Orada tapınaklarını yok ederken, rahipleri tarafından kaynatılan ölümsüzlük iksiri dökülürken pelerinine sıçramıştı. Hemen pelerinini çıkardı kaynatılarak merhem yapılmasını söyledi. Yapılan merhem iki hastanın da göğsüne sürülünce derhal ikisi de iyileşti.

Bundan sonra Harun tedavi ettiği adamın kendisine hediye ettiği ve adı Leyla olan ve daha sonra Harun’un da anlayacağı gibi aslında bir insan olmayıp, cin olan Leyla (Nefertiti-veya-İsis) ile evlendi.

Ondan Haide isminde bir kız çocuğu oldu. Ancak karısı Leyla kendisini dünyadaki her şeyden daha çok sevmesini istiyor, böyle olmaz ise ebediyen gideceğini söylüyordu. Bu şekilde yıllar geçerken bir gün gelen haberciler halifenin kendisini çağırdığını söylediler. Derhal saraya gitti. Halifenin kız kardeşi Sitt-El Mülk hastaydı ve Harun içeriye girince prensesin göğsünde ki ince yarayı görüp umutsuzluğa düştü. Daha önce karşılaşıp ölümsüzlük iksirinin sıçradığı pelerini yardımıyla iyileştirdiği hastalıkla karşı karşıyaydı. Halifeye hiç bir şey yapamayacağını söyledi. Bunun üzerine halife ölümsüzlük iksirini buluncaya dek kızı Haide’ye el koyacağını eğer kardeşi ölür ise Haide’nin de öldürüleceğini emretti. Bir gece sarayda prensesin odasında bırakılan muhafızlar garip bir şekilde öldüler.

Bunun üzerine Harun odadaki perdenin arkasına geçerek beklemeye başladı. İlerleyen saatlerde prensesin üzerinde göğsündeki kanı emen bir gölge gördü. Daha dikkatli bakınca onun karısı Leyla (İsis-Nefertiti) olduğunu anladı. Derhal atılarak ona ne yaptığını ve nasıl bir varlık olduğunu sordu. Eğer prenses iyileşmezse dünyadan çok sevdiği kızları Haide’nin de öldürüleceğini söyledi. Bunun üzerine kendisini dünyadaki her şeyden çok sevmesini isteyen Leyla onu ebediyen terk etti. Harun kızı Haide’yi kurtarmak için, gizli sırrı aramak maksadıyla tekrar yollara koyuldu ve öğrenerek tekrar geriye döndü. Halife ona sırrı öğrenip öğrenemediğini sordu, o da öğrendiğini, hikayesini anlatacağını söyledi. Bunun üzerine Halife Kahire’ deki tüm camilerden tanrılığını ilan ettirip başkaldıranları kılıçtan geçirtti. Ertesi akşam Harun halifeye hikayesini anlatmaya başladı, hikayenin içerisinde Mısır firavunlarının başlangıcı olan Osiris, Set ve İsis’in gökyüzünden dünyaya inmelerinden aynı soydan gelen ve hikayede tanrı olup, Allah’ın gerçek ismini bildikleri için ölümsüz olan ve Tutankhamon ile son bulan tüm Mısır firavunlarının ve aynı soydan gelip, Amon’a tapmayıp tek bir tanrıya Aton’a (Güneş) tapan Akhenaton’a kadar tüm Mısır firavunlarının ve onların hükümranlıklarındaki Mısır uygarlığından bahsediliyordu.

Ancak Amon’a tapmayan Akhenaton sayesinde bu soy ortadan kalkmış, Akhenaton insan kanı ile yıkanıp vücudunun diriliğini asla kaybetmeyen bu soydan geldiği halde bunu hiçbir zaman yapmayarak, neslinin tükenmesine kendi annesininde kalbini deşerek ölümüne neden olmuştu. Ancak Harun tüm bu macerası esnasında bir İfrit’e dönüşmüştü ve hikayenin sonunda da sırrı halifeye söylemedi. O günden sonrada halifeyi bir daha gören olmadı.

Sonunda Lord Carnarvon gelmişti, artık mezar açılabilir içerisinde ki tüm eski sırlar gün yüzüne çıkarılabilirdi. Çalışmalara büyük bir titizlikle başlandı, mezarın ilk odasına girildiğinde içerisinin paha biçilmeyecek kadar değerli mücevherlerle dolu olduğu ve Kral Tutankhamon’ a ait olduğu anlaşıldı. Ancak Howard Carter’ı burada bulunan hazineden çok bulmayı umduğu tarihsel gerçekler ilgilendiriyordu. Akıllı bir arkeolog ve bilim adamı olarak halk hikayelerinde anlatılan bu hurafelere asla inanmıyor, ama her halk hikayesinin altında da tarihsel bir gerçek olduğunu biliyordu. İçeride bulunan şeyler karşısında yaşlı Lord Carnarvon da çok heyecanlanmıştı. Ancak, kralın mumyasının bulunduğu lahit odasına daha girilmemişti. O gün saat çok ilerlediğinden Carter bunun ertesi gün yapılacağını söyledi. Lahit odasına giriş kapısının dışarıdan görünmemesi için ustabaşı Ahmed GURGAR’a orayı gizletti ve Gürgar’ ın tüm ısrarlarına rağmen, o gece girmeyi kabul etmedi. Gürgar o gece Carter’in yanına bir kere daha gelerek, lahit’in bulunduğu odaya derhal girmeleri gerektiğini söyledi. Ancak Carter kabul etmedi. Ertesi gün mezara gittiklerinde gizledikleri girişin açılmış olduğunu görünce Carter çok sinirlendi, Gurgar’a bunun aralarında kalmasını söyledi. Bir yandan da alınan tüm güvenlik önlemlerine rağmen kimin girmiş olabileceğini düşünüyordu. Ancak Gurgar’a göre girilmemiş, içeriden çıkılmıştı. Çünkü toprak dışa doğru dökülmüştü. Carter buna asla inanmadı. Lahit bölmesine girildiğinde de aradığı sırla ilgili hiçbir kayda rastlayamadı. Artık ona kalan tek şey Tutankhamon’un mezarını bulmuş olmanın kendisine kazandırdığı prestijdi.

Devamını Oku

Çanakkale Askerlerine Rütbe Gerekmez kitap özeti

Çanakkale Askerlerine Rütbe Gerekmez

(Sezen Özol)

KİTABIN ADI : ÇANAKKALE ASKERİNE RÜTBE GEREKMEZ
KİTABIN YAZARI : SEZEN ÖZOL
YAYIN EVİ VE ADRESİ : KASTAŞ YAYIN EVİ
BASIM YILI : 1998

KİTABIN KONUSU

Çanakkale Savaşında Türk milletinin kahramanlıkları,katladığı zorluklar ve kalplerinde taşıdıkları akıl almaz vatansevgisi.Bunların dışında İngilizlerin Anzakları Türklere karşı insanlık dışı kışkırtmaları ve Anzakların da onlara karşı cevapları

KİTABIN ÖZETİ

Baş kahramanımız İbram Ağa Gönen kasabasında tellallık yapan,kasabanın neşe kaynağı,orta boylu birisidir.Günleri kaymakamlıktan aldığı haberleri davuluyla halka duyurmakla geçmektedir.1924 yılının mayıs ayında sabah namazından hemen sonra yüzbaşının emireri aceleyle ibram Ağanın yanına gelir ve acele şubeye gelmesini söyler.İbram Ağa apar topar gider,askerlerin tüfek çatıp rahatta tüfeklerin arkasında beklediklerini görür.Bunu Balkan Harbinden sonra ilk defa görmüştür ve haberlerin iyi olmadığını anlar.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

İlanı eline aldığında inanamaz.Savaş çıkmıştır.Kasabaya döner,hükümetin Almanlarla birlup İngilizlere savaş açtığını,seferberliğin hızlanacağını,kurası tutanların bir hafta içinde şubeye teslim olmalarını,aksi halde asker kaçağı sayılacaklarını duyurur.
İbram Ağa ve Kellerin mustafa’nında askere gitmesi gerekmektedir. İbram Ağa babasının ölümünden sonra ilk defa bu kadar üzülmüştür. Ancak üzüntüsünün sebebi askere gidecek olması değil birkaç ay sonra evleneceği nişanlısı Kiraz’dan ayrılacak olmasıdır.ancak akşama sevinci tekrar yerine gelmiştir.Çünkü Kiraz ona dönene kadar bekleyeceğini söylemiştir.Bir hafta sonra İbram Ağa ve Kellerin Mustafa beraber teslim olurlar.
Öte yandan Ian Smıth 23 yaşında,teknik okul mezunu,bir çiftlikte araç bakımı yapan Avusturyalı bir gençtir.Birkaç ay sonra evleneceği komşu çiftlikte hizmetçilik yapan Elizabeth isimli bir nişanlısı vardır.İngiliz hükümeti tarafından askere çağrılır.Ancak İngilizlerin Hindistan,Senegal,Yeni Zelenda’dan da asker çağırdığnı duyan Ian İngilizlerin Türkler’den çok korktuğunu düşünmektedir.

İki hafta sonra Ian ve gelen askerler Arabistana gitmek için gemilere bindirilirler.Güvertede süngü ve yanaşık düzen eğitimleri almalarının yanında İngiliz subaylar tarafından sürekli Türklerin ne kadar gaddar,acımasız,cani, zorunlu olduklarında insan eti bile yiyen vahşi yaratıklar oldukların ikna edilmeye çalışılıyorlardı.
Acemi eğitiminde Kellerin Mustafa bahriyeye ayrılır.İbram Ağa ve Kellerin Mustafa ilk defa ayrılmışlardır.

Bir hafta sonra Çanakkale’nin hemen arkasında Maydos’a 9. Tümene katılacaklardır.İntikal günü İbram Ağanın bölüğü Tekirdağ’a giden gemiye sığmadığından bölük Gönen-Biga üzerinden yaya olarak Çanakkale’ye gidecektir.Mehmet Çavuşta bölükle beraber gelir.

14 günde yaya olarak gelirler.Buradan da Gelibolu Yarımadası’nda Kivle Koyu ‘na gitmek için tekneye binerler.İbrahim Ağayı çok sevdiğinden emir eri yapar.
Ian ve bölüğünde bir aydır Arapalrla birlikte karada eğitim yapmaktadır.Ian her zaman yanındakilere Türkleri hafife almadıkalrını ve sandıkları kadar kolay olmadıklarını söylemektedir.İmraz Adasına demir atarlar ve çıkarmaya 2 gün kalmıştır.Tüm askerleri bir korku sarmıştır.İlk çıkarmayı Arıburnu’nda yaparlar.

İlk çıkarma haberi Türk ordularının komutanı Liman von Sanders’a haber vermez.
Hamilto’nun yanıltma hareketleri ve çıkarma gösterileri Liman Paşa’nın kafasını karıştırmıştır.

Ancak M.Kemal bütün ,bu yanıltmalara rağmen çıkartmanın Arıburnu’ndan yapılacağını tahmin etmektedir.Ve nitekim ertesi gün burdan gelen top sesleriyle harekete geçmek için Esat Paşa’yı aradığında ulaşamadı.Ve tüm sorumlulukları üstlenerek buratı arekete geçirdi.

İbrahim Ağa’nıın bölüğü o gece giyinik yatmıştı ve sabahın ilk ışıklarıyla birlikte düşmanın top sesleriyle uyanmakta idi.O gün çok şiddetli çatışmalar olmuştu ve kahraman ve gözüpek 57.alayımız tamamen şehit olmuştur.
O gün İbram Ağa ve Ian karşılaşmıştır.İbram Ağa tek başına 3 Anzak askerinin arasına dalmıştır.İkisini temizledikten sonra tek kalan Anzak askeri tüfeği İbram Ağa’ nın üzerine doğrulttuktan sonra ateş etmiş fakat tüfek ateş almamıştır.Ağa önce bir süngü darbesiyle kolundan yaralanır ancak Anzağın dizlerine sapladığı süngüyle Anzak hareketsiz kalır.Süngüyü Anzak askerinin boğazına dayar ve Anzak cebinden bir şeyler çıkarmak ister.İbram Ağa’nın kadını aklına gelir ve Anzak’ı öldürmez.
Ian hastane gemisine geldiğinde baygındı.

Ayıldığında ilk işi yanında duran İngiliz subayına bağırıp çağırarak Türklerin zalim ,acımasız değil aksine çok merhametli iyi yürekli insanlar olduğunu söylemek oldu.

İbram Ağanın kahramanlıkları önce bütün bölükte daha sonra tüm alayda duyuldu.Bu kanlı çarpışmalarda bölük komutanları şehit oldu ve Tk. Kom. Seyfi Tğm. Bölük komutanı oldu.İbram Ağaya kahramanlıklarından dolayı onbaşı rütbesi verdiler ancak takmak istemedi.

Bir hafta sonraki çarpışmalarda İbram Ağanın arkasında patlayan bombadan sıçrayan şarapnel bacağına saplandı,mangasını yalnız bırakmak istemedi ancak bacağını kaldıramıyordu.Bayıldı.
Gözlerini açtığında ameliyathane de idi.Hemen bacağını kontrol etti ve yerinde olduğunu görünce yeniden savaşacağı için çok mutluydu.Memet Çavuş yanındaydı ve “Geçmiş olsun onbaşım “der.İbram Ağa ise “Çanakkale askeerine rütbe gerekmez onlara Çanakkale askeri demek yeterlidir”cevabını verir.
20 gün sonra taburcu olduğunda bütün bölük ona sarıldı.Ancak o bölüğün yarısından fazlasını tanıyamadı çünkü hepsi yeni katılmıştı.
İbram Ağa parçalanan elbiselerini sier uvalıyla yamayan arkadaşlarınıgörünce gözleri dolar

O hastane iken ölülerin kokusundan dolayı 24 saat ateşkes olmuştu.Bu zamanda Türk ve Anzak askerleri arkadaş olmuşlardı.Anzaklar Tüklere hatıra olması için ceket düğmelerini ,Türkler ise madeni paralarını zaman zaman 10 m kadar yaklaşan mevzilerden birbirlerine atıyorlardı.Birbirleriyle işaretlerle anlaşmışlardı.
Türkler yakaladıkları Anzak askerlere su, yemek verip,ellerini yüzlerini temizlemişlerdi.İade edilen esirler bunları Anzaklara anlattılar ve Anzaklar İngiliz subaylara bağırıp çağırmaya başladılar hatta 10 gün selam bile vermediler.İngiliz subaylar Türkler gaz atacaklar deyip gaz maskesi dağıtacakken
Anzak askerleri Türkler mert adamlardır,yapmazlar demişlerdir.Ve maskeleri suratlarına fırlatmışlardır.

Dostluk esnasında Ian süngüleştiği ve İbram Ağanın kurtardığı Salih onbaşıyı tanır.Ona bir ay önce süngüleşirken üzerine atılan kahraman askeri,İbramAğa’yı sorar.Ve sonra ona hedie olarak gümüş kaplama bir saat verir.
Artık mevzilerden birbirlerine yiyecek atıyorlardır.
İbrahim Ağa bölüğün postasını tümene götürünce,tümen komutana hakkında çok şey bildiği İbrahim Ağa’yı görmek ister ve bir sorunu olduğunda hiç çekinmeden gelmesini söyler.

Kış bastırınca Anzaklar kendilerine depolar,sığınaklar hazırlar.Kışlık,yün elbiseler alırlar.Bizimkiler ise siper çuvalıyla yamalı elbise giymektedir.
Bir hafta sonra Anzaklar hiç farkettirmeden çekip gider.
Bölükler yavaş yavaş diğer cephelere gitmek üzere toplanırlar.
İbrahim Ağa hiç düşünmeden,direk koşarak tümen komutanının yanına gider.Tümen komutanı İbrahim Ağa’yı görünce çok sevinir ve arzusunu sorar.
İbrahim Ağa Çanakkalede kalmak ister.Nedenini soran komutana;”Burda yatan bunca şehidi soğukta,yalnız başına,öksüz gibi bırakmak istemediğini söyler.
Bu sözler çadırdakileri çok üzer ve etkiler.
Tümen komutana buna yalnız başına karar veremeyeceğini,isteğini yarın gelen Limon ve Sanders Paşa’ya bildireğini söyler.
“Olmaz komutanım.”der.”O ne de olsa bildirmez.Bilmez bunca yiğidimizin,şehidimizin acısını.”der.”Şehitlerimizin başında bir Alman’ın emriyle duracaksam durmak istemem zaten.”der.
Şehitlerimizin başında bir Alman ‘ın emriyle duracaksam durmak istemem zaten der ve çıkar gider
Bunun üzerine tüm komutanlar, İbram Ağa yı görmese de onun arkasından yani Çanakkale Askeri’nin arkasından hazırola geçip selam durdular

KİTABIN ANA FİKRİ

İngilizler Çanakkale Savaşı’nı topuyla,tüfeğiyle,gemisiyle,hiç sakınmadan harcadığı mermisiyle,buna karşılık Türkler ise sadece canıyla kanıyla yapmışlardır.Her ne pahasına olursa olsun bu vatanın bir karış toprağını bile düşmana vermemek için seve seve canlarını verecek kadar gözleri kara,yürekleri vatan sevgisiyle çarpmaktadır.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Kitap içinde yer verilen olaylar Çanakkale Savaşı’nda yaşanan en çarpıcı,en etkileyici olaylardır.Her birisi insanlığa ders verici,Türk insanının vatanseverliğini açıkça ortaya koyan olaylardır.
Kitap içindeki şahıslar ise Türk insanını sembolize eden savaşı bizzat yaşamış,İbram Ağa ve Kellerin Mustafa savaş gazileridir.

İbram Ağa:Baş kahramanımız.Tellallık yaparak tüm kasabanın sevgisini kazanmıştır.Savaşta da yaptığı kahramanlıklarla herkes tarafından takdir edilmiştir.

Kellerin Mustafa:İbram Ağa’nın çocukluk akkadaşı.Savaşa kadar birbirlerinden hiç ayrılmamışlardır.Savaşı bizzat yaşamış Çanakkale gazisidir.

Kiraz:İbram Ağa’nın nişanlısıdır.Evinin tek çocuğudur.Bu yüzden istediği kişiyle evenme şansı vrdır.

Ian Smith:Çanakkala Savaşı’nda Anzak askeridir.Bir çiftlikte araç bakım taparak geçimini sağlamaktadır.

Elizabeth:Ian Smith’in nişanlısıdır.Ian’ın komşu çiftiğinde hizmetçilik yapmaktadır.
Mehmet çavuş:Savaş sırasında ibram Ağa’nın çavuşudur.Savaş sırasında İbram Ağa’yla en çok o ilgilenmiştir.

Seyfi Teğmen:Savaşta İbram Ağa’nın bölüğünde önce takım komutanı daha sonra bölük komutanı şehit olunca bölük komutanı olmuştur.

KİTAP HAKKINDAKİ SAHŞİ GÖRÜŞLER

Kitap Çanakkale Savaşı’nda Türk milletinin vatanına koruma pahasına canını hiç esirgemeden verdiği mücadelenin hikaye biçiminde anlatımıdır. Dili sonderece sade,olaylar ve şahıslar belgelerden,araştırmalardan ve anılardan faydalanılarak ortaya konulmuş gerçeklerdir.Kitap aynı zamanda çok etkileyici ve akıcı.Her Türk vatandaşının özellikle biz harbiyelilerin okuması gereken, Çanakkale Savaşı’nı ilk defa hikaye biçiminde ele alan bir kitap.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Yazarımız Sezen Özol 1942 yılında Balıkesir-Gönen’de doğmuştur.İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de yüksek öğrenimini Ankara’da yapmıştır. Kitapta ismi geçen Kellerin Mustafa isimli Çanakkale gazisinin yakın akrabasıdır.Uzun çalışmalar sonucu ‘Çanakkale Askerine Rütbe Gerekmez’ isimli kitabı oluşturmuştur.

Devamını Oku

Çölde Bir İstanbul Kızı kitap özeti

Çölde Bir İstanbul Kızı

(Esat Mahmut Karakurt)

Konu

Arabistan çöllerinde yaşanan ilginç bir aşk hikayesidir.

Özet

Hasan Bey Arabistan çöllerinde ortaya çıkmış olan eşkiyaları ortadan kaldırmak için bu bölgeye askerleriyle birlikte görevlendirilir. Kızı Melike küçük yaşta annesini kaybetmiştir ve her alanda kendini en iyi şekilde geliştirmiştir. Nişanlısıda babasıyla gideceği için onlarla birlikte Arabistan çöllerine gitmek ister. Babasıda onu kıramaz.

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra çöle varırlar ama ortada ne bir çete ne de insan bulamazlar. Çevrede arama yaparlar ancak bir türlü başarılı olamamışlardır. Melike’nin canı çölde fazlasıyla sıkılır, babasından kendisini sıradışı, farklı bir yerlere götürmesini ister. Ancak babası buna şiddetle karşı çıkar.

O sırada bir asker yakın bir yerlerde bir han bulunduğunu ve buranın güvenli bir yer olduğunu söyler. Babası istemeyerek de olsa kızı ve damadına izin verir. Yanlarına da bir çavuş gönderir. Gerçekten de Melike tüm güzelliğini ortaya koymuş hana girdiği andan itibaren herkesin ilgisini üstüne çekmiştir.

Bu sırada büyük bir ses kopmuş herkes birden gelen adamın önünde diz çökmüştür. İçeri giren kişi çok yakışıklı ve herkesin korktuğu birisidir. Melike bu sırada ona tüm adamlarının önünde saygısızlık eder. Aziz buna dayanamaz ve kızı adamlarıyla birlikte kaçırır. Bu arada nişanlısı da kabile tarafından öldürülür.

Kızın cezası ise kabile kurallarına göre onu ele geçirenler arasından kura çekip onunla birlikte olmaktır. Melike çok gerizekalı ve yakışıklı olmayan birisiyle olmak zorunda bırakılmıştır. Ancak Melike onu öldürür ve kabile kurallarına göre onun cezası da ölümdür. Bu cezayı da infaz edecek kişide Aziz’den başkası değildir.

Önce bunu kabul edemez ancak kurallar kesindir. Sabah şafağa kadar onu öldürmek zorundadır. Fakat bu kendisi için çok zordur. Çünkü Melike’den hoşlanmıştır ve kız suçsuzdur. Kızla odaya girdiklerinde aynı şeyleri hissetmişlerdir. Tüm gece sevgiyle birbirlerini kucaklamışlardır.

Ancak sabah olmuştur onu artık öldürmek zorundadır. Tam o sırada babası kızını kurtarır ve Aziz’i de esir alır. Aziz yaptıklarından pişman olur, ancak çok geçtir. İstanbul’da hapise atılır. Fakat Melike’nin yardımıyla ordan kaçar ve mutlu bir yaşarlar…

Ana Fikir

Aşkın ferman dinlememesidir.

Şahıslar ve Olaylar

Melike bir subay kızıdır, hayatta her alanda başarılı olmuş, kendini beğenmiş birsidir. Hüseyin ise subay olup onun nişanlısıdır. Aziz ise çölde eşkiyaların başıdır.

Yazar Hakkında Bilgi

İstanbul’da 1902’de Şürayı Devlet üyesi Mahmut Nedim Paşanın oğlu olarak dünyaya gelen romancımız, 1977’de hakkın rahmetine kavuşmuştur. Diş hekimliği okulunu (1924), İstanbul Üniversitesi hukuk fakültesini bitirdi (1930). Gazetecilik ve Galatasaray lisesinde öğretmenlik yaptı. Politikaya atılarak Urfa’dan önce millet vekili (1957-60), sonra da senatör seçildi. (1961-66).

Aşk ve serüven romanlarıyla ün kazandı canlandırdığı gözü pek güçlü erkek kahramanlar aracılığı ile balkan savaşı ( Vahşi Bir Kız Sevdim ,1926 ) , I. Dünya Savaşı (Son Gece,1938) ,Kurtuluş savaşı (Allahaısmarladık,1936 ) dekorları içinde aşk ve kahramanlık konuları işledi.

Serüven, hareket niteliklerini duygusallıkla birleştiren romanları, Çölde Bir İstanbul Kızı (1926), İlk ve Son (1940), Erikler Çiçek Açtı (1952) devrik cümlelere, hareketli betimlemelere yer veren anlatımıyla dikkat çekti.birçok yapıtı filme alındı.

Devamını Oku

Çanlar Kimin İçin Çalıyor kitap özeti

Çanlar Kimin İçin Çalıyor

(Ernest Hemingway)

KİTABIN ADI : Çanlar Kimin İçin Çalıyor
KİTABIN YAZARI : Ernest HEMINGWAY
YAYINEVİ VE ADRESİ : Varlık Yayınları Ankara Caddesi / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : Mayıs 1996

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Nobel Ödülü Kazanmış Olan Amerikalı Dev Romancı Ernest Hemingway ‘İn İspanyol İç Savaşını Konu Olarak Ele Alan Romanıdır.

KİTABIN ÖZETİ

Roberto Jordan; sarı saçlı, rüzgar ve güneşle yanmış yüzü, ince yapılıydı. Çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz, Roberto Jordan ‘ın şimdiye kadar çalıştığı en iyi general olmasına rağmen, tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı.

Aşağıda yaşlı adam onu arabada beklemekteydi. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli bir görüntüsü vardı. Dağda Amerikalıya yardım edecek çetelerin hepsini tanıyordu. Gerçi çoğu işe yaramaz adamlardı ama tren işini iyi yapmışlardı. Kashlein görevini çok iyi yapmış, treni bölgedeki çetelerle beraber havaya uçurmuştu. Daha sonrada başka bir iş esnasında ölmüştü.

Yaşlı adam Roberto ‘yu köprüye götürdü. Köprünün iki yanında iki nöbetçi vardı ve biraz uzağında 7 askerin kaldığı bir karakol vardı. Dinamitleri, yarım saatlik uzaklıkta bir tepede olan Pablo’ nun yerine götürdüler. Ağaçların arasında olan bu yerde Pablonun dört atı vardı. Pablo 50 yaşını geçmişti, çok akıllı ve tecrübeli bir adamdı. Tren işinde o da vardı. Çingene, Fernando, eşi Pilar ‘da. Tren işi esnasında kurtardıkları Maria’ yı hepsi de taşımışlardı.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Pablo Cumhuriyetçiydi, çetelerin hepsi Cumhuriyetçiydi. Ama köprü işini öğrendiğinde Pablo ‘nun hoşuna gitmedi bu iş. Tren işi daha mantıklı idi. Onun kadar kampta sözü geçen Pilar, Roberto ‘yu destekleyince diğerleri de desteklediler. Pilar başkanlığı Pablo ’nun elinden aldı ve köprü için Roberto ‘ya yardım edeceğini söyledi. El Sordo (diğer çete reisi) ‘nun da yardım edeceğinden şüphe yoktu. Dağlarda yüzlerce adam olmasına rağmen El Sordo ‘nunkilerle beraber topu topu 18 kişi bulabilmişlerdi. Diğerleri güvenilir değildi. Köprünün imha edilmesinden dolayı Pilar ve Sordo adamlarıyla beraber bu bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklardı. O akşam Sordo gelmeyince ertesi gün Pilar ve Maria ‘yla beraber, Roberto Jordan El Sordo ‘nun yanına gitmeye karar verdiler. Maria trenden baygın halde kurtulmuştu. O zamanlar saçı tamamen kesilmiş olmasına rağmen, büyüdükçe Maria güzelleşmişti. Daha tamşah bir gün olmasına rağmen Maria ve Roberto birbirlerini sevmişlerdi. Pilar, Roberto ‘dan bu iş bitince kızı götürmesini istemiş, Roberto ‘da kabul etmişti.

El Sordo Cumhuriyetçi ruhunu dağlarda koruyan ender çete reislerinden biriydi. Roberto Jordan, El Sordo ‘nun kendisine yardım edeceğinden emin olmuştu. Altı at vardı. El Sordo, daha sonraki kaçış için gereken atları bulmak için gayret göstereceğini söyledi. Ne de olsa köprü işinden sonra buralardan gitmek zorunda kalacaktı.

Roberto, Maria ve Pilar akşama doğru barınaklarına döndüler. Pablo köprü işinden yana değildi. Roberto Jordan onu öldürmek zorunda olduğunu biliyordu. Diğer adamların hepsi de onun ölmesini istiyorlardı. Köprü işini bozabilirdi Pablo. Bir an mağaradan dışarı çıkan Pablo ‘nun kaçtığını düşündü herkes. Çünkü kaçarken birkaç dinamit lokumu da götürmüştü.

Roberto dışarıda yatmaya alışkındı. Gece bayağı ilerlemiş ve Maria ‘nın güzelliği onu büyülüyordu. Maria sıcacıktı. Bir ses üzerine arkaya dönünce Faşist Süvarilerden birini karanlıkların arasından zorda olsa seçebildi. Tabancasıyla onu vurdu. Tam kalbine gelmişti mermi. Diğer süvarilerinde gelmesi yakındı. Adamlarıyla beraber pusu kurdu ve kardan ayak izini takip etmesini beklediği diğer süvarileri bekledi. Süvariler bekledikleri gibi geldiler. Onları farketmemişlerdi, ama ilerlemelerine devam edip gittiler.

Silah sesleri Sordo ‘nun barınağından geliyordu. Atları satan Sordo ’nun yerini bulmuşlardı. Birkaç saat sonra silah sesleri kesildiğinde Sordo ve adamları ölmüştü.

Artık yalnızdılar. Andreas ‘ı, Roberto ‘nun verdiği notu götürmek için General Golz ‘un yanına gönderdi. Köprü sabaha uçurulacaktı.

Pablo gece yarısı beş abamla geldi. Pablo kaçamamıştı. İhaneti kendine yedirememişti. Roberto Pabloyu karşısında görünce ümitlendi. Köprü işi olabilirdi.

Pilar ve yanındakiler üstteki karakolu, Pablo yeni getirdiği beş atlı ile alttaki karakolu imha edecekti.

Uçakların bombaları sabaha karşı duyuldu, Anselmo ve Roberto köprüdeki iki nöbetçiyi öldürdüler. Roberto dinamitleri yerleştirirken acele edemezdi. Neredeyse başarmak üzereydi. Diğer iki karakoldan silah sesleri ardı ardına geliyordu. Dinamitleri yerleştirdi ve Anselmo ile beraber ipi germeden köprüden bir miktar uzaklaştılar. Pilar ve yanındakiler karakolu halletmişlerdi ama iki adamı ölmüştü Pilar‘ın. Roberto ipi çekti ve köprü ortadan ikiye ayrıldı. Gökden yağan demir parçalarından biri Anselmo ‘yu öldürmüştü. Yaşlı adam çok küçük gözüküyordu.

Pablo tek başına kurtulmuştu tanktan. Karakolu imha edememişlerdi ama Pablo tek başına kurtulmuştu. Artık herkese yetecek kadar at vardı. Maria çok seviniyordu, Roberto yaşıyordu. Atlarla hızla ilerliyorlardı. Pablo ‘nun kaçmak için çok güzel planları olsa gerekti.

Bayırı çıktıkça Roberto ‘nun atı yavaşlıyordu. Zavallı hayvanın nefesleri bile hızlanmıştı. Büyük bir gürültü ile Roberto ‘nun ayağı, düşen atın altında kalmıştı. Ayağı kırılmış ve kırık kemik Roberto ‘nun kaslarını yırtmıştı. Daha fazla ilerleyemezdi…

Devamını Oku

Cemile kitabı özeti

Cemile - Sultan Murat

(Cengiz Aytmatov)

KİTABIN ADI : CEMİLE – SULTAN MURAT
KİTABIN YAZARI : CENGİZ AYTMATOV
YAYINEVİ : ÖTÜKEN YAYINEVİ
BASIM YILI : 1990

KİTABIN KONUSU

Kitapta iki ayrı hikaye vardır. İlki bir aşk hikayesidir. Aşkı uğruna töreleri çiğneyen bir kadının hikayesi anlatılmaktır. İkinci hikayede ise savaştan dolayı köy ahalisinin çektiği sıkıntılar anlatılmaktadır. Ayrıca hikayenin kahramanının yaşadığı bir aşktan da bahsetmektedir.

KİTABIN ÖZETİ

CEMİLE

Bu hikaye bir Kırgız köyünde, savaş zamanında yaşanan bir aşkı anlatmaktadır. Hikayeyi olayın baş kahramanı Cemile’nin kocası Sadık’ın kardeşi anlatmaktadır. Cemile köyün en güzel kızlarındandır. Güzel vücudu ile bütün gençlerin gözdesidir. Cemile erkek gibi yetiştiğinden, ağzı çok sıkı laf yapan, en zor işlerin üstesinden gelebilen, cesur biridir. Cemile bir at bakıcısının kızı olduğu için çok iyi at kullanmaktadır. Bir ilkbahar günü Sadık Cemile’yi geçememiş, bu O’na pek ağır gelmiş ve bu yüzden Cemile’yi kaçırmıştır. Yani sevişerek evlenmemişlerdir. Savaş başlayınca, ancak dört ay beraber yaşayabilmişler ve Sadık askere alınmıştır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Uzun süredir savaşta olan kocasından ayrı kalan Cemile’yi yalnız kaldığı için köyün gençlerinin sarkıntılıklarına maruz kalmıştır. Sadık gönderdiği mektuplarda Cemile’ye çok az yer vermektedir. Cemile de kocasının bu yaptığına az da olsa bozulmaktadır. Cemile her gün kayını ile istasyona tahıl taşımaktadır. Onlara yardım için de Danyar adlı adam da katılır. Danyar, cepheden gelmiş bir savaş gazisidir. Tek ayağı topaldır, Cemile gelişen olaylar doğrultusunda Danyar’a aşık olur ve herşeyi göze alarak beraber kaçarlar.

SULTAN MURAT

Hikaye bir Kırgız köyünde, İkinci Dünya Savaşı sıralarında köylünün çektiği sıkıntıları, savaşın zararlarını anlatmaktadır. Sultan Murat’ın babası köyün birçok erkeği gibi savaştadır. Sultan Murat ailenin en büyük oğludur. Savaştan dolayı cephedeki askerlerin yiyecek ihtiyaçları için Sultan Murat ve dört arkadaşı Anatay, Erkinbek, Ergeş, Kubatkul tarlayı atlarla sürmek için okuldan alınırlar. Çünkü beş arkadaş ata binmekte ve tarla işlerinde diğerlerinden daha usta ve daha güçlüdürler. Bu beş arkadaş çok çalışıp tarlayı sürmek için gerekli hazırlıklaı tamamlarlar. Bu arada Sultan Murat da hiç aklından çıkaramadığı okul zamanı aşkı Mırzagül’e onu sevdiğine söyler ve iş başına koşar. Köyden uzaktaki tarlalarda uzun süre eve dönmeyecekleri Aksay’da toprakları beş güçlü atla sürmeye başlarlar. Beş arkadaş günlerini Aksay’da cephedeki askerlerin ihtiyacı için çalışarak geçirirler ve geceleri hepsi bir çadırda yatarlar. Ancak gece hırsızlar dört atı çalarak kaçarlar. Diğer atla da sultan Murat peşlerine düşüp hırsızlara yetişir, fakat silahları ile Sultan Murat’ın atını vurup uzaklaşırlar.

KİTABIN ANA FİKRİ

“Aşkın gözü kördür.” deyimini doğrulayan ilk hikayede gerçek aşıkların hiçbirşeyden korkmadan bütün tehlikeleri ve engelleri göze alabileceği vurgulanmaktadır. İkinci hikayede ise savaştan hiç kimsenin kazançlı çıkamayacağı, hem kazanan hem de kaybeden devletin halkının da çok eziyet çekeceğini belirtmektedir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Birinci Hikaye

Cemile atlardan çok iyi anlayan bir at bakıcısının kızıdır. Evinin tek çocuğu olduğu için erkek gibi yetişmiştir. Haksızlığa tahammülü olmayan, kimi zaman küfür dahi eden, erkek gibi kuvvetli, çok güzel ve kusursuz vücuduyla tüm gençlerin arzuladığı bir kadındır. Çok serbest ve bağımsız davranışlarıyla dikkatleri üzerine çekmektedir.

Danyar küçük yaşta öksüz kalmış ve sonra an tarafından akrabaları olan Kazakların yanına gitmiş ve uzun yıllar orada kalmıştır. Hayatın acılarını bolca tadan, öksüzlüğün ıstırabını bol bol yaşayan biridir. Çok yerler gezmiş, çobanlık, maden ocaklarında işçilik yapmış ve sonra da askere gitmiştir. Kamburdur ve savaşta sol bacağını sakatlamıştır. İçine kapalı sessiz bir hali vardır.

Köy töreleri ile yetişmiş bir kadın olan Cemile herşeye rağmen – özellikle de askerdeki kocasına- aşık olduğu Danyar’a kaçar, uzaklar giderler ve gerçek aşkın hiçbir kural tanımayacağını gösterirler.

İkinci Hikaye

Sultan Murat onbeş yaşındadır. Yürekli ve akıllı bir delikanlıdır. Mırzagül adında çok güzel gülümsemesi olan, kavak ağacı gibi ince ve uzun, yüzü kar gibi ak, gözleri karanlık gecede yanan dağ ateşinin alevleri gibi parlak olan kıza aşıktır.

Anatay ise onaltı yaşındadır, çok kuvvetlidir, babası savaşta ölmüştür. O da gizli gizli Mırzagül’ü sevmektedir.Erkinbek ailesini en büyük çocuğudur. Çok iyi yürekli ve güvenilirdir.Ergeş onbeş yaşında fikrini açıkça söylemeyi bilen ve tartışmayı seven birisidir.

Kubatkulbatır onbeş yaşındadır. Babası savaşta kahramanca çarpışarak ölmüştür.Tinaliev, bu beş kişilik gurubun yöneticisidir. Onlara ne yapmaları gerektiğini söyler ve öğretir. Eski bir paraşütçü komandodur, köy halkını savaşa destek için hareketlendirir.

Büyük bir hırsla ve başarıyla tarlayı süren bu beş kişilik gurubun atlarını hırsızların çalması bütün çabalarını mahvetmiştir. Tarlayı sürecek atları olmayınca büyük bir üzüntü yaşanır.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitapta yazar olayları sondan anlatmaya başlıyor. İlk hikayede bir tablonun başında eski bir anısını hatırlayıp anlatmaya başlayan yazar, yine tablonun başında hikayeyi bitiriyor. Böyle bir şey beklenmediği için hikayenin sonu okuyucuyu hayal kırıklığına uğratıyor. Hikayelerin sonu çok monoton ve sıradan bitiyor. Özellikle ikinci hikayede son yok. Hikaye çok acyip bir şekilde bitiyor ve hiçbir anlam verilemiyor. Hikayenin sonunda son kelimesi dahi kullanılmamış.

Çok basit bir şekilde anlatılan olaylar, okuyucuya hiçbir yorum yaptıramıyor ve okuyucuyu düşündüremiyor.Çevirmenin yaptığı hatalar akıcılığı mahvediyor.Ne bir Reşat Nuri GÜNTEKİN’in “Çalıkuşu” romanı gibi heyecanlı ve eğlenceli ne de Paulo COELCHO’nun “Simyacı” kitabı kadar düşündürücü. Bu niteliklerde olmayınca kitap çok sıkıcı oluyor.

Yalnız kitaptaki harika tasvirler ortamı insana çok güzel hissettiriyor.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Kırgız Türk romancısı. Kırgızistan’ın Şeker köyünde doğdu. Cumbul’da Baytar Okulunu (1946) ve Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nü bitirdi (1953). Deneme çiftliklerinde çalıştı. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde staj gördü. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu. 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği’ne üye kabul edildi. 1963′te Lenin Ödülü’nü aldı. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Kırgızistan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkesini Lüksemburg’da büyükelçi olarak temsil etti.

Ülkemizde bilinen ve en çok satan kitapları:

Toprak Ana, Elveda Gülsarı, Yıldırım Sesli Manascı, Yüzyüze – Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Dişi Kurdun Rüyaları, Cemile – Sultan Murat, Beyaz Gemi, Kızıl Elma – Oğulla Buluşma - Beyaz Yağmur – Asker Çocuğu – Deve Gözü – Cengiz Han’a Küsen Bulut, Kassandra Damgası.

Devamını Oku

Cinayet Nedeni kitap özeti

Cinayet Nedeni

(Patricia Cornwell)

KİTABIN ADI : Cinayet Nedeni
KİTABIN YAZARI : Patricia CORNWELL
YAYINEVİ VE ADRESİ : Altin Kitaplar Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : 1999

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Terk Edilmiş Bir Tersanede Bir Cinayet Olayı Olmuştur. Bu Cinayetin Nedeni Araştırılmasıyla Bir Grup Siyanist Terörist Açığa Çıkarılarak Yalanmıştır.

KİTABIN ÖZETİ

Yazar kitabı; İleri görüşlü editör olan arkadaşı Susanne Kirk’e hitaben yazmıştır. Yılbaşı gecesi, Virginin’de yıIın son cinayeti işlenmiştir. Adli Tıp Merkezinde çok sevilen araştırmacı gazeteci, dalgıç Ted Eddings’in cesedi Elizabath Nehri’nin soğuk sularında bulunur.

Polis memuru Marinp, kurbanın otopsisi için kurbanın yakın arkadaşı Dr. Kay Scarpetta’ya haber verir. Dr Kay cesedin bulunduğu terk edilmiş tersaneye gittiğinde kapıdan güvenlik görevlilerince engellenmeye çalışılır. Dr.Kay yetkilerini kullanarak, tersanenin kendi bölgesinde olduğundan burada işlenen bir cinayetin kendi sorumluluğunda olduğundan dolayı içeri girmeye başarmıştır. Tersanden sorumlu Albay Green’le görüşerek cesetin bulunduğu yere giderler. Ceset hala suyun altındadır. Çünkü Dr. Kay çıkarılmasını istememiştir, kendiside suya dalıp cesedi orada görmek ister. Böylelikle suya dalmaya başlamıştır. Bu arada FBI’dan dalgıçlar gelmiştir, onlarda Dr.Kay’ın suya dalması için ona yardımcı olurlar.

Dr. Kay suya dalmıştır, ama hiçbir şey görünmüyordur. Yalnızca bildiği tek bir şey vardır, oda cesedin, su yüzünden aşağı derinliklere kadar uzanan hortumun yanında olduğunudur. Cesedi hortum yardımıyla bulmuştur. Ama görmekte zorluk çekmektedir. Çünkü su o kadar yoğundur ki radyoaktif atıklardan dolayı bataklık gibi olmuştur. Daha sonra diğer dalgıçların da yardımıyla cesedi çıkarmayı başarmıştır. Böylece cesedi daha iyi inceleyebilecektir. Dr. Kay orada raporunu tuttuktan sonra cesedide alarak otopsi için çalıştığı Tiwedear bölge hastanesine götürmüştür. Burada asistanı Danny ile cesedi incelemeye başlamışlardır. Öncelikle dalgıç giysisini incelemişlerdir. Ama herhangi bir teknik problem bulamamışlardır. Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Daha sonra cesedin bütün organlarını incelemişlerdir, boğulma olmamıştır. Hiçbir yerinde yara bere izi yoktur. Bu durumda cesedin kaza sonucu değil öldürüldüğü ihtimali kesinlik kazanmıştır. Dr.Kay cesetten almış olduğu kan örneklerini tahlil için kan merkezine göndermiştir, artık beklemekten başka çaresi kalmamıştır. Akşam olmuştur evine gitmek üzere yola çıkar. Birden cep telefonu çalmıştır, arayan yeğeni Lucy’dir. Lucy FBI’da öğrencidir. Teyzesinin yanına izne gelmiştir. Telefonda teyzesine evde olduğunu söylerek sürpriz yapmıştır. Dr.Kay eve geldiğinde yeğni Lucy ile karşılaştığında çok sevinmiştir. Biraz olsun günün stresinden uzaklaşmıştır. Duş alıp yemek yedikten sonra birlikte sohbet etmişlerdir. Dr. Kay yeğenine olup bitenleri anlatarak durum değerlendirmesi yapmışlardır. Saat artık çok geç olmuştur, öylece koltuk üzerinde uyuyup kalmışlardır. Sabah olup kahvaltı yaptıktan sonra tahlil sonucunu öğrenmek için kan merkezine gideceklerdir. Dışarı çıktıklarında araba lastiklerinin parçalandığını görünce şok olmuşlardır.

Biraz öylece bekledikten sonra polis memuru Marino’yu arayarak durumu bildirmişlerdir. Memur Marino hemen Dr.Kay’ın evine gelmiş ve araştırma yapmaya başlamıştır. Daha sonra bir telefon daha gelir, telefonda polis merkezinden bir memur Dr.Kay’ın asistanı Danny’inin öldürüldüğü haberini vermiştir. Dr.Kay şok olmuştur ve korkmaya başlamıştır. Daha sonra polis memuru Marino’nun yardımıyla Dr.Kay ve yeğeni Lucy evi terketmişlerdir. Üçü birlikte kan merkezine giderek tahlil sonucunu almışlardır. Aldıkları sonuça fazla şaşırmamışlardır. Kanda aşırı derecede zehir çıkmıştır. Kurban zehirlenerek öldürülmüştür. Danny de aynı kişilerin öldürdüğü olasılığı büyüktür.

Dr. Kay, yeğeni Lucy ve polis memuru Marino bir cafeye giderek durum değerlendirmesi yapmaya başlar. Lucy bir ara tuvalete gider ama geri dönmez Dr. Kay meraklanmaya başlamıştır. Çok geçmeden bir telefon gelir Lucy kaçırılmıştır. Asıl istedikleri kişi Dr. Kay’dır. Dr. Kay’ın yeğenini görebilmesi için terk edilmiş Tersaneye gelmesini isterler. Dr. Kay tek başına Tersaneye gider ama üzerinde mikrofon vardır. Bu şekilde memur Marino onunla irtibat kurarak yerlerini saptayacaktır. Dr. Kay’ı Tersanede çok iyi ararlar ama mikrofonu bulamazlar. Dr. Kay yeğeni Lucy ile görüştürülür ama her ikiside öldürülecektir. Çünkü Lucy’i kaçıranlar bir grup siyonist teröristtir.

Liderleri olan Handel her şeyi anlatarak Dr. Kay’la yeğenini öldürmek için plan yapar., gazeteci Ted Eddings, yapmakta oldukları nükleer silahı ve dünyaya egemen olma düşüncelerini açığa çıkartmıştır ve tersaneden deliller toplamıştır. Bundan dolayı öldürmüşlerdir. Danny’de bu olaya bulaştığı için öldürürler ve Dr. Kay ve yeğeni Lucy’de öldürmek üzeredirler ama bu arada polis memuru Marino ve arkadaşları baskın yaparak teröristleri ele geçirmeyi başarmışlardır. Böylelikle cinayetin nedeni bulunmuş,teröristler ele geçirilmiş ve Dr. Kay ile yeğeni Lucy kurtarılmışlardır.

Devamını Oku

Cumbadan Rumbaya kitap özeti

Cumba’dan Rumba’ya

(Peyami Safa)

KİTABIN ADI : CUMBA’DAN RUMBA’YA
KİTABIN YAZARI : Peyami Safa
YAYINEVİ VE ADRESİ : ÖTÜKEN NEŞRİYAT A.Ş.
BASIM YILI : 1998

KİTABIN KONUSU

Kitap,Cemile adındaki genç ve güzel bir kızın,kötü yaşamından,bir anda Tahsin adındaki zengin bir adama rastlayarak kurtuluşunu ve birbiri ardına gelişen ilginç olayları konu almıştır.

KİTABIN ÖZETİ

Cemile,dikine doğru konuşan,aklına geleni söyleyen ve çok güzel bir kızdır.Bir gün,tramvayda parayı öderken,para üstünü alamazve ağzına geleni söylemeye başlar.O sırada orada bulunan Tahsin Bey,elli yaşında ,kibar kılıklı,duruma el koyarak paranın üstünü Cemile’ye verir ve Cemile ile tanışır.Tahsin Bey,çok zengin bir adamdır.Cemile’nin evine ertesi gün balo biletleri gönderir.Balo Beşiktaş İskele gazinosu’nda olacaktır.Cemile’nin ablası Şahende,uzun boylu,sarışın,yüzünün derisi cigara kağıdı kadarince ve beyaz,boynunun mavi damarları görünen zayıf ve sinirli bir kadındır.Baloya oğlu Altay’I da götürmeyi düşünür.Altay,yedi aylık,emzikli,kundakta birçopcuktur.Cemile,baloya Altay’ın gelmesine sinirlenmektedir;ama Şahendeye anlatamaz.Cemile ile Şahende ,baloya kundaktaki çocuğun gidip gitmeyecegi hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarından,sağa sola,konu komşuya sorarlar ve tüm mahalleye tartışma konusu yaratırlar.En sonunda,halkın sözünü dinlediğiHacı Kamil Bey’e sorarlar.Hacı Kamil Bey,edebini,terbiyesini,muhafaza etmek şartıyla bakire,seyyide,hamile,emziksiz,evli,bekar,kundakta yahut ihtiyar,genç,çoluk,çocuk,büyük,küçük herkesin gidebileceğini söyler.

Cemile ile Şahende ,eve dönerlerken,evin selamlık tarafına yeni taşınan kiracıları görürler ve Cemile kiracının genç oğlu ile göz göze gelir.’Şirin bir oğlana benziyor!’diye düşünür.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Birkaç gün sonra,Cemile Tahsin Bey’e gitmeye karar verir ve o gün Tahsin Bey’le sinemaya giderler.Cemile Tahsin Bey’in evli olduğunu öğrenir ve Tahsin Bey ,Cemile’yi otomobili ile evine bırakır.

Cemile Tahsin Beyin dediği gibi Taksi’de şöyle dayalı döşeli bir apartmanda metreslik hayatı yaşayacak olursa annesinin yüreğine inecekti.Biliyordu ki bu ev bir yangında yanacak olursa annesini sigortadan alacakları para üstüne mücevherlerin parasını da katarak bir apartman almaya razı etmek daha kolydı.Cemile bundan emindi.Hatta o kadar emindiki ;bunun için eve ateş vermeyi, annesin mücevherlerini satıp zorla O’nu buradan çıkartmayı düşünüyordu.

Gece yatsı ezanında annesiyle ablası yattıktan sonra Cemile sokağa çıkıp,evin dört tarafını dolaşırken kiracının bölüğündenlamba ışığını gördü ve içeriden genç erkek kahkahaları duydu.Kulağını kanada yaklaştırarak dinledi.Kendisi hakkında Selim,birçok şey anlatıtordu.Cemile,hayatında hiç güzelliğini bu çeşit tarif edene rastgelmemişti.Bir bahanesini bularak o gece Selim’le konuşmayı başardı ve tüm herşeyi anlatarak evi yakmak istediğini söyledi.Selim’den yardım istedi.Ancak Selim,sigortadan para alamayacağını söyleyince ,Cemile vazgeçti.Tahsin Bey’den,balo için aldığı biletlerden birisini Selim’e vererek,baloya gelmesini istedi.

Balo günü gelmişti.Cemile,Tahsin Bey’in aldığı esvabı giyince çok güzel olmuştu.Girişte ve girdikten sonra ,Altay başbelası oldu ve annesi Şahendeyi rezil etti. Baloya selim’de gelmişti.Üzerinde siyaha boyanmış,adi bir elbise vardı.Cemile,Tahsin Bey’iatlatarak Selim’le dans etti.Bunu kıskanan Tahsin Bey,Cemile yokken Selim’e bazı sorular sordu ve aralarında büyük bir tartışma çıktı.Sonuçta Cemile herşeyi ikisinede anlattı.

Cemile ,Tahsin Bey’I bırakarak Selim’le evlenmeyi planladı.Fakat,bir güm Selim’den ,babası Nail Bey’in hapse girdiğini ve beli bir miktar para gerektiğini duyunca,Selim’e parayı bulabileceğini söyledi ve Tahsin Bey’den parayı almaya karşılık ,ailesi ile birlikte Tahsin Bey’in tuttuğu evde kalmayı kabul etti.

Aradan günler geçti.Tahsin Bey,Cemile’ye hiç dokunmaz,O’na kültür hocaları tutar.Cemile,tüm bu hocalara ağzına geleni söyleyerek,onları evden kovar.Bir günTahsin Bey ,Memduh,Lili,Fazlı ve Ayetullah isimlerindeki birilerini eve getirir.Cemile bu kişilerden pek hoşlanmaz.Tahsin Bey, birkaç gün sonra Prensesin davet vereceğini ve oraya davetli olduklarını söyler.Davette birçok ilginç olay birbirini izler.Cemile’nin şiirler okuması,şair diye tanıtılması,Prensesin Cemile ile çok yakın olması…Sonuçta ,Cemile’ye bir telefon gelir.Eski oturduları Karagümrükte yangın çıktığı ve tüm mahallenin evsiz barksız kaldığı haber verilir.Cemile,olaya çok üzülür ve tam şiir okuyacakken ,tüm olyları anlatır;Tahsin Bey’I,Memduğ Bey’I,hayatını,yangını…Bunun üzerine Prenses ve birkaç davetli cemile’ye para yardımında bulunacakları hakkında söz verirler.

Cemile, hemen daveti terk ederek ,karagümrüğe gidip, müjdeyi tüm mahalleye haber verir,cebindeki paralarıda vererek bu gecelik idare etmelerini söyler.

Bu olaydan sonra Thsin Bey,tüm gerçekleri Cemile’ye anlatır.Çok önceden bir kızı olduğunu,trafik kazasında kaybettiğini,şu an evli olmadığını,Cemile’yi kızı gibi ğördüğünü,Şahende’yisevdiğini,Şahende’ninde O’nu sevdiğini,herşeyi…

Ve bir gün selim’in babası Nail Bey,Cemile’yi ziyaret eder ve Selim’in çok ağır hasta olduğunu, bu yüzden doktorun yurtdışına gitmesi gerektiğini söylediklerini;ancak bu şekilde iyileşebileceğini söyler.Tabiki Cemile buna karşı çıkar.

Cemile ,Selim’I kendisinin iyileştirebileceğine inanır ve inandığı gibi de bunu başarır.Sonuçta üç düğün birden olur.Memduh-nahide,Tahsin-Şahende ve Cemile-Selim.Herkes deli Cemile’nin hepsinden akıllı olduğunu o gece öğrenir.

KİTABIN ANAFİKRİ

Kitapta, bu dünyada hiçbirşeyin imkansız olmadığı, birgün biryerlerde çok istediğimiz hayatın bizi beklediği anlatımaktadır.

KİTAPTAKİ ŞAHISLAR

Karagümrüklü cemile:olyların baş kahramanı.

Saraç ibrahim efendi:babası,

Selim:yeni kiracı

Nahide:Selimin eski kızarkadaşı,

Şahende:Cemilenin ablası,

Altay:Şahendenin çocuğu,

Ali:Tahsin beyin şöförü,

Halime:Selim’in yengesi.

Mebrüke: Tahsinin kızı.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERİM

Kitap çok akıcı bir özelliğe sahip,bir kere okumaya başladığınızda bitirene kadar içinizi büyük bir merak sarıyor.ayrıca ben birçok yeni kelime öğrendim bbuda tabiki kitabın iyi bir yanı.Herkese tavsiye ediyorum.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Peyami safa,istanbul da 1899 yılında doğdu.Servet’I fünun şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur.İki yaşındayken Sivasta sürgünde bulunan babasını kaybetti.Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması,13 yaşında iken hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul öğrenimi görmedi.
Devamını Oku

Cadı kitabı özeti

Cadı

(Hüseyin Rahmi Gürpınar)

KİTABIN ADI: CADI
KİTABIN YAZARI: HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR
YAYINEVİ VE ADRESİ: Özgür Yayınları Ankara Cad. 31/2 Cağaloğlu-istanbul.
BASIM YILI: Altıncı Basım/ Ekim 1996

KİTABIN KONUSU

Binnaz Hanım, öldükten sonra dirilerek, ölümünden sonra hemen evlenen kocası Naşit Nefi Efendi’ye yaşamı zehir eder.

KİTABIN ANA FİKRİ

Hüseyin Rahmi’nin, metafizik bir polisiye biçiminde başlayan ,sonunda olayı akılcı bir çözüme bağlayan Cadı romanında, evlilik kurumu kadar, metafizik dünya görüşüde eleştirilmektedir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Eser batıl şeylere inan ve bir takım fantastik unsurların etkisinde kalan tipleri, ruhçuluk ve bu nedenle ruhçuluğa inan kimselerin geçirdikleri sarsıntıları konu almaktadır.

KİTAP YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Romanımızda doğalcılığın ve gerçekçiliğin en önemli kavşaklarından biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, sanat yaşamı boyunca hep aklın ve mantığın yanında olmuş; romanlarıyla , öyküleriyle, yazılarıyla, toplumun çağdaşlaşması yolunda. Yobazlığa,gericiliğe,bağnazlığa, sömürücülüğe karşı savaşmıştır. Onu böylesine verimli, çok okunan bir yazar yapan da bu özelliği olmuştur. Hüseyin Rahmi, Türk topllumunun büyük bir dönüşüm sürecine girdiği bir dönemde, yani doğru zamanda ortaya çıkmış bir düşünür-yazardır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

YAPITLARI

Roman: Şık (1889), İffet (1896), Mürebbiye(1899), Bir Muadele-I Sevda (1899), Tesadüf(1900), Nimetşinas (1901), Şipsevdi (1911), Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912), Gulyabani (1912), Cadı (1912), Hakka Sığındık (1919), Toraman (1919), Hayattan Sayfalar (1919), Son Arzu (1922), Cehennemlik (1924), Efsuncu Baba (1924), Ben Deli miyim? (1925), Billur Kalp (1926), Tutuşmuş Gönüller (1926), Evlere Şenlik Kynanam Naasıl Kudurdu? (1927), Muhabbet Tılsımı (1928), Mezarından Kalkan Şehit (1929), Kokotlar Mektebi (1929), Şeytan İşi (1933), Utanmaz Adam (1934), Eşkiya İninde (1935), Kesik Baş (1942), Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür (1943), Ölüm Bir Kurtuluş mudur? (1946), Deli Filozof (1964), Acı Gülüş (1967), Namuslu Kokotlar (1973).

Öykü: Kadınlar Vaizi(1920), Meyhanede Hanımlar (1924), Namusla Açlık Meselesi (1933), Katil Buse (1933), İki Hödüğün Seyehati (1933), Tünelden İlk Çıkış (1934), Gönül Ticareti (1939), Melek Sanmıştım Şeytanı (1943), Eti Senin Kemiği Benim (1963).

Oyun: Hazan Bülbülü (1916), Kadın Erkekleşince (1933), İki Damla Yaş (1973), Tokuşan Kafalar (1973).

KİTABIN ÖZETİ

Fikriye Hanım kocasını öldükten sonra, küçük kızıyla birlikte dayısının evine yerleşmiştir. Bu durumdan pek hoşnut olmayan Emine Hanım daha kocasını toprağı bile kurumadan Fikriyeyi başka biriyle birlikte evlendirip başından savamanın planlarını yapmaya koyulmuştur. Bunun için çöpçatan kadınlara bol miktar paralar adadı. Bir gün Fikriye’ye hayırlı bir kısmet bulundu.Görünürde zengin hali vakti yerinde kalem müdürü Naşit Nefi Efendi’nin iki çocuğundan sonra başka bir pürüz görünmüyordu.Ancak Fikriye’nin de küçük kızı olduğu için bu sorun pek önemli değildi.

Aslında daha büyük sorunlar ve pürüzler vardı. Naşit Efendi’nin ilk karısı Binnaz öldükten sonra ruhlar aleminden yalıya ziyaretler yapmaya başladığı rivayet ediliyordu. Buna dair çok kuvetli kanıtlar vardı. Naşit Efendi’nin ikinci karısının esrarlı bir şekilde yalının bahçesinde ölmesi, üçüncü eşininde evi terk etmesi cadı söylentilerini güçlendiriyordu. Emine Hanım bu söylentilere rağmen Fikriye’yi, Naşit Efendi ile evlendirmeye kara vermişti. Hiç bir şeyden haberi olmayan Fikriye dayısını ve yengesinin isteklerine boyun eğdi. Ancak söz kesildikten sonra dedikodular daha yoğunlaştı ve Fikriye cadı olayını duyduktan sonra sözden vazgeçti. Ancak yengesi ve çöpçatan kadın bunların Naşit Efendi’ye atılmış iftiralar olduğunu söyleyerek Fikriye’yi kandırdılar.

Bir gün eve Habibe Hanım adında eski dostlarından eli değnekli,yaşlı bir konuk gelir. Fikriye Hanım’a yapılan bu kötülük karşısında susamıyacağını belirten Habibe hanım Naşit Efendi’nin üçüncü eşinin yanına gidilmesini teklif eder.Teklif Emine Hanım ve çöpçatan kadın tarafındanada onay görür ve ertesi gün hazırlanılır ve Şükriye Hanım’ın evine gidilir.Şükriye Hanım iyi bir eğitim görmüş,kibar,güzel ve okumuş bir hanımdır. Naşit Efendi’nin yalısında geçirdiği günleri kaleme almış, bu konuda bir kitap yazmıştı.Şimdiyse yazdıklarını konuklarına aktarıyordu.

Şükriye Hanım babasının batıl inançların saçmalığı konsunda yaptığı konuşmalardan sonra Naşit Efendi ile evlenmeye karar vermişti.Ancak cadı hakkındaki dedikodular ve ikinci eşin başına gelen esrarlı ölüm onun içindeki korkuyu atamamasına yol açmıştı. Naşit Efendi kibar bir İstanbul beyefendisiydi.Üstelik Şükriye’den de hoşlanmıştı.Ona karşı kibar davranıyordu. YalıRumeli sırtlarındaydı.Yalıda erkek hizmetlilerden başka. Emektar hizmetçi İrfan kadın,Naşit Efendini çocukları Nesip ile Ragibe çocukların bakıcısı Gülendam ve Şükriye Hanım’ın yatalak kaynanası vardı.

Nesip ile Ragibe gayet şımarık çocuklardı üstelik yalıda onlara kimse ses çıkaramıyordu.Şükriye hanım çocukların yanında her zaman türlü türlü yemişlerin, en pahalı şekerlemelerin bulunduğunu farketi.Çocuklara bunların kim tarafından getirildiğini sorduğunda Cadı annemiz karşılığını aldı.Buna şaşıran Şükriye yalıda bu yemişlerin kimin tarafından alındığına dair bir arştırmaya koyuldu.Hiç kimse şekerlemelerin kimin tarafından alındığını bilmiyordu.Sağlıklı bir sonuca ulaşamayan Şükriye’nin, cadı konusundaki şüpheleri biraz daha artı.

Öncelikle Gülendam’ın ağzını aradı ancak burdan bir sonuç alamadı.Daha sonra İrfan Kadın’dan bu konuda bir kaç şey öğrenebildi.İrfan Kadın’a göre Binnaz Hanım’ın ruhu yalıyı dolaşıyordu ve çocuklara yemişleri Binnaz’ın ruhu getiriyordu.İrfan Kadın bir kaç kez cadıyı görmüştü. Üstelik ikinci eşin ölümüyle cadının bir ilgisi vardı.İkinci eş çocuklara iyi davranmaması yüzünden cadı tarafından cezalandırılmıştı.İrfan Kadın Şükriye Hanım’a çocuklara iyi davranması konusunda öğüt verdi.

Artık Şükriye’nin cadını varlığı konusunda şüpheleri iyice artmıştı.Bu konuyu kocası Naşit Efendi ile konuştular. Naşit Efendi olaylara mantık çerçevesinde bakıyor, bunların kendilerinin bilmediği görünmez bir düşman tarafından yapıldığını savunuyordu. Ancak her geçen gün cadının varlığı konusunda kanıtlar çoğalıyor.Naşit Efendi cadıyı inkar etsede Şükriye Hanım’ın şüpheleri her geçn gün artıyordu.
Naşit Efendi’den başkasının açmasının imkansız olduğu kasadan Binnaz Hanım’ın mücevherleri alınıp Binnaz Hanım’ın yazısıyla bir not bırakıldıktan sonra Şükriye artık cadının varlığına tammiyle inanmıştı.Artık cadı hakkında ileri geri konuşulmuyor aziz ruh deniliyordu.Ölmekten korkan Şükriye Hanım aziz ruhun adına her gün yasin okuyor Binnaz Hanım’ın adını saygıyla anıyordu. Bu saygılarını göstermek içn yalı halkı Binnaz Hanım’ın kabrini ziyarete karar vermişti.

Hisar mezarlığındaki kabir çevresi kalın parmaklıklı bir kafes içindeydi.Kabirin tek anahtarıda Naşit Efendi’deydi ve kabirin içine hiç bir yabancı giremezdi. Kabir içine girdiklerinde onları mezarın üzerinde kalemle yazılmış mutasavvıfça bir şiir bekliyordu. Bu şiirin dışardan biri tarafından yazılması çok güçtü.Onlar bu şiir hakkında yorum yaparken. Mezarın başında duva okuyan, okul inşatında çalıştığını öğrendikleri bir ırgat başıyla karşılaştılar. Irgat başı duva okumasını sebebini Binnaz Hanım’ın ruhunu görmesine bağlayınca, artık cadını varlığı konusunda şüphe kalmamıştı.Ancak Naşit Efendi neye inanacağını şaşırmış vaziyeteydi.

Sonraki günlerde Naşit Efendi çeketinin cebinde bir not buldu. Not Binnaz Hanım’ın el yazısıyla yazılmıştı.Notun içeriği Binnaz Hanım’ın niye geri geldiği ile ilgili sırlara cevap veriyordu.Daha sonra bir medyuma danışmaya karar verdiler ancak medyum cadının varlığını kabul etmesine rağmen cadının çok güçlü olduğunu.Bu konuda kendisnin yapacak bir şeyiolmadığnı, canlarını seviyorlarsa cadının isteklerini kabul etmelerini söyledi.

Kocasından ayrılıpğ baba evine gitmek isteyen Şükriye’yi babası caydırdı. Yalıya tabancasıyla gelen babası korkmaması gerektiğini ona bugün çocuklardan birini dövmesini cadı gelirse onu vuracağını böylece cadı yalanın biteceğini söyledi.Şükriye babasının dediğini yaptı ve çocukları tokatladı.Şükriye ve babası cadıyı beklemeye başladılar. Kahvelerini içtikten sonra uykuya dalan baba,kız cadının gürültüsüyle uyandılar. Binnaz Hanımın ruhu karşılarındaydı. Babası Ateş etti ama ruha bir şey olmadı, her ikiside bayıldılar.Ayıldıklarında neyseki ufak tefek şeyler dışında pek bir şeyleri yoktu. Cadının varlığını kabulenen baba ve Naşit Efendi Şükriye’nin ayrılma kararına karşı çıkamadılar.

Şükriye kitabını kapatı ve anlatacaklarını bitirdi.Fikriye evlenmekten caydı. Emine Hanım’ın ise buı karar karşısında diyecek pek bir şeyi yoktu. Cadı dedikoduları tüm İstanbul’a yayılınca Naşit Efendi evlenecek bir eş bulamadı.Çocuklarını büyütü evlendirdi.Kendisi de artık daha küçük bir eve yerleşti.

Artık mektuplar ve cadı görünmüyordu. Eve daha sonra bir bir zarf geldi.Mektup eski yalı komşusu Rahmetli Aramdil Hanım’ın büyük oğlu Kadir Beyden geliyordu.Mektup her şeyin iç yüzünü ortaya koyuyordu.Cadı diye bir şey yoktu. Aramdil Hanımla, Binnaz Hanım çok iyi dostular hangisi önce ölürse birbirlerine çocuklarını emanet etmişlerdi.Aramdil Hanım, Binnaz Hanım’a verdiği söz doğrultusunda ,Naşit Efendi’nin evlenmesini engelleyerek çocukları üvey annelerinin şerinden korumak istemişti. Bunun için farketirmeden yalının üstünden kendi yalısına bir kapı,altındanda bir tünel yaptırmıştı. Avrupada heykel tıraşlık eğitimi almış küçük oğlunada Binnaz Hanım’a benzeyen bir kostüm yaptırmıştı.Her şey Kadir Bey’in yalıyı yıktırmasıyla ortaya çıkan geçitler ,annesinin sandığındaki Binnaz Hanım’ın elbisesi ve Aramdil Hanım’ın notlarıyla açıklığa kavuşuyordu.

Cadının omadığı artık kanıtlanmış,bütün gerçekler ortaya çıkmıştı. Naşit Efendi gazetelere gerçeklerle ilgili ilan vermesine rağmen Cadı dedikodularını önleyemedi.Bir daha asla kendine bir eş bulamayan Naşit Efendi ömrünün sonuna kadar yanlız yaşadı.

KİTAPTAKİ KİŞİLER

Naşit Nefi Efendi : Kalem müdürü olarak hali vakti yerinde bir İstanbul beyefendisi.
Binnaz Hanım : Naşit Nefi Efendinin eceliyle ölen ilk eşi. Ruhlar aleminden yalıya ziyaretleri yaptığı sanılan cadı.
Şükriye Hanım : Bir kaza sonucu yalının bahçesinde ölen Naşit Nefi Efendi’nin ikinci eşinden sonraki eşi.
İrfan Kadın :Yalının emektar hizmetçisi.
Gülendam : Çocukların bakıcısı.
Nesip İle Ragibe : Naşit Efendi’nin ilk karısından olan çocukları.
Fikriye Hanım : Naşit Efendini dördüncü eş adayı. Tek çocuklu taze dul.
Emine Hanım : Eşi öldükten sonra evine yerleştiği dayısının eşi.
Aramdi Hanım: Yan yalının sahibi Binnaz’ın ölmeden önceki en iyi arkadaşı.
Kadir Bey : Aramdil Hanım’ın büyük oğlu. Esrarı açıklığa kavuşturan kişi.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitapta metafizik ve karmaşık bir olay üzerinde durulmasına rağmen genelde toplum üzerideki tahliller dikkati çekmekte. Bununla birlikte bu tahliler okuyucuyu esas konudan uzaklaştırıp bu tahlilere yöneltmekte.Bundan dolayı esas olaylar,gerilim,akış bir anda durağanlaşmakta okuyucuyla konu arasındaki etkileşim kesilmektedir.
Kitapta yazar, akılcı çözümün dışına çıkmamış kitabıda akılcı bir çözümle bitirmiştir. Kitap tahlilleri,olayları değerlendirişindeki akılclıkla; getirdiği sosyal,toplumsal,psikoljik eleştirilerle iyi bir eser olarak nitelendirilebilir. Ancak eser konu olarak gerilim tarzında olmasına rağmen bunu için gerekli muhteva,akış ve etkiliyeceliğe sahip değildir. Şuda unutulmamlıdırki tür olarak gerilim tarzı roman dünya edebiyatındaki türdaşlarına nazaran Türk romancılığında gelişmiş bir tarz değildir.

Devamını Oku